banner131

BİR KASIRGA GİBİYDİ...

    Evet bu ortam bir kasırga gibiydi. Beni önüne katmıştı ve sürüklüyordu. Fakülteden mezun olalı bir yıl olmuştu ve geçmeyecek dediğim zaman rüzgar gibi geçiyordu. Geçiyordu ama burası öyle değişik bir dünya idi ki! Paramedikal olarak adlandırdığımız işlerin altından kalkmak için çırpınıyordum. Paramedikal demek tıpla alakası olmayan ve hiç bilmediğim bir dünyaya gezintiye çıkmak gibi Bir şey... İstanbul'un G Belediye'sinde belediye hekimliği yapmaktayım. Bu bir mecburi hizmet. Belediye kanun ve yönetmelikleri ile tıbbın gerçekleri arasında gidip gelirken hata yapmamaya dikkat etmek gerektiğini anlıyorum gün geçtikçe...  Yani kurtlar sofrasında bir kuzuyum anlayacağınız. Veya yüzme bilmediğiniz halde cesaret edip denize açılmaya benziyor. Kasırgaya karşı yürümeye çalışmak da diyebiliriz.

            G Belediye'sindeki odamda birkaç hasta muayene etmiştim ki içeriye bir zabıta giriyordu. 'Doktorum S semtinde şüpheli bir ölüm vakası ihbar edildi. Araba aşağıda, uygunsanız çıkalım!'

            Herşeyi bilen sağlık memurumuz Halit'i çağırtıyorum ve onu da yanıma alıyorum. Halit bu teşkilatta yıllardır çalışmakta. Yani belediyeciliğin kurdu.  Mert bir insan kanaati oluşturduğundan kendisiyle istilşare edip ona göre adım atıyorum. Zira burası benim için yabancı bir dünya ve kendimi adeta 'kovanda yabancı bir arı' gibi görmekteyim. Bilmeden mayına basmak da var! Halit bana mayınlı alanları gösteriyor ve uyarıyor. Hani aradan bir yıl geçmişti ve ben belediyedeki yapıyı az çok çözmeye çalışmaktaydım ve kendime göre 'beladan ve akçeli işlerden korunma yöntemleri' geliştirmekteydim. Yani canlılar dünyasında değişmez kuraldır bu: 'Kendini koru!'

            Büyüklerimiz de der ya: 'Tecrübe insanın yediği kazıkların toplamından ibarettir!' Kendi kendime aynanın karşısında şöyle sitem ettiğimi burada itiraf etmenin hiç bir sakıncası olmasa gerek. 'Ey saf Anadolu delikanlısı. Daha geçen gün hatır için bir tas su içtin. Bak herşeyi bilen Halit'in dediğine göre attığın o imza inşallah bir gün sana zarar olarak geri dönebilir!'

            Neyse ...Önde ben, arkamda Halit ve zabıta memuru ile odadan çıkçıştık ve koridorda ilerliyorduk. Bu sırada koridorda 'pat' diye bir ses duydum ve refleksi olarak döndüğümde yerde yatan bir adam gördüm. Etraftan koşuşmalar... Yaklaştığımda eğiliyorum. Adam soğuk soğuk terlemekte ve sağ eli tam kalbinin üzerinde. Evet evet! Bu tam da o tablo! Yani o anda acilde gördüğüm kalp krizi geçiren hastalar aklıma geliyor. Neydi bunun tıptaki adı? Evet bu bir miyokard infarktüsü. Halite' sesleniyorum: 'Stetoskopu getir! İki ampul de adrenalin çek! Ha bir de spanç!' Halit koşup getiriyor. Tüm bilgilerimi kullanmalıyım diyorum içimden. Zira bu benim için ilk MI.. Yani miyokard infarktüsü vakası! Hastanın ayaklarını yükseltiyorum ve nabzına bakıyorum. Nabız zayıf ve derinden gelmekte. Halit hastanın tansiyonunu ölçmekte. Göz göze geliyoruz. Başını hayır anlamında sallayarak 'alamıyorum' diyor. Pupilla dediğimiz gözbebeklerine bakıyorum: 'Dilate!' Yani genişlemiş. İçimden şöyel diyorum: 'Adam gidici!' Ama tıbbın tüm imkanlarnı da kullanmak gerek. Hastanın azından köpük gelmeye başlıyor.. Artık kardiyoversiyona, yani kalp masajına başlamak lazım diye düşünüyorum. Dürüst olmak gerekirse bir yandan da kendimi korumam gerektiğini düşünüyorum o an. Zira ağızdan ağıza solunum yapacağım ama gazlı bez yok. Adam ya tüberkülozlu ise! Şaşkınlığımı üzerimden atıyorum ve cebimdeki mendil aklıma geliyor. Mendili hastanın ağzına kapatıyorum ve ağızdan ağıza solunuma başlıyorum. Sol elimi hastanın kalp noktasına koyuyorum ve sağ elimi de destek yaparak kalp masajına devam ediyorum. Arada bir kalbi de dinliyorum; ama atım alamıyorum. Sağ elimi Halit'e uzatıyorum. !Adrenalin!' diyorum. İğneyi kalbine saplıyorum ve adrenalini enjekte ediyorum. EKG de biraz kıpırdanma oluyor.

            Yorulduğumu görünce Halit masaj işini üstleniyor. Saate bakıyorum; 20 dakika geçmiş. 'Tamam sonlandıralım!' diyorum ve hastanın öldüğüne karar veriyorum. Defin ruhsatını düzenliyorum.

           Zabıta memuru hatırlatıyor: 'Hani o şüphel ölüme gidecektik!' Ben unutmuşum onu..Arabaya binip yeni bir vakaya yollanıyoruz.

YORUM EKLE