<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Yalova Gazetesi</title>
    <link>https://www.yalovagazetesi.com</link>
    <description>Yalova Haber, Yalova Haberleri, Güncel, Son Dakika, Yalovaspor, Siyaset, Sağlık, Asayiş</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.yalovagazetesi.com/rss/nasil-oldun" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 16 Apr 2026 10:12:50 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.yalovagazetesi.com/rss/nasil-oldun"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Başkan Özgür: Hayata Dört Elle Sarıldık]]></title>
      <link>https://www.yalovagazetesi.com/baskan-ozgur-hayata-dort-elle-sarildik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yalovagazetesi.com/baskan-ozgur-hayata-dort-elle-sarildik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yalova Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Lütfi Özgür, Yalova Gazetesi'ne konuk oldu. Derneği ve çalışmaları hakkında önemli açıklamalarda bulunan Başkan Lütfi Özgür, Bulgaristan’ın 1984-1989 yılları arasında Türklere yönelik uyguladığı asimilasyon politikasından dolayı yaşadıkları sıkıntıları da siz değerli takipçilerimizle paylaştı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“Bulgaristan'da Türkler asimile edildi”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yalova Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Lütfi Özgür Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç etmelerinin ardından sıfırdan bir hayat kurmanın zor olduğuna değinerek o günleri hatırladıkça derin bir üzüntü yaşadıklarını ve hala yaralarının kapanmadığını söyledi. Kurulan dernekler sayesinde Özgür, seslerini tüm dünyaya duyurabildiklerini ise şöyle anlattı: &nbsp;“1985’te isimler değiştirildikten sonra Bulgaristan'da asimilasyona uğradık ve buradaki akrabalarımız dernekleri kuruluyor. O dönemde 1985’te Yalova ilçe olduğundan dolayı genel merkez İstanbul’du. Yalova'da Balkan Türklere Dayanışma ve Kültür Derneği olarak büyüklerimiz, abilerimiz, akrabalarımız derneği kuruyor bizim isimlerimizi geri almak için. Bulgaristan'da Türkler asimile edildi. Kamuoyu oluşturmak için dernek kuruluyor ve biz kendilerine ne kadar teşekkür etsek azdır. Kendilerine minnettarız ve daha sonra biz onların sayesinde Naim Süleymanoğlu faktörü gibi buradaki akrabalarımız sesimizi dünyaya duyurduklarından dolayı dönemin Başbakanı rahmetli Turgut Özal'da epey çaba sarfetti. Ana vatanımıza geldik. Anavatanıza da geldikten sonra biz hiçbir zaman yük olmamaya çalıştık. Her zaman katma değer sağladık. Gelir gelmez hayata dört elle sarıldık. Bu ana vatana kavuşmanın vermiş olduğu bir güçtü bizim için. Çünkü dile kolay bugün malınızı, mülkünüzü, geçmişinizi, her şeyinizi bırakarak geliyorsunuz. Yabancı bir ülke ve sosyalizm rejiminden serbest piyasa ekonomisi olan bir ülkeye geliyorsunuz. Adaptasyonda zorluklar çekiyorsunuz. Ama buna rağmen yılmadan, usanmadan bugünlere geldik. Kısa bir sürede göçmenler çok çalışarak, bizde bir de bir gelenek vardır. Osmanlı döneminde gittikleri yere çınar ağacı dikiliyor. Çınar ağacı kalıcılığın sembolüdür. Yalova'da da var Yürüyen Köşk'teki meşhur çınar ağacımız. Bizlerde de Balkan Türkler’inde gittiğimiz yerde ilk önce ev sahibi olma derdine düşeriz. Ev aldıktan sonra başka işlere bakarız. Dolayısıyla 89’ da gelipte evi olmayan yoktur. Devletçi bir zihniyetten geliyorsunuz. Serbest piyasa ekonomisine burada kendiniz üretmeniz lazım. Kendiniz geleceğinizi hazırlamanız lazım. Hâlbuki komünist rejimlerde senin adına devlet yapıyordu. Bu işleri sen sadece ne görevini yapıyordun. Dolayısıyla oradaki okullar ücretsizdi, istihdam herkes istihdam ediliyordu. Yeteneklerine göre herkes bir meslek sahibi oluyordu ve geleceğinle ilgili bir kaygın yoktu ama Türkiye'ye gelince tabii iş bulmada işte iş yerinde hakkını alabilmekte çok sıkıntılar yaşadık. Kolay değildi ama akrabalarımızın sayesinde devlet büyüklerimizin sayesinde neticede biz ana vatanımıza gelmiştik. Bunlar bizim için kolay işlerdi diyelim”</p>

