Hayrettin Karaca: ‘Şili’den gelirler ama Samanlı Köyü’nden gelmezler’

Toprak Dede sitem, ‘Şili’den gelirler ama Samanlı Köyü’nden gelmezler’

Bundan tam yirmi yıl önce 11 Eylül günü mütevazi bir biçimde doğa ve toprağın korunması amacıyla yola çıkılan, bugün Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşu haline gelen TEMA Vakfı’nı,  TEMA Vakfı’nın ve Türkiye’nin ilk özel arboretumu  Karaca Arboretumu’nun  kurucusu ve Birleşmiş Milletler Çevre Ödülü sahibi; saymaya zorlandığımız özellikleriyle, toprağa verdiği değerle sembolleşen çocukların ‘Toprak Dedesi’ Hayrettin Karaca’yla toprak sevgisini, Yalova’ya olan bağlılığını, Karaca Arboretumu, yeni yasayla yürürlüğe giren yabancılara mülk satışını ve TEMA’nın gelecek hedeflerini, Karaca Arboretum’unda bulunan  ve her tarafı kitaplarla ödüllerle dolu evinde, çok sevdiği kırmızı kazağıyla ve eşsiz bilgeliğiyle birlikte TEMA’nın kuruluş günü olan 11 Eylül gibi anlamlı bir günde masaya yatırdık.

Sayın Karaca, TEMA Vakfı’nın resmi kuruluş tarihi 11 Eylül 1992. Yani bundan tam yirmi yıl önce başladığınız yolculukta, bugün Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşu haline gelen TEMA’nın böyle büyüyeceğini tahmin eder miydiniz?  Halk tarafından bu kadar benimseneceğini  gönüllü sayısının her geçen gün artmasını… Neler hissediyorsunuz bugün 20. kuruluş yıldönümünde en büyük sivil toplum kuruluşu şu anda TEMA ?

TEMA neden kuruldu? Yani bu girişime nasıl başladık? Başlangıç kısmı çok önemli benim için. Türkiye’yi geziyorum, sebebi kuracağım arboretum için bitki örnekleri arıyorum, köylerde, dağlarda, bayırlarda… Türkiye’yi karış karış gezdim tabii köylerini gezerken, bu gezim sırasında aradıklarımı bulamadım. Baktım bitki çiçekte belki de tektir, nesli tükenmesin diye almak istemedim. Bitki doğada nerde onu unutmam, tekrar gittim sonbahar gelmiş tohumlarını dökmüş bu çiçek. Bir bitki için üç dört kere gittim tohumları almak için. Zamanla gezdiğim gördüğüm yerlerde baktığım bitkilerin yerinde olmadığını gördüm. Korkunç, güzel şeyler kalmamış.

O zaman anladım ki erezyon, toprak kayması doğayı nasıl tehdit ediyor. Benim erezyonla tanışmam böyle oldu, erezyonun etkilerini böylece gözlemlemiş oldum. O yıllarda İstanbul Kadıköy’de Türkiye Doğasını Koruma ve Yeşillendirme Derneği’nde üyeydim. Sözüm dinlenmeye başladı, ben bu konuda bilgilenmeye gayret ediyorum, fabrikamda 1965’te sera yaptım gezdiğim yerlerden topladığım bitkilerle. Aslında kendimi doğaya vermemin bir sebebi de kekemeliğimdi. Ben ilkokula 1929’da Latin Harfleri ile başladım. Kendimi dışlanmış hissettiğim için kekemeliğim beni doğaya yönlendirdi. Hayattaki başarımı kendime olan inancıma borçluyum. En büyük kuvvet inançtır, bir yoksa iki olmaz. Vehbi Koç ve Nihat Gökyiğit’le birlikte TEMA Vakfı’nı kurduk. Köy köy, ev ev gezerek erezyonu anlattım. TEMA’nın kuruluşu böyle oldu. Bugün TEMA’nın 450.000 üyesi var. Bizim TEMA olarak hedefimiz on milyona ulaşmak.

TEMA’nın gelecekteki hedefleri neler?

TEMA’yı gençleştirmek hedeflerimizin başında geliyordu. Çünkü bizler bugün varız yarın yokuz. TEMA’nın genç kuşaklara teslim edilmesini onların bayrağı devralmasını kendi gözlerimle görmek istedim. Şu anki yapılanmamızda birim başında olan arkadaşlarımızdan otuzbeş yaşından büyük kimse yok. Genç arkadaşlarımız dünyada bu işi yapan insanlarla irtibat halindeler. Ben okul okul geziyorum, canavar gibi bir gençlik geliyor, ben gelecek nesilden ümitliyim. Şu anda TEMA’nın 550 temsilciliği var, bunlardan seksen-doksan şube çok hızlı çalışıyor, diğerleri kendi imkanlarıyla sürdürüyor çalışmalarını.

