Sokaklar taşlarla kaplıyken her bir adımımızı bir taşa basmaya çalışırdık, aralara basan yanardı. Toprakları ellerimizle düzeltip yollar yapardık bilyeleri yolu bozmadan yürütüp sona ulaşan kazanırdı. Taşların ufaklarından beşer tane seçip sırayla birini havaya fırlatırken yerdekileri toplardık. Güzel çizebilen kimse seksek çizgilerini ona çizdirir en kaygan taşı bulup başlardık birlerden. Bakkalda her zaman lastik bulunurdu biz ikişer metre alıp atlayalım hava kararana kadar diye.
Hafta sonu annelerimizin elinden tutup gittiğimiz pazarlarda plastik bebek, metal araba, top, renk renk mutfak seti satan oyuncakçının da tezgahı olurdu. Pazarı baştan sona gezip dönerken alınırdı sebzenin meyvenin en irisi, en körpesi, en incesi fasulyenin, domatesin kırmızısına benzetmeler yapılırdı, şeftali benim elime sığmazdı, çatırdardı karpuz bıçak kabuğa değer değmez… Ben bu yaşımda bunları eskiden böyleydi diye hatırlıyorsam çok hızlı değişmiş bazı şeyler demek ki…
Korkar olduk GDOlu ve hormonlu gıdalardan, her şeyi mevsiminde alın diye uyarmaya başladılar. 5-6 yıl önce ne de mutlu olmuştuk seracılık var artık kışın bile salatalık bulunuyor marketlerde pazarlarda diye… Doğallık kalmıyor bu zamanlarda hızla değişiyorsa bazı şeyler. Gelişmek, değişmek, hızlanmak, yetişmeye çalışırken sağını solunu göremez hale mi getirdi bizi, birileri biz başka şeye kafa yorarken kimyasallara, gıdalara kafa yormuş ama haberimiz geç olmuş.
Kocaman binalar dikmeye başlayıp metrekareler santim santim hesaplanırken parklar bahçeler aralarda sıkışmış, küçülmüş, kaybolmuş… Yabancı filmlerde gördüğümüz büyük parklara özenir hale ne zaman geldik biz? Bizim ülkemiz yüzölçümü olarak daha büyükken, tarım hayvancılık bizde temel gelirken yiyeceğimize içeceğimize yeşil alanlara özlemle bakar hale gelmişiz. Yoğurtlar bile ekşimiyor artık, sütler kaymak tutmuyor… Ayran da kaymak da hazır satın alınıyor. On-on beş katlı binaların balkonlarında, teraslarında boy boy saksılara domates, biber, nane, çilek ekiyor annelerimiz.
Alışveriş merkezlerinde salıncak arar hale geliyoruz, restoranlarda salata büfelerine yeşil, doğal diye atılıyoruz. Biraz da abartıyor muyuz diye düşünüyorum aslında, o kadar da yok değil aradıklarımız. Bir yandan da abartmadan fark edemiyoruz gibi geliyor gidişatımızı. Türkiye sadece Marmara Bölgesinden ya da iki üç şehirden ibaretmiş gibi oluşturuluyor bazen gündemler. Türkiye kocaman, büyük ve çok değerli… Değerini başkaları söyleyince “Ya evet aslında!” dediğimiz gibi.
Bitirmeden bir şey daha… Hani geçenlerde sokakta top oynayan çocuklara arabasını park edip gelen amca “Burada top oynamayın, camdan bakıyorum, arabama gelirse kızarım!” dedi ya, arkasından oynamaya devam etmelerini ben söyledim!!! |