<p>“Gelecek nesillere barışı aşılamış bulunuyoruz”</p>

<p>2006 yılında Yalova Balkan Göçmenleri Dayanışma ve Kültür Derneği’nin tekrar kurulmasıyla birlikte dernekte ki çalışmalarından bahseden Başkan Özgür, “ 1985’te şubemiz kuruluyor. Daha sonra Yalova il olmasından dolayı 2006’da aynı kurucu üyeler tarafından şubemizi kapatarak yine kurucu üyelerimiz tarafından yeni dernek açtık. Yalova Balkan Göçmenleri Dayanışma ve Kültür Derneği olarak yeni derneğimizi açtık. Derneğimizin şubeleri var. Çiftlikköy 500 evlerde, Taşköprü, Subaşı, Altınova'dan 89’da sonra gelenlerin çifte vatandaş statüsünde olduklarından dolayı doğumundan ölümüne kadar insanlarımızın bürokratik işlemler doğuyor. Burada çocuk dünyaya geldi, Bulgaristan'da da belgelemeniz gerekiyor. Burada çocuk evlendi yine öyle aileden biri vefat ediyor yine Bulgaristan'a bildirmek zorundasınız. Fakat problemlerimiz oluyor. Az önce bahsettiğim gibi ben Lütfi Hasan Ahmet ismiyle geldim ama Türkiye'deki soyadım Lütfi Özgür olduğundan dolayı buradaki bir işlemi isim denklik belgesi çıkartarak Bulgaristan'a bildirmek zorunda kalıyoruz. Bu konuda üyelerimize destek olmaya çalışıyoruz. Bulgaristan pasaportların süresi bitmiş olan küçük çocuklu ailelere, yaşlılara yine konsoloslukta diyalog içerisinde zaman zaman konsolosluk işlemlerini dernekte yaparak bunu sağlamaya çalışıyoruz. Onun dışında akraba bağlarımızın kopmaması adına kültürel etkinlikler düzenliyoruz. Spor faaliyetleri düzenliyoruz. Kardeş Şehir protokolü çerçevesinde belediyelerle iş birliği içerisinde sürekli ziyaretlerimiz oluyor. 2023 yılı her sene olduğu gibi geleneksel etkinliklerimiz oluyor. Bunların başında Balkan Spor Oyunları geliyor. Biliyorsunuz balkanlarda düğünlerimizde, geleneğimizde güreş sporu vardır. Bu çok eski bir gelenek. Belki de biz bundan dolayı güreş sporuna gönül vermiş biri olarak Balkanlar'da yaşayan sporcuları Yalova'da bir araya getirerek kardeşliği pekiştiriyoruz. Bize her sene Makedonya'dan, Kosova'dan, Yunanistan'dan, Bulgaristan'dan, Romanya'dan, büyüme çağında altyapıdaki 13-14 yaşında çocukları Yalova'mızda ağırlayarak bu Yalova Belediyesi’nin destekleri ile oluyor. Valiliğimizin destekleri ile oluyor. Akraba bağımızı hem güçlendirmiş oluyoruz. Hem&nbsp;gelecek nesillere barışı aşılamış bulunuyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Arda Yavuz</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>NASIL OLDUN?</category>
      <guid>https://www.yalovagazetesi.com/baskan-ozgur-hayata-dort-elle-sarildik</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Feb 2024 00:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yalovagazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yalovagazetesi-com/uploads/2024/02/haber/manset/yalova-gaziosmanpasa-gocmen-mahalle-a-tip-cezaevi-bal-goc-dernek-baskan-aciklama.JPG" type="image/jpeg" length="26963"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bîdar: Bağımsız Bir Müzisyenim]]></title>
      <link>https://www.yalovagazetesi.com/bidar-bagimsiz-bir-muzisyenim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yalovagazetesi.com/bidar-bagimsiz-bir-muzisyenim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yalova Gazetesi’nin serilerinden “Nasıl Oldun Özel” bu hafta bir sanatçıyı konuk etti. Konuğumuz Türk vokal, besteci, söz yazarı Bîdar oldu. ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yalovalı&nbsp;<a href="https://www.yalovagazetesi.com/haberleri/sanatci" target="_blank" title="sanatçı">sanatçı</a>&nbsp;Bîdar, müzik kariyerine nasıl başladığını siz değerli takipçilerimiz için anlattı.&nbsp;<br />
&nbsp;</p>

