Otuz beş yıl evvel tütün ekilirdi Yalova’nın bazı köylerinde . Hatta o köylerde yaşayan insanların en önemli geçim kaynaklarından biriydi tütün. Ancak çok meşakkatli bir işti tütün yetiştiriciliği. Üretim başından, pazarlanana kadar 13 aylık uzun bir zaman dilimi ve çok aşamalı uğraş gerektiriyordu.
Bu yazımda sizlere , hatırladığım kadarıyla; bu uzun ve meşakkatli tütün yetiştiriciliğini anlatmaya çalışacağım.
Bir yıl evvel tütün bitkisinin en tepe noktasında bulunan fındık büyüklüğündeki tohumluklardan tohumlar alınırdı. Rutubetsiz bir yerde bekletilirdi. İncir çekirdeği büyüklüğündeki bu tohumlar mart ayı geldiğinde bahçelere ; ocak denilen 1 metre genişliğinde 5-6 metre uzunluğunda hazırlanan yastıklara serpilirdi. Üzerine odun külü ile karıştırılmış çok inceltilmiş toprak, ince bir tabaka olarak örtülürdü. Onun üzerine de yine çok ince bir tabaka olarak yanmış hayvan gübresi yayılırdı. Daha sonra bu tohumlar çimlenip 5-6 cm. boyuna gelene kadar sulanırdı. Sulama işi, hortumun ucuna suyu yağmurlama şekline getiren sepki denilen bir aparat kullanılarak yapılırdı. . Fideler yetiştiğinde tarla dikim için hazırlanırdı. Sürülür , tırmık çekilir, toprak inceltilirdi. Şimdi sıra birbirine paralel ve birbiri ardına açılan çizgi şeklinde bir karış derinliğinde fide ekim kanallarının açılmasına gelmiştir. Gün doğarken fideliklerden sökülen tütün fideleri açılan bu çizgi karıklara 20 santim ara ile dikilir, dikilen bu fidelere can suyu verilirdi .Eğer yakında su varsa hortumla sulanır yoksa dereden veya kuyudan fıçılarla at , eşek üzerinde taşınan su , dikilen bu fidelere can suyu olarak verilirdi.
Tarlaya dikilen fideler bir süre sonra boy atar yaprakları bir el büyüklüğüne gelir. Artık tütün kırma işi başlar. Sabah gün doğarken tarlaya ailece gidilir. Gün doğup bir iki adam boyu yükseldiğinde tütün yaprağı toplama işine son verilirdi. Tekrar eve dönülür , kahvaltı yapılır. Toplanan tütün yaprakları ipe dizilecektir şimdi. 7-8mm. eninde 30-35 cm. boyunda , bir ucu sivri , bir ucu delikli tütün iğneleri ile sap kısmına batırılarak dizilen tütün yaprakları , 3m kadar kınnap denilen ketenden yapılan 3-4 m boyunda iplere aktarılırdı. Daha sonra bu dizeler bilek kalınlığında hafif ağaçtan yapılan , adına ayna denilen , kare seklindeki kurutma sergenlerine , birbirine paralel ve belli aralıkla bağlanırdı. Bahçede 60-70 cm yüksekliğinde hazırlanan odundan yapılmış rayların üzerine konurdu.Geceleri vagonluk denilen kuruluğa alınır, sabah yine güneşe çıkarılırdı.. Kuruyan dizeler eve çıkarılır tavan arasına asılırdı. . . Derken kış gelir… . Şimdi , tütünleri pestel denilen deste yapma zamanı gelmiştir. Fakat bu tütün yaprakları gevrektir; ufalanmaya çok müsaittir. O nedenle tütün dizeleri , bahçede toprağa açılan susuz bir kuyuya asılıp, bir gece bekletilerek nemlendirilir ve yumuşamaları sağlanırdı. Daha sonra tütün yaprakları renk, kalite ve boylarına göre ayrılırdı. Gruplanan bu yapraklar sap kısmı ve uç kısımları birbiri üstüne gelecek şekilde demetler (petsel) yapılırdı. Bu demetler sini şeklinde hazırlanmış bir tahta kalıbı üzerine yuvarlak bir öbek şeklinde dizilirdi. Üzerine tahta bir kapak ve onun üzerine de ağırlık konarak pestel denilen desteler sıkıştırılırdı.
En sonunda kalite kalite ayrılan bu desteler kalitesine göre tütün balyası makinesinde balya yapılırdı. . Artık tütün satışa hazırdır. Herkese satış için gün verilir, günü gelen üretici tütün balyalarını bir vasıtaya yükler; Yalova’ya indirirdi . -- Şimdiki büyük postane yanındaki belediyeye ait güzel sanatlar merkezi o zamanlar tekel binası idi. -- Orada alıcıya teslim ederdi. . Teslim ederdi etmesine de ; on üç ay ailece yapılan bir çabanın ürünüdür teslim edilen bu tütün . O an köyde ; yeniden acı tütün için tohum toprağa dikilmiş ; yeni on üç aylık bir uğraş başlamıştır bile aile bireyleri tarafından . . İşte acı tütünün hikayesi budur , hatırlayabildiğim kadarıyla. Elektiriğin de olmadığı yıllardı o yıllar. 14’lük gaz lambasının ışığında yapılırdı pesteller. Zifirli ellerle yenirdi yemekler. Tütün satıldıktan sonra ödenirdi borçlar. O zaman alınırdı yeni kıyafetler. Ondan sonra evlenirdi gençler.
Kalın Sağlıcakla… |