KIZINI DÖVMEYEN DİZİNİ DÖVER Mİ? ( Bölüm I )

Bu yazıyı yazmak için duyguların biraz soğumasını, aklın başa gelmesini bekledim. Aklın başa geldiği varsayarak yazımı paylaşıyorum.

ŞİDDET NEDİR?

“Kızını dövmeyen dizini döver”, “erkeğin vurduğu yerde gül biter”, “dayak cennetten cıkmadır”   acaba kim ne gibi bir durumlarda söyledi bunu? İnsanlık var olduğundan bu yana şiddet hep varolmuştur. Şiddet uygarlık geliştikçe öngörülerin aksine azalıp yok olmamıştır. Farklı boyutlarda ve yoğunlukta bütün dünyada yaşanmaktadır.

En basit tanımı ile şiddet bilinçli olarak sakatlamak, yaralamak ve yok etmek amacıyla kuvvet kullanımı olarak tanımlanabilir. Dünya Sağlık Örgütü ise tanımlanmasını şu şekilde yapmaktadır, genel anlamda şiddet sahip olunan güç veya kudretin, yaralanma ve kayıpla sonlanan veya sonlanma olasılığı yüksek bir biçimde bir başka insana, kendine, bir gruba veya bir topluma karşı tehdit yoluyla ya da bizzat uygulanmasıdır (DSÖ, 1996).

Şiddet kullanımında kızgınlığı teskin etmek, intikam almak övünmek ve başkalarını korkutmak gibi öğeler vardır.

Şiddet birçok bilim dalının ilgi alanına girer. Hukuk, siyaset, psikoloji, antropoloji, ve sosyolojinin ilgisini çeken toplumsal bir olgudur. Şiddet sözcüğü dilimize Arapça’dan geçmiştir, sertlik, sert ve katı davranış, kaba kuvvet anlamındadır. Bu kelimenin Şeddat isimli sertlik ve kızgınlığı ile tanınan eski bir Yemen hükümdarından geldiği düşünülmektedir.

Şiddet gerek insanın biyo-psiko-sosyal bir canlı olması gerekse tarihsel, kültürel,dinsel , toplumsal farklılıklar nedeni ile tek bir nedenle açıklanamayan kompleks bir olgudur. İnsandaki saldırganlık ve bunun şiddete dönüşmesi, kişinin psikolojik ve toplumsal gelişiminin, nörolojik ve hormonal yapısının etkileşimi ile ortaya çıkmaktadır. Bu öngörüye göre en sık saldırgan davranışı kimlerin uyguladığına bakacak olursak;
1. 16-25 yaş arası erkekler
2. Evliler,
3. Yakın zamanda stresini arttıran büyük veya küçük  değişiklikler yaşayanlar
4. Karamsar bakış acısına sahip olan kişiler
5. Silah sahibi veya silaha kolay kolay ulaşabilir kişiler
6. Uyuşturucu-uyarıcı veya alkol etkisinde olan kişiler
En çok kimlerin şiddete maruz kaldığına bakacak olursak;
1. 30 yaş altı çocuklu kadınlar
2. Bütün çocuklar
3. Yaşlılar
4. Özürlüler
5. Evsizler
6. Mülteciler, göçmenler, etnik azınlık grupları

Şiddet uygulamada veya maruz kalmada riskli grup olalım ya da olmayalım şiddet hayatımıza mutlaka etki edecektir. Yolda trafikte, okulda, spor sahalarında, ailemizde, hastanede hatta mutlu olacağımız bir düğünde, doğumda, sünette, galibiyet kutlamasında bile şiddete tanık olabiliyoruz.

ŞİDDETİN NEDENLERİ

İnsanlarda da diğer tüm hayvanlarda olduğu gibi saldırganlık vardır. İlk  insanlarda bu içgüdünün uyumsal bir yanının olduğu düşünülebilirse de, insanlar çevrelerine egemen olabilmek için silahlar yöntemler geliştirmişlerdir. İnsan sayısı arttıkça gruplaşmalar artmış, egemenlik kavgaları ve iletişim sorunları artmıştır.  Sonuçta insanlığın saldırganlığı saldırgan olanın hayatta kalabilmesiyle birlikte sonraki kuşaklara aktarılmıştır. Biyo-psiko-sosyolojik canlı olan insanın neden şiddet uyguladığına biyolojik, psikolojik ve sosyolojik olarak bakalım.

Biyolojik Nedenler

Hormonlar : Şiddet davranışında bulunanların çoğunluğunun erkek olması nedeni ile erkeklik hormonlarının ( testestron) şiddet davranışında etkili olduğu düşünülmektedir. Artan yaşla birlikte erkeklerde saldırganlık azalır.

Hastalıklar: Şizofreni ve diğer psikotik bozukluklar, bipolar bozukluk, alkol ve madde kullanımına bağlı bozukluklar, major depresyon, anksiyete bozuklukları, alkol ve madde kullanımına bağlı hastalıklar ve antisosyal kişilik bozuklukları gibi bazı ruhsal hastalıklarda şiddet ve saldırganlık artar. Yine Alzheimer hastalığı, bazı beyin tümörleri, kontrolsuz hormon salınımına yol açan kanserler gibi bazı fiziksel hastalıklarda da şiddet eğilimi artmaktadır.