TEMA’nın çekirdeğini gençler oluşturuyor. Dünyada en az on bin bu işi yapan insanla birlikte olacağız. Dünya hareketi başlatacağız. Anadolu’dan ümitliyim. TEMA, BM’nin bir unsurudur. Akredite oldu, 4- 5 yıldır, BM’in bir kuruluşu, doğa ve çevre üzerindeki her konuda sorumluluk sahibi ve oy hakkı vardır. BM’de ‘Toprak ve Hayat’ yarışmasına 154 katılımcı oldu. TEMA da katıldı. Büyük devletlerin bakanlıkları da katıldı. İlk ona girdik, 10 katılımcı içinde de TEMA birinci oldu. 42’ye yakın uluslararası ödül aldım. Ama bunu kimse bilmez, çünkü benim için ödül önemli değil.

Sizin için toprak neden bu kadar önemli? Size ne anlatıyor?
Çocuklar bile sizi ‘Toprak Dede’ olarak tanıyorlar?

Toprak yoksa nefes yok, nefes alamazsınız. Bu ne demek, hava almamız için gerekli olan oksijeni yaprak yapıyor. Yaprak nerde bitkide, bitki nerde toprakta, toprak yoksa hiçbir şey yok. Toprağın üstünde bitki olması lazım akan yağmur toprağı götürmesin, toprak her şeydir. Su-hava-toprak birbirinden ayrılmaz, yaşayan mahlukların mutlaka ihtiyacı vardır. Toprak yoksa hayat yok, dünya toprakları yok olup gidiyor.

Yalova’ya olan bağlılığınızı biliyoruz, burada Türkiye’nin ilk bitki müzesi Karaca Arboretum’u kurdunuz. Yalova sizin için ne anlam ifade ediyor?

1946’dan beri Yalovalıyım. Aslında Yalovalı olmamı da babama borçluyum. Şöyle anlatayım size. Babama bir borçlu var, ama bu borcunu ödeyemiyor. Babam da ödeyemezsen kalsın ne yapalım demiş. Ama adam kabul etmiyor, borcunu ödeyecek bir şekilde. Benim Yalova’da otelim var demiş, borca karşılık onun yerine otelim var onu vereyim demiş. Babam burayı zorla alıyor istemeyerek,  üç dört katlı bir yer Karaca Cafe’nin olduğu yerde şimdiki. Babam orayı yaptı ondan sonra da beni rahatsız etmeye başladı.

Babam bütün işini bana devretti. Bana karışıyor, işlerime, askerliğimi yaptım. Daha sonra babam 27 dönüm bu arboretumun olduğu araziyi aldı, bataklıktı o zaman. Kavak ağacı dikecek. TİGEM Müdürü o zamanlar babamın arkadaşının oğlu. Meyve ağacı dikelim önce diyor. Babam vefat edince burasını paylaşamıyoruz bir türlü. Bana da burası düştü. Bakacak vaktim yoktu. Meyvecilikle başladım. Bodur anaç fidanları getirdim, devlete verdim. Ekonomik olacak meyveciliğe ağırlık verdim. İşçi bulamadım o zaman burasını değiştirdim. Arboretum yapmaya karar verdim.

Yalovalılar Türkiye’de ilk ve tek olan bu özel arboretumu yeterince tanıyor mu, sizce?

Yalovalılar’dan nedense ilgi yok buraya, öyle görünüyor. Buraya dünyanın her tarafından insanlar geliyor, incelemek için. Daha geçenlerde Güney Amerika’dan Şili’den geldiler buraya inceleme yapmak için. Dünyanın bir ucundan Yeni Zelanda’dan geldiler ama Samanlı Köyü’nden gelmezler. Bir ödül aldık, Karaca Arboretumu olarak, 15 yıldır verilmeyen bir ödüldü, bu ödül Karaca Arboretum’a verildi. Ama ben anlayamıyorum, Yalovalılar nedense yeterince ilgi göstermiyorlar buraya.

Adı toprakla özdeşleşmiş toprak tutkunu bir insan olarak yabancılara mülk satışını toprak satışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’yi sermaye idare ediyor. Bunun karşısında durmamız lazım. İnsanlarımız bu bilinçle hareket etmeli. Karar verdim dünyayı ben kurtaracağım, Anadolu kültürünü kullanarak. Global ekonomi var durduğu zaman kriz oluyormuş, büyüme duruyormuş. Büyümesin ne olacak. Büyümesi için bana ihtiyacı var, ben olmazsam büyüyemez. 2006 yılında dünya ulusları reklama 460 milyar dolar ödediler. Modaya karşıyım, her yıl böyle şey olmaz. Reklam yapıyorlar, bunun parası kimden çıkıyor,  bizden. Büyürken de ona yardımcı olan bizleriz. Ben kendi kendimin katiliyim. Yaşamak istiyorsan sana hayat verenleri yaşatacaksın, tüketmeyeceksin.

banner137

banner138