Kadin Ve Aile Bireylerine Yönelik Şiddete Karşi 6284 Sayili Kanunun Getirdikleri

Günümüz dünyasında ev içinde veya sokak, işyeri, otobüs gibi kamusal alanda sosyal, kültürel, siyasal alanda kadınlar dünyanın her yerinde, her zaman şiddete maruz kalmaktadır. Bu şiddetin aile içinde veya dışında olmasının bir önemi bulunmaksızın derin yaralar bırakan trajik ve üzerinde titizlikle durulması gereken bir konu olduğu aşikardır. Çoğu zaman şiddet mağduru kadın maruz kaldığı olaylar karşısında sessiz kalmayı kaderine boyun eğmeyi tercih eder. Fakat şiddet kimsenin kaderi olmadığı gibi en temel haklar olan yaşama ve ruhsal,fiziksel sağlığının korunmasını talep etme hakkına ulaşmak ne yazık ki her zaman kolay olmuyor. Her şeyden önce biz kadınlar bir şiddete maruz kaldığımızda bunun farkına varmakta sorun yaşıyor bunun da ötesinde şiddet mağduru olarak nerelere başvuru yapmak ve bu durumdan kurtulmak konusunda nasıl bir yol izlemek gerektiğini bilmiyoruz.Devletin pozitif yükümlülük olarak temel amaç ve görevi Anayasa ve uluslararası sözleşmelere göre insanların yaşam hakkı ile ruh ve vücut bütünlüğünün sağlanması, aile hayatının korunması, kadın ve erkek eşitliğinin temin edilmesidir. Ancak bu sistemin düzgün çalışması içinde öncelikle bir talep olmalıdır.  Bunun içinde her birimizin haklarını biliyor ve kullanıyor olması şarttır.

Örneğin fiziksel olmayan bir şiddete maruz kaldığınız da bunu anlayabiliyor musunuz?  Aslında şiddetle mücadelede birinci basamak sorunumuz şiddet karşısında ses çıkarmayıp durumu kabullenmekle başlıyor. Bu nedenle ilk olarak şiddet türlerini açıklamakla başlamayı faydalı görüyorum. Şiddeti fiziksel kuvvet uygulanması şeklinde tanımlamak yeterli olmayıp, aynı zamanda psikolojik, sosyal, cinsel, ekonomik vb. şekilde sınıflandırmak mümkündür. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre şiddet, üçe ayrılmaktadır. İlk olarak bireyin kendisine uyguladığı şiddet, ikincisi kişilerarası yani aile içi şiddet ve üçüncüsü örgütlü veya organize şiddettir (Dünya Sağlık Örgütü, 2002).

Fiziksel şiddet; itmek, kakmak, yumruklamak, ısırmak, tokat atmak, herhangi bir araç ve silah ile yaralamak ya da işkence yapmak gibi şekillerde görülmektedir . Kadına yönelik fiziksel şiddetin geçmişten günümüze  bir ehlileştirme yöntemi ve  şiddet uygulayan bireyin şiddet mağdurunu bastırma çabasından ileri geldiğini söylemek mümkün.

 Sözel şiddet; jest ve mimikler aracılığıyla korkutmak, sindirmek, cezalandırmak, sözünü dinletmek amacıyla yüksek sesle konuşmaktır. Ayrıca, kişiyi aşağılayıcı sözler söylemek ve kişiye lakaplar takmak, sık sık olumsuz sözler ve hitaplarda bulunmak, kişinin söylediklerini duymazdan gelmek ve önemsemeyip kişiyi yok saymayı da sözel şiddetin içinde sıralamak mümkündür. Öte yandan sözel şiddetin içinde düşünülen başka bir şiddet türü ise, duygusal şiddettir. Duygusal şiddet ya da istismar, dışarıdan kolayca fark edilemeyen kişiyi yavaş yavaş yok eden bir şiddet şeklidir. Duygusal istismarın amacı; kişinin kendine olan saygısını yok etmek ve yıldırma davranışlarının tekrar edilmesi sonucu yapılan şiddeti daha az hissedilebilir ya da makul bir davranışmış gibi göstermektir.

