Herşey bitti bademlere mi sıra geldi, demeyin.Bademden kasıt bildiğimiz salatalık, halk arasında hıyar da deniyor.Gülmeyin lütfen.Evet bademler başımıza dert valla.Nereye gitsek, kafamızı nereye dönsek, neyle meşgul olsak olalım karşımıza bademler çıkıyor.
Yalova nihayet deniz otobsü terminaline kavuştu kavuşacak. Düzgün de bir çalışma çıkıyor ortaya.
Gelgelim, hangi akla hizmet, çözemedim, koca koca otobüsler ido gişelerine giriş sahasında anormal sıkışıklık yaratıyorlar. Ucu ucuna gemiye yetişmeye çalışanların da bazen gemiyi kaçırmasına bile sebep olduklarını biliyoruz.bunun en kısa sürede değişmesi lazım. Otobüsleri atlatıp gişeye ulaştıysaynız bile başka engeller çıkıyor karşınıza.Siz camınızı açıp gişeye yönelirken, suratınızın orta yerine bir badem poşeti uzatılıveriyor.Tam ondan kurtulmaya çalışıp kartınızı , paranızı çıkarıp görevliye uzatmaya çalışırken, diğer camdan içeriye yine burnunuza kadar uzanan başka bir poşetle karşılaşıyorsunuz, diyelim elma, herneyse...
İdo görevlilerine şarladım kaç kez, bu ne biçim taciz allahaşkına, diye.Özür mözür dilediler çocuklar ama, belediyeye kaç kez söyledik, çözemedik bu durumu, diyorlar.
İnsanları azarlamayı sevmem hiç.Ancak dün delirdim artık, az kalsın badem torbasnıı satıcının kafasına geçiriyordum. Ve sonra maalesef başıma ağrı girdi sinirden.
Bu olayın derhal durdurulup vatandaşın satıcı tacizinden kurtarılması gerekiyor. İlla brişey satacaklarsa, oralara bir yerlere tezgah filan koysun belediye, ya da ne bileyim ben, ne yaparsa yapsın, ama bu şekilde satış olmaz.
İnsanlarımız arası iletişim o kadar bozuk ki, saygısızlık ve ben yaparımcılık o kadar had safhada ki, satıcı sizin hangi manzarada olduğunuza bakmıyor bile.Yorgun musun, ilgisiz misin, biletle mi meşgulsün, yetişmeye mi çalışıyorsun, adamın umrunda değil!
O ekmek parası derdinde.
İyi de, herkes ekmek parası derdinde, Bu gerekçe katiyen saygısızlığı ve umarsızlığı kabul etmemize gerekçe olamaz.Tam anlamıyla suistimaldir bu durum.
Başka konuya geçiyorum: Doğu Marmara Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Sn Erkan Ayan, vatandaşı, tüm toplumsal kuruluşları vs. Yaşadığımız bölgeyi kalkındırmak için fikirlerimizi paylaşmaya davet etti.Bir yığın afişler filan asılmış.Kalkınma ajanslarının yürütme kurulları, valiler, Ticaret odaları başkanları, İl Genel Meclisi Başkanları ve Belediye Başkanlarından oluşuyor.Görünüşte her il çeşitli düzeylerde temsil ediliyor.Peki uygulama nasıl oluyor?Kalkınma ajansları tek ili değil birkaç ilden oluşan bir bölgeyi kalkındıracaklar.Bölgesel kalkınma 50 sene önce devreye sokulmalıydı, geç bile kalındı.Buna diyeceğim yok.Ancak örneğin Yalova, 2003-2008 bir kalkınma projesi çalıştı, Valiliğin projesi ve kamu kaynaklarıyla,ekoloji projesi Yalova % 95 i tarım ve orman alanı bir bölge için en akla yatkın proje aslında, küresel iklim konjonktürü de bunu destekliyor.Yalova nın kalkınma projesi kamu ve kurumların mutabakatıyla yapıldı.Yani, Kalkınma ajansının yaptığını biz Yalova için zaten yaptık. Bizlerin fikirlerini istiyorlar da, Yalova nın kurumları ve STk ları zaten kendi alanıyla ilgili görüş ve uygulama koymuş ortaya.doğu Marmara nın diğer bölgelerine de kafa yorduk, Bolu, Düzce ormanlık alanlar, Kocaeli nin Yalova ya sınır bölgesi de bizim Samanlı Dağlarının devamı, hatta Kocaelinden geçen sene yarımadanın kalan kısmında da ekolojik turizme yönelik çalışmalar yapılabilir mi ,diye sorular, fikirler geldi Kocaeli İşadamlarının bir konferansında.