Paranoid şizofreni ve diğer psikotik hastalıklarda ve bipolar bozukluk manik dönemde gerçekle olan bağ kopabilmekte, sanrılar ile birlikte kıskançlık, kötülük görme, haksızlığa uğradığını, tehdit altında olduğunu düşünme nedeniyle şiddet ortaya çıkabilmektedir.
Major depresyonu veya anksiyete bozukluğu olan kişinin yoğun olarak acı hissetmesi nedeniyle kendisine ve cevresine zarar verebilme olasılığı artmaktadır.

Alkol ve madde kullanımına bağlı bozukluklarda kullanılan alkolun veya maddesinin etkinse bağlı olarak beynin kontrol merkezi zayıflar veya devre dışı olur. Bunun sonucu olarak düşünceler ve davranışlar sağlıksızlaşır. Yine alkolun veya maddenin yoksunluğunda da benzer sorunlar olabilmektedir. Bu hastalıklara sahip kişiler maddeyi ve temin edebilmek içinde suça meyilli olmakta şiddete başvurabilmektedirler.

Antisosyal kişilik bozukluğunda olan kişiler (sorumsuz, düşüncesiz, vicdansız, suç niteliğinde davranışlar gösteren, insanlara zarar vermekten zevk duyan ve bunlardan pişmanlık duymayan kişiler) şiddet uygulama riski yüksek olan kişilerdir.

Şizofreni, bipolar bozukluk, depresyon, anksiyete bozuklukları ve diğer hastalıklar tedavi edildiklerinde şiddet davranışı büyük oranda geçmektedir. Antisosyal kişilerde aynı başarı söz konusu değildir.

Uyuşturucu-Uyarıcı ve Alkol Kullanımı: Uyarıcı-uyuşturucu madde veya alkol kullanımı hastalık olmadan da şiddet olasılığını arttırmaktadır. Yurt dışında yapılan pek çok araştırmada trafik kazalarında, intiharlarda, yaralamalarda ve cinayetlerde suçu işleyenlerin  çoğunda alkol veya madde kullanımı tespit edildiği ortaya konulmuştur.

Şunu belirtmeden geçmek istemediğim bir bilgiyi size vermek istiyorum. Alkollü ve madde etkisinde olmak suca bahane değildir, sucu ve cezayı hafifletmez tam tersi çoğunlukla verilen cezayı arttırır.

Psikojik Nedenler

Şiddet Kullanmayı Öğrenme: Şunu kesin olarak söyleyebilirim ki şiddet uygulayan kişiler daha önce kesinlikle şiddet görmüşlerdir. Ailesinde şiddet gördüğü halde uygulamayan pek çok kişi vardır ama şiddet uygulayanlara bakıldığında büyük coğunluğu ailesinden şiddet görmüş ve şiddete tanık olmuştur.

Sosyal öğrenme kuramlarına göre şiddet taklit yoluyla öğrenilen bir davranıştır. En önenli öğrenme kaynağı da şiddeti uygulayan kişinin kendi ailesidir. Çocuk istediğini elde etmek için  şiddetin etkin bir araç olduğunu öğrenir.

Şiddetin Bir Eğitim Aracı Olarak Kullanılması: Etkin çocuk eğitimi tekniklerinin bilinmemesi nedeni ile şiddet kimi ailelerde çocuğu eğitme aracı olarak görülmektedir. Evde ve okulda disiplini sağlamak üzere şiddet kullanımını gören çocuk, yetişkinliğinde bunu sorun çözmede doğal bir secenek olarak görecektir

Şiddetin Getirdiği Kazanç: Kişiler şiddet sonucunda elde edecekleri kar ve zarar hesabını yaparak, bu tür davranışlara yönelebilir. Duygularını nasıl ifade edeceğini bilemeyen kişi için bir duygusal boşalma söz konusudur. Şiddet sonucunda kendi isteklerini elde etmek amaçlanır. Oluşabilecek zararı önlemek içinse daha çok şiddete başvurur. Örnek olarak eşine şiddet uygulan kişi için en büyük zarar eşinin boşanmasıdır, bu da çoğu kez şiddetin dozunun arttırılmasıyla sonuçlanır.

Güç ve Kontrol Sağlama: Şiddet güçlüden güçsüze doğru uygulanır. Toplumsan olarak güçlü olan erkek kadına, ebeveyn çocuğa, çoğunluk azınlığa şiddeti denetleyebilmek için kullanır amaç kendisine boyun eğilmesidir.

İletişim ve Sorun Çözme becerilerinin Gelişmemiş Olması: insanlar anlaşmazlıklarını konuşarak çözme yeteneğinden yoksun oldukları için şiddete yönelirler. Sorunsuz bir hayat mümkün değildir. Sorun ortaya çıktığında nasıl çözümleneceği bilinemezse öfke ortaya çıkar. Öfke her insanın yaşadığı bir duygudur. Eğer kişi sorun çözme tekniklerini bilir, öfke yönetimini öğrenirse şiddet uygula ihtimali azalır çünkü şiddet öfkenin bir sonucudur.

Burada bir mola verelim, haftaya Sosyolojik Nedenleri, Çözüm Önerilerini ve son söz olarak kızını dövmeyenin dizini dövüp dövmeyeceğini anlatalım. 

Haftaya görüşmek üzere….
YORUM EKLE