Ekonomik şiddet; para, mal ve mülkün kadın üzerinde bir tehdit, yaptırım ve kontrol aracı olarak kullanılmasıdır. Dezavantajlı grup olarak kadının toplumda ekonomik özgürlük ve statü elde edebileceği bir işte çalışmasını engellemek, herhangi bir işte çalışmayan kadınlara özel ihtiyaçları için harçlık vermemek ya da az miktarda vermek, çalışan bir kadın için ev ile ilgili tüm ödemeleri kadının üzerine yüklemek vb. davranışları örnek gösterebiliriz. Bu şiddet türünde kadının ekonomik olarak tamamen bağımlı hale gelmesi amaçlanmaktadır.

Cinsel şiddet; kişiyi kendi arzu ve isteği olmadan cinsel ilişkiye zorlamak, karşısındaki kişiye yalnızca cinsel bir obje gibi davranmak, kıskanmak, şüphe etmek, aldatmak sayılabilir. İlave olarak, çocuk yaşta kişilerin kendilerinden yaşça büyük kişilerle evlendirilmeye zorlanması ve bu ilişkiden kaynaklı doğum yapan kişilerin durumları da cinsel şiddet içerisinde değerlendirilebilmektedir. Cinsel şiddetin en kritik noktasını evlilik birliği içerinde meydana geldiği durumlar oluşturuyor. Kadın eşi tarafından cinsel şiddete maruz kaldığında bunu aile birliği dışına taşımakta oldukça gülük çekiyor.

Devamı Pazartesi

Peki şiddet mağduru bu şiddet türlerinden herhangi biri ile karşı karşıya kaldığında ne yapabilir?

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun 8 Mart 2012 tarihinde (Dünya Kadınlar Gününde) TBMM’nde kabul edilerek, 20 Mart 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6284 sayılı Kanun ile kadın ve aile bireylerine karşı şiddetle mücadele kurumsallaştırılmış, koruyucu ve önleyici tedbirler genişletilmiş, delil ve belge aranmadan derhal gerekli önlemlerin alınmasına imkân sağlanmış, şiddet failinin tedbir kararına aykırı davranması halinde yıllarca süren ceza yargılaması yerine derhal uygulanabilecek zorlama hapsi getirilmiş, kurumlar arası koordinasyon ve eğitim öngörülmüştür. Kanunun en belirgin özelliği şiddetle mücadeleyi kurumsal hale getirmesidir.

Kanunda tanımların yapıldığı 2. maddede sadece “ev içi şiddet” tanımında aile mensubu ifadesi geçmektedir. Ne “kadına yönelik şiddet” ve “şiddet” tanımında, ne de “şiddet mağduru” ve “şiddet uygulayan” tanımında evli (eş) olmak, aile bireyi olmak gibi bir unsura yer verilmemiştir. Evlilik dışı birliktelikleri de kapsayacak şekilde düzenlenmiş bir kanundur. Hatta sınırlayıcı ifadeler yerine “kişiler” denilmek suretiyle farklı cinsiyetten olan (eşcinsel v.b.) insanlar da Kanun kapsamına alınmıştır. Bunun da ötesinde ülkemizde çokça rastlanan, arkadaşlık, beraberlik teklifini kabul etmedikleri için şiddet gören, “tek taraflı ısrarlı takip mağduru” kimselerin de korunması amaçlanmıştır. Kanun kapsamında alınabilecek koruyucu tedbir kararları, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması amacıyla verilen kararlardır. Bu kararlar ;

Uygun barınma yeri sağlanması, Geçici maddi yardım yapılması, Psikolojik, meslekî, hukukî ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilmesi, Geçici koruma altına alınması, Gerekli olması hâlinde,kreş imkânının sağlanması, Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birinci fıkranın (a) ve (ç) bentlerinde yer alan tedbirler, ilgili kolluk amirlerince de alınabilir. Kolluk amiri evrakı en geç kararın alındığı tarihi takip eden ilk işgünü içinde mülkî amirin onayına sunar. Mülkî amir tarafından kırk sekiz saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar. (m. 3)