<p>Müzikle ilkokul yıllarında tanışan Bîdar, kendini şöyle tanımlıyor: “Müzik yapmayı çok seven, kendi şarkılarını yazan, piyano çalan ve şarkı söyleyen bir sanatçıdır.”&nbsp;</p>

<p>“Piyano alındıktan sonra benim için çok şey değişti”</p>

<p>Çocukluğundan itibaren müziğe ilgisi olduğunu dile getiren Bîdar, “İlkokulda ikinci sınıfta müzik öğretmenim piyano dersi de veriyordu. Okulda bir piyano sınıfı kurmuştu. Beni de oraya seçmişti. Yani müziğe ilgim vardı zaten. Çocukluktan beri öyle olunca biraz piyano öğrenmeye başladım. Birebir bir ders değildi ama yıl sonu gösterilerinde sahneye çıkıyordum. Çalıyordum bir şeyler küçük küçük, sonrasında asıl liseye başladığımda biraz daha ciddileşti iş. Ortaokulda aslında piyano çalmak çok istiyordum ama ailem, ‘‘Kızım acaba maymun iştahlılık mı yapıyorsun? Biraz daha bekleyelim, hemen her istediğini yapmayalım.’’ Demişti. O yüzden hemen bir piyano alınmadı bana. Ben de aynı sitedeki bir arkadaşımın evine gidip oradaki piyanoyu çalıyordum. Babam mali müşavir, annem de kendi işini kurmuş bir girişimci, yıllardır çeşitli işler yaptı. Piyano alabilecek durumdaydık. Sadece biraz çocuğu hemen şımartmayalım, emin olalım gibi bir durum vardı. Bir de o anda yakınımızda bir piyano dersi alabileceğim bir yer yoktu. O yüzden de biraz beklettiler. Sonra sekizinci sınıftayken, hiç unutmuyorum o günün sonunda bir dijital piyano alındı eve ve onun gelmesini 4 gözle bekliyordum, dershanedeydim hatta. Piyanom geldikten sonra gerçekten çok şey değişti benim için, kendi kendime şarkı söylemeye başladım. O zamanlar Kartal’da oturuyorduk. Pendik'teki bir kurs merkezine gitmiştim ama sonra Yalova'ya taşındık. Biz Yalova'lıyız. Her yaz Yalova’ya gelirdik. Anneannemin çiftliği burada, akrabalarımızın çoğu burada. Ben dördüncü kuşak oluyorum, 4 kuşak Yalovalıyız. Öyle olunca sürekli buraya geliyorduk ama İstanbul'da yaşıyordum, İstanbul'da büyüdüm. Sonra lisede buraya geldik ve 4 sene ben Yalova'da okudum” diye konuştu.&nbsp;</p>

<p>“Bağımsız bir müzisyenim”</p>

<p>Müzik yeteneğini zamanla geliştirdiğini ifade eden Bîdar, “ Zamanla kendimi geliştirdim. Lisede Türk Halk Müziği korusundaydım. İlk o zaman sahnede şarkı söyledim. Ali hoca vardı o zaman, Ali Çelik, kendisine buradan selam olsun. O çok yardımcı olmuş ve önümü açmıştır. Aynı zamanda Serkan Güven, kanuni bir hocamız, ben de onun öğrencisi olma şansına nail oldum diyeyim. Çok iyi bir insandır aynı zamanda. O yüzden bana sadece müzisyenlikle değil, insan olmakla ilgili de çok şey öğretmiştir. O da bana üniversite hazırlık dönemimde çok destek olmuştu. Üniversiteye hazırlıkta Serhat Gündüz’le de birebir piyano çalışmıştık.&nbsp;Sonra ben üniversitede Bilgi Üniversitesi Müzik bölümünü tam bursla kazandım. Bilgi Üniversitesi’ne girdikten sonra hem çok şey öğrendim hem de çevrem genişledi.</p>