Bizler bu fikirleri, uygulamalı örnekleriyle yine ortaya koyarız da koymasına,Yalova İl Çevre düzeni planına yapıldığı gibi, sanayiye ayrılan %5lik bölümü iptal ettikleri gibi, yapılanları iptal etmeyecekleri ne malum Ankara dan?İl Çevre düzeni planına göre Delmece Yaylası da Armutlu Yarımadası içinde ve imara kapalı, İl Genel Meclisine imara açılması için teklif verilmiş.Efendim, ihaleye devlet girip orada yayla evleri yaptıracakmış.Zamanı gelince de özel sektöre geçer doğal olarak.Diğer taraftan Armutlu Yarımadasının florasına ilişkin 1986-97 de Uludağ Üniversitesince yapılmış araştırma sonucu 30 adet endemiğin olduğunu belgeleyen rapor var.Bu rapor nedeniyle de o bölge imara açılamaz kanunen.Buyrun , işte size kalkınma modelleri...
Biraz kafam karıştı.
Fikirlere geçmeden önce KALKINMA kavramının yeniden tanımlanması gerekiyor bence. Kalkınma, üretim demek, iş demek. Tamam da, iklim sorununu, çevre sorunu, kirlenen ve tükenen toprak ve doğal kaynaklar sorunu, hava kirliliği sorununu dikkate almadan yapılan plan ve projeler gerçek kalkınmaya götüremez artık.Ancak birilerini biraz daha zengin yapar, bu da kalkınma olmaz zaten. Gelişmiş sanayi ülkeleri 2. Dünya savaşından sonra kalkınma adına yapılanlardan vazgeçerek çevreci projeler, sürdürülebilir projeler yapıyorlar artık. Biz peki? Türkiye yeşil bir ülke, pek çok yeşil bölgesi dünyada emsali olmayan, tek bölge olan bitki ve ekosisitemlere sahip.buna rağmen ülkemizin 47 bölgesine, çoğu kıymetli ekosisitemler, karbon salınımını artıracak sanayi ve enerji sistemleri kurmaya hazırlanılıyor.Yaşam alanlarını ve insan yaşamının sürekliliğini gözetmesi mümkün olmayan tesislerle mi kalkınacak bu ülke?Geçtiğimiz hafta Sn Müsiad başkanı birkaç kez habertürk e çıktı, ve plan ve görüşlerini anlattı.ülkenin batısına 600 tesis, orta anadolu ya 100 kadar, güneydoğu ya da 49 adet gibi sanayi projelerinden sözetti.
Bana kalırsa,bu niyetler gerçek anlamda gelişmekte olan bile değil,tam olarak geri kalmış bir ülke olduğumuzu tescilliyor.
Kalkınma ajansları, aslında uzman kadrolarla çalışacak doğal olarak.Ancak bu kadrolar, sadece ve sadece, geçerliliğini yitirmekte olan kalkınma konseptleriyle çalışacaklarsa, hepimize geçmiş olsun. Pek çok bilimci ve akademisyenin de yer alacağını tahmin ettiğim bu ajanslar öncelikle saplantıya dönüşmüş kalkınma konseptlerinden vazgeçip, kendi ülkemizin özgün şartlarına uygun yeni sürdürülebilirliği garantiya alan konseptler de geliştirmeliler.İlla, Batı nın yanlışlarını tekrarlamamız gerekmiyor.biz, yeni konseptler, başka yerlere de örnek olabilecek konseptler geliştirebilecek beyin gücüne sahip bir ülkeyiz ve bunu değerlendirmeliyiz.Bunu için de, en başta objektiviteyi , kamu çıkaranı gözetmemiz gerekir.
Ne yazık ki, fikrlerimizin etkili bir şekilde dikkate alınacağına dair hiç de ümidim yok, ülkemizde pek çok alanda olduğu gibi, göstermelik demokratikleşmemize örnek oluşturacaklar,diye endişe duyuyorum.
Eğer samimiyet varsa, şeffaflık ve demokratik katılıma bakışta, o zaman örneğin Yalova nın kamu mutabakatıyla yapmış olduğu İl Çevre düzeni planının %5lik sanayiye ayrılan bölümünü iptal etmekten vazgeçip,6 sene çalıştığımız kalkınma projesine destek vermeliler.Doğu marmara kalkınma ajansı da bu bölge projesini dikkate almalı, hatta geliştirmeli, çünkü doğu marmara bölgesi, denize yakınlığından maliyetlerin düşük, karların yükselmesine sebep olsa da, aynı zamanda en yeşil bölgelerden biri.Vatandaş ormanlara ve tarım alanlarına, yerleşimler yerlerine sanayii tesislerinin yapılmasından yana olmaz hiçbir zaman, ancak sanayiciler bunu isteyebilirler.
Yine de önyargıyla davranmak istemiyorum.Kalkınma ajansları ülkemizin sağlıklı kalkınması için gerçek bir şans oluşturabilirler ve bunu mutlaka değerlendirmeliler.Alternatifi,
Yerel yönetimleri de kendi bünyesine alarak, yerel yönetimlerden çıkacak çatlak sesleri susturan, merkezi yönetimin teksesli kolları olarak da işlev görebilir.Ama tabii bu dejenerasyonu temenni etmiyoruz.....
|