İşyerinin değiştirilmesi, kişinin evli olması hâlinde müşterek yerleşim yerinden ayrı yerleşim yeri belirlenmesi, Türk Medenî Kanunundaki şartların varlığı hâlinde ve korunan kişinin talebi üzerine tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulması, korunan kişi bakımından hayatî tehlikenin bulunması ve bu tehlikenin önlenmesi için diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması hâlinde ve ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayalı olarak 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu hükümlerine göre kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerinin değiştirilmesi (m. 4).Kanun’un “Tedbir kararının verilmesi, tebliği ve gizlilik” başlıklı 8/1. maddesine göre tedbir kararları, en çabuk ve en kolay ulaşılabilecek yer hâkiminden, mülkî amirden ya da kolluk biriminden talep edilebilir. Bu hükmü Kanun’un 3, 4 ve 5. maddeleri ile birlikte değerlendirmek gerekir. Örneğin, 4 ve 5. maddede ancak hâkim tarafından verilebilecek koruyucu ve önleyici tedbir kararları mülki amirler tarafından verilemez ve verilmesi istenemez. Kararlar, ilgilinin talebi, Bakanlık veya kolluk görevlileri ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine ilk defasında en çok altı ay için verilebilir. Ancak şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin devam edeceğinin anlaşıldığı hâllerde, resen, korunan kişinin ya da Bakanlık veya kolluk görevlilerinin talebi üzerine tedbirlerin süresinin veya şeklinin değiştirilmesine, bu tedbirlerin kaldırılmasına veya aynen devam etmesine karar verilebilir. Koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz (m. 8/3). Önleyici tedbir kararı, geciktirilmeksizin verilir. Bu kararın verilmesi, bu Kanunun amacını gerçekleştirmeyi tehlikeye sokabilecek şekilde geciktirilemez. Tedbir kararları, korunan kişiye ve şiddet uygulayana, tedbir talebinin reddine ilişkin karar ise sadece korunan kişiye tefhim veya tebliğ edilecektir. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ilgili kolluk birimi tarafından verilen tedbir kararı şiddet uygulayana bir tutanakla derhâl tebliğ edilir. Bunun amacı her şeyden önce kişilerin lehine ve aleyhine olarak verilen kararlardan bilgi sahibi olmasıdır. Lehine tedbir (koruma) kararı verilen kişi, bunun gereğinin yerine getirilmesi, infazı için; aleyhine karar verilen kimse de itiraz yasa yoluna başvurmak için karardan haberdar olmalıdır. Tedbir kararının tefhim ve tebliğ işlemlerinde, tedbir kararına aykırılık hâlinde şiddet uygulayan hakkında zorlama hapsi uygulanacaktır.

6284 sayılı Kanun’a göre verilecek tedbir kararının, mağdurun tek taraflı iddiası üzerine, şiddet uygulayanın dinlenmeden, hatta deliller toplanmadan verilebileceği ve tedbir kararına aykırı davranıldığına kanaat getiren mahkemenin (toplamda altı ayı geçmemek üzere) 3 günden 30 güne kadar zorlama hapsi verebileceğini görüyoruz. 

Şiddet bir insan hakkı ihlalidir. Şiddetin varlığından daha ciddi olan tehdit, şiddeti sürdüren nedenlerdir. Bu nedenlerin ortadan kaldırılabilmesi, farkındalığın arttırılması ve kurumların işbirliği içinde ortak amaç çerçevesinde çalışabilmesine ve toplumda bu konuda duyarlılığın oluşmasına bağlıdır.

Ve bunu okuyan sevgili kadınlar, erkeklerden daha çok aydın, daha çok verimli, daha fazla bilgili olmaya mecbursunuz. Değerli ve güçlü olduğunuzdan ve kendi hayallerinizi gerçekleştirmek ve başarmak için dünyadaki her fırsatı hak ettiğinizden asla şüphe etmeyin. Ayağa kalkan, sesini çıkaran, şiddete boyun eğmeyen her kadın aslında bütün kadınlar için ayağa kalkar. Bugün ve her gün daha güvenli bir dünyada insan onuruna yakışır, şiddetten uzak ve eşit bir hayat hak ediyoruz.  AV. DERYA ATEŞ

YORUM EKLE

banner137

banner138