<p>Parçaları prodüktörüm Özgün Tuncer'le beraber yapıyoruz. Yıllardır beraberiz, ikili olarak çalışıyoruz. Son sözü söyleyen prodüksiyonda Özgün’dür. Aranjmanlara da hep destek olur, hatta bazılarını tamamen o yaptı. Çıkış albümümdeki klipler için de çok uğraştık ve hepsini kendimiz yaptık. Çünkü bağımsız bir müzisyenim, herhangi bir plak şirketiyle bağım yok. O yüzden her şeyi, her bir detayı tek tek kurguladık” ifadelerine yer verdi.&nbsp;</p>

<p>Rapçi Qaraqan ile “Özüme” şarkısıyla yeni bir iş birliğine imza atan ve insanlar tarafından beğeni görmesinin mutluluğunu yaşayan&nbsp;<a href="https://www.yalovagazetesi.com/haberleri/bidar" target="_blank" title="Bidar">Bîdar</a>, konuşmasına şöyle devam etti: “Yeni bir iş birliği yaptım, Azerbaycan'dan bir sanatçıyla. Oradan çok fazla beğeni ve destek geldi. 3-4 gün önce bir parça yayınlandı. Ben nakaratlarında söylüyorum. Qaraqan’ın kalemi çok iyi ve günümüz rapçilerinden değil. İş birliği yapalım dediğinde çok mutlu oldum. Sonrasında da insanların tepkisini ve beğenilerini görünce gerçekten çok şaşırdım, birlikte üretmeye devam edeceğiz” dedi.&nbsp;</p>

<p>“Çok sevmeleri lazım”</p>

<p>Bu yolda ilerlemek isteyenlere de tavsiyelerde bulunan sanatçı “Çok uzun bir yol bence, ben belki de yarısına bile gelmedim. Daha çok çok başında görüyorum kendimi. Çünkü 5 senedir kendi müziklerimi yayınlıyorum. Asla pes etmemeleri lazım, öncelikle müziği çok sevmeleri lazım. Eğer çok sevmiyorlarsa zaten bu işe girmemeleri hatta hiçbir işe girmemeleri gerekiyor. Neyi seviyorsan onun peşinden koş diyorlar ya öyle gerçekten. Ben sabah kalktığımda yapacağım şeyler varsa ve hala aşkla bir şeyler üretmeye çalışıyorsam demek ki ben bunu gerçekten seviyorum. Çok düştüğümüz zamanlar olabiliyor. Bazen motivasyonun kırılıyor, üretemiyorsun veya konser alamıyorsun. Günümüzde şu an ekonomik sorunlar da var ve giderek artıyor. Önümüzü çok göremiyoruz. Pandemi sonrası daha da zorlaştı. İnsanların da bir konsere gidecek, bir etkinliğe katılacak hali de kalmadı artık. Umuyorum yine de ellerinden geldikçe sanata ve sanatçıya destek olurlar, bağımsız sanatçıları desteklerler” ifadelerini kullandı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Kadın enstrümancılar çok az”</p>

<p>Kadın olmanın zorluklarından da bahseden Bîdar, &nbsp;“Kadın müzisyen olmayı geçtim, kadın olmak zor. Sadece Türkiye’de değil, dünyanın bir çok yerinde şimdilerde kırılma başladı. Hakkımızı savunabiliyoruz, biz buradayız diyoruz, savunmaya da devam edeceğiz. Ben bu konuda çok hassasım. Türkiye'deki kadın dayanışma sayfalarını sürekli takipteyim, bazen yürüyüşlere de gidiyorum. Yürüyüşe gideceksin de ne olacak, yine aynı şeyler diyenler oluyor. Ben buna katılmıyorum. Orada bir sinerji oluşuyor. &nbsp;Biz buradayız ve kendimizi her şeyimizle koyuyoruz.</p>

<p>Kadın prodüktörler daha çok artmalı. Ben kendi alanımda bunu bu şekilde yorumlayabilirim. Kadın enstrümancılar çok az. Çünkü kadın olduğunuzda genelde şarkıcılığa yöneliyorsunuz, aslında bir kadın davul da çalabilir, bir kadın bas gitar da çalabilir, bir kadın gitar da çalabilir. Orada bir engel var” dedi.&nbsp;</p>

<p>Bîdar, Yalova’yı çok sevdiğini, huzurlu ve samimi bulduğunu da söyledi.</p>

<p></p>

<p>Haber : Duygu Saral</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Arda Yavuz</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>NASIL OLDUN?</category>
      <guid>https://www.yalovagazetesi.com/bidar-bagimsiz-bir-muzisyenim</guid>
      <pubDate>Sun, 24 Dec 2023 00:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yalovagazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yalovagazetesi-com/uploads/2023/12/bidar-kalender-muzik-muzisyen-sarki-yalova-haber-1.JPG" type="image/jpeg" length="55029"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yalova Musiki Derneği Başkanı Özkan “Nasıl Oldun Özel”de ]]></title>
      <link>https://www.yalovagazetesi.com/yalova-musiki-dernegi-baskani-ozkan-nasil-oldun-ozelde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yalovagazetesi.com/yalova-musiki-dernegi-baskani-ozkan-nasil-oldun-ozelde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yalova Gazetesi, Yalova Musiki Derneği Başkanı Ömer Faruk Öskan’ı “Nasıl Oldun Özel” serisinde konuk etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Yalova Gazetesi’nin en merakla takip edilen serilerinden “Nasıl Oldun Özel” tüm hızıyla devam ediyor. Yalova’nın en bilinen ve en özel insanlarını ağırladığımız serimizin bu haftaki konuğu Yalova Musiki Derneği Ömer Faruk Öskan oldu.&nbsp;<br />
Yalova Gazetesi İnternetten Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Duygu Saral, Yalova Musiki Derneği’ne giderek Başkan Ömer Faruk Öskan ile çok kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdi. Başkan Özkan bize derneğini gezdirdi ve dernekteki müzik aletlerini teker teker tanıttı. Başkan Özkan kapatılan Yalova Belediyesi Konservatuarı, darbe döneminde yaşadıkları, 1984 yılında 9 arkadaşıyla birlikte kurduğu Musiki Derneği ve planladığı projelere kadar birçok konuda samimi açıklamalarda bulundu.<br />
Bizi derneğinde ağırlayan Sayın Ömer Faruk Öskan’ı Yalova Gazetesi ailesi olarak teşekkür ediyoruz.&nbsp;<br />
&nbsp;</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Arda Yavuz</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>NASIL OLDUN?</category>
      <guid>https://www.yalovagazetesi.com/yalova-musiki-dernegi-baskani-ozkan-nasil-oldun-ozelde</guid>
      <pubDate>Fri, 01 Dec 2023 00:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yalovagazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yalovagazetesi-com/uploads/2023/11/yalova-musiki-dernek-baskan-muzik-alet-konservatuar.jpg" type="image/jpeg" length="76566"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Merve Varol Nasıl Oldun Özel’de]]></title>
      <link>https://www.yalovagazetesi.com/merve-varol-nasil-oldun-ozelde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yalovagazetesi.com/merve-varol-nasil-oldun-ozelde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yalova Gazetesi, VRL Süs Bitkileri işletmecisi Merve Varol’u “Nasıl Oldun Özel”e konuk aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yalova Gazetesi’nin en ilgi çeken serilerinden olan “Nasıl Oldun Özel” birbirinden değerli konukları ağırlamaya devam ediyor. Gazetemizin İnternetten Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Duygu Saral, Garden A.Ş’ye gitti ve Garden A.Ş ortaklarından biri olan VRL Süs Bitkileri’nin işletmecisi Merve Varol ile çok özel bir röportaj gerçekleştirdi. Merve Varol iş hayatında yaşadığı zorluklar, girişimci kadın olarak yaşadığı deneyimler, kadınlara iş hayatındaki bakış ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği gibi konularda Müdür Saral’a samimi cevaplar verdi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gazetemiz Yalova’nın en özel isimlerini sizlerle buluşturmaya devam edecek bizi takipte kalın.</p>

<p>Kameraman/Göktuğ Doğukan Yüksel</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Arda Yavuz</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>NASIL OLDUN?, RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.yalovagazetesi.com/merve-varol-nasil-oldun-ozelde</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Nov 2023 00:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yalovagazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yalovagazetesi-com/uploads/2023/11/yalova-garden-vrl-sus-bitki-kadin-girisim-merve-varol.JPG" type="image/jpeg" length="18449"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Nasıl Oldun Özel’in İkinci Konuğu: Volkan Yılmaz]]></title>
      <link>https://www.yalovagazetesi.com/nasil-oldun-ozelin-ikinci-konugu-volkan-yilmaz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yalovagazetesi.com/nasil-oldun-ozelin-ikinci-konugu-volkan-yilmaz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Geçmiş dönemlerde TUFAG eski başkanı olarak görev yapan Volkan Yılmaz, Nasıl Oldun Özel’e konuştu. Nasıl Oldun Özel’in ikinci konuğu olan Yılmaz, gazetemize hayatı ve kariyeri ile ilgili önemli bilgiler verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“Hayatımın 25 senesini engelsiz bir şekilde geçirdim”</p>

<p>Yalova’da bir kamu kuruluşunda memur olarak görev yapan Volkan Yılmaz,&nbsp; Ben elektrik elektronik mühendisiyim. Yalova'da bir kamu kuruluşunda memur olarak görev yapıyorum. Bu süreç 2013 yılında başladı. 2013 yılında o dönemki adıyla ÖMSS, Özürlü Memur Seçme sınavıydı, şimdi ki adıyla da EKPSS (Engelli Kamu Personeli Seçme Sınavı). Önce 2013 yılında ÖMSS'yle düz memur olarak Halk Sağlığı Müdürlüğü’nde çalıştım. Düz memur olup da devam edemeyeceğimi anlayınca tekrar açıktan sınava girerek mühendis kadrosuna atandım. Mühendis olarak görev yapıyorum. Burada tabii devletin engellilere göstermiş olduğu pozitif ayrımcılık ilkesi çerçevesinde bu sınavların devam etmesi de biz engelliler için bir avantaj oldu. O yüzden de teşekkür ediyoruz. Ben sonradan engelli olan bir insanım. Hayatımın 25 senesini engelsiz bir şekilde geçirdim” dedim.</p>

<p>“Koltuk değnekleriyle 2019 yılında tanıştık”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bacağında başlayan bir şişlik nedeniyle &nbsp;geçirdiği operasyonlar, kemoterapi dönemlerine kadar uzanan hayat hikayesini ise Yılmaz şöyle aktardı:&nbsp; “1 Nisan 2008’i hiç unutmuyorum. Samsun 19 Mayıs Üniversitesi'nde okuyordum. Halk oyunları şenliği vardı. Orada gösteri yaptık. Akşam Zeybek oynadık. O dönemde Samsun'da İzmir ekiplerin kaliteli ekipler yapılmamıştı. Ben de o akşam zeybek oynadım. Sabah uyandığımda bacağımda bir kaşıntı hissettim. Kaşıdığım zaman kaşınan yerin şiş olduğunu farkettim. Bir yere vurduk herhalde falan diye başladı süreç, gel zaman git zaman o büyümeye başladı. Ağrı yapmaya başladı. Yerel doktorlar daha sonra İstanbul çaplı doktorlara gittiğimizde bacağımda kaval kemiğinde tümör tespit edildi. Bu tümörün gelişen süreç içerisindeki bacağa verdiği zarar bugünleri yaşamama sebep oldu. 12 santim uzunluğunda bir kaval kemiği kaybım oldu. Tümör kaslara, sinirlere yayılmış. Kasları ve sinirlerin bazılarını kesmek zorunda kaldılar. Öyle olunca ayak bileğimi kullanamamaya başladım. Bacaktan 7 kez operasyon geçirmek durumunda kaldım. Koltuk değnekleriyle 2019 yılında tanıştık. Benim rahatsızlığım 4 yıl kadar sürdü. Daha sonra tümör akciğerime sıçradı. 4 kez de akciğer operasyonu geçirdim. 1 dönem kemoterapi tedavisi gördüm. Psikolojik olarak da yıpratıcıydı.”</p>

<p>“TUFAG benim hayatım olmuş”</p>

<p>TUFAG’ta bir dönem başkanlık yapan Yılmaz, “TUFAG’ı ev olarak görürüz. Bizim için dernekten çok daha ötesidir. 15’li yaşlarımda başladı geçmişim. İlk olarak Şehit Osman Altınkan okulu mezunuyum ben ve okul ekibi kuruldu. Okul ekibine seçildik. Okul ekibini Mehmet Yönder şu an ki derneğimizin hocası Mehmet abimiz çalıştırıyordu. Dernek yarışmaya girecekti o zaman. Mehmet abi dernekteki oyuncu sayısını arttırmak için bizim aramızdan seçme yaptı. Ben dansçı olarak orada seçildim ve 98-99 yıllarında TUFAG kariyerim başladı. Yurt dışı seyahatlerinden gelecek olan ekiplerin yazışmaları görevini yürüttüm. Dönemin Başkanı Osman Dikici’ydi. Mehmet abi Volkan yapabilir aslında bizim yazışmaları tavsiyede bulununca o da olabilir dedi. Öyle başladım. Daha sonra Tamer Çınar'la birlikte tekrar TUFAG yönetiminde yer aldım ve dış ilişkiler sorumlusu olarak yedi sene boyunca görev yaptım. O süreçte bir sürü ekiple yazıştık. Onların hepsinin çalışmalarını ben yapmıştım. 2017’ den sonra da başkanlık süreci başladı. Başkanlık sürecim zor geçti. TUFAG evimiz gibi ve burayla alakalı bir durum olursa gerek maddi, gerek manevi hiçbir şekilde, hiçbir şeyden kaçınmam. Çünkü ben zaten burada büyüdüm. Hani Volkan Yılmaz, Volkan Yılmaz olduysa ki hala olduğumu düşünmüyorum. Ama buraya kadar gelebildiysek tabii TUFAG'ın çok büyük etkisi var. TUFAG benim hayatım olmuş. O yüzden burayla ilgili çalışmalardan yüksünmüyorum. Kent Konseyi’ne gelecek olursak, TUFAG başkanlığından sonra derneğin beni aday göstermesiyle seçildim. Hatta orada da birinci seçildim. Hem dernek sizi oraya aday gösteriyor benim temsilcim diye hem de aldığınız 119 tane oy var. Hani o yüzden de yüksünme lüksünüz yok açıkçası. Her girdiğim işte kendimden katmayı çok seven bir insanımdır. Ben kendimden vermeyi çok severim. O yüzden de böyle açıklayabilirim. Erişebilirlik birlikte alakalı olarak da ben erişebilirlik birim sorumlusu olarak çalışıyordum geçici görevlendirmeyle. Yalova'da bir erişilebilirlik izleme ve denetleme komisyonu var valilik bünyesinde kurulan oraya üyeydim. Bir kentin işte erişilebilir olmasıyla alakalı çalışmalar yürütüyorduk komisyonla birlikte. Aslında erişilebilir komisyonu benim kamuda yaptığım görev. O da şu anda noktalandı zaten. Yalova çoğu kente göre erişilebilir bir kent. Burada tabii küçük olmasının avantajı çok büyük. İstanbul'da da yaşadım. Büyükşehir karmaşası yok. Bir karmaşa var ama bir büyükşehir karmaşası yok. AVM'lere erişebilir hale getirmeye çalıştık ve birkaç tanesine belge verdik bu konuyla alakalı. Bankalar gezdiğimiz kadarıyla erişilebilir. Hani Yalova kent olarak evet bu konuda bazı yani diğer kentlerden biraz daha önde. Eksikleri yok mu? Var” şeklinde konuştu.</p>

<p>“Vazgeçmeyin”</p>

<p>Yılmaz, insanlara ne olursa olsun vazgeçmemelerini ifade ederek, &nbsp;“Vazgeçmeyin demek isterim. Çünkü ben o dönemde 25 yaşındaydım. Hayata daha yeni atılacaktım. Ben okulumu hastanede bitirdim. Üniversitemin son senesi, ilk dönemi bitirmişim ve ikinci dönem kalmış. Ameliyat bu kadar büyük bir operasyon geçireceğimi bilmiyordum açıkçası. Otobüsten indim, Yalova'ya geldim. Beni hastaneye aldılar. Tetkikler yaptılar. Doktor bacağımda bir tümör olduğunu söyledi. Bu kadar büyük bir şey geçireceğimi bilmiyordum. Ben hastaneye yürüyerek girdim. Üç ay sonra koltuk denekleriyle çıktım. Arkadaşlarımdan notlar istedik. Hastanenin odasında çalışarak bitirdim. Okulumundan vazgeçebilirdim. Vazgeçmedim. Aslında olayın çözümü vazgeçmemekte. Vazgeçtiğiniz anda kaybediyorsunuz. Çünkü hayat sürprizlerle dolu. Her şey olabilir. İnsanın başına her şey gelebiliyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p>TRT’de yayınlanan bir görüntüsünü sosyal medya hesabından paylaşan Yılmaz, o görüntüler hakkında da şunları dile getirdi: “Kültür Bakanlığı ve Hacı Ömer Sabancı Vakfı'nın gerçekleştirdiği yarışmalar olurdu. Türkiye'de komple nitelikli halk dansları yarışmaları bunlara sadece büyük dernekler katılıyordu. Çünkü arka arkaya üç kere oynanacak ve müzik durmayacak. Bunu da oyuncu sayısıyla kostümle birlikte desteklemeniz gerekiyor. O yarışmalarda biz hep ufak dereceler almıştık. 3 tane Türkiye birinciliği vardır. Türkiye ikincilikleri ve üçüncülükleri vardır. O TRT'deki görüntü de o yarışmalardan bir tanesi. Yine Türkiye finali o zamanda üçüncü olmuştuk. Orada 16 yaşındaydım.”</p>

<p>Bir gün sahneye tekrar çıkmayı isterim diyen Yılmaz, “Başkan iken çıktım. Tabii paha biçilemez bir duygu. 2019 yılında böyle bir olayla sahnelere veda etmişsiniz. Daha sonra da aradan yıllar geçmiş başkan olarak sahnede konuşma yapıyorsunuz. Hayatımın dönüm noktalarından bir tanesidir. Bayağı zorlanmıştım. Her sahneye çıkmadan önce heyecanlanırdım. Peki o heyecanı nasıl iniyordunuz? Heyecanımı yenemiyordum. İki tane şeyi çok özlüyorum. Bir tanesi futbol oynamayı. Bir tanesi de tekrar sahnede olmayı” diyerek sözlerini noktaladı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Arda Yavuz</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>NASIL OLDUN?, RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.yalovagazetesi.com/nasil-oldun-ozelin-ikinci-konugu-volkan-yilmaz</guid>
      <pubDate>Fri, 27 Oct 2023 10:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yalovagazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yalovagazetesi-com/uploads/2023/10/volkan-yilmaz.jpg" type="image/jpeg" length="35056"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Elektrikçi Ömer Sarıbaş; Çırak Bulamıyoruz]]></title>
      <link>https://www.yalovagazetesi.com/elektrikci-omer-saribas-cirak-bulamiyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yalovagazetesi.com/elektrikci-omer-saribas-cirak-bulamiyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yalova Gazetesi’nin Ahilikten Ahirliğe serisinin bu haftaki konuğu Elektrikçi Ömer Sarıbaş oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yalova Gazetesi’nin en önemli serilerinden olan “Ahilikten Ahirliğe” büyük hızla devam ediyor. Yalova’nın en tanınmış ve eski esnaflarını konuk aldığımız programın bu haftaki konuğu Elektrikçi Ömer Sarıbaş oldu.</p>

<p>“İlk işyerimi 1980 yılında açtım”</p>

<p>Kendisini tanıtan Ömer Sarıbaş, “1958 doğumluyum, Yalova’da yetiştim. Çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemlerini hep Yalova’da geçirmiş, 43 senelik bir esnafım. 1980 yılında ilk iş yerimi açtım ve 43 yıldır devam ediyorum. Evliyim, üç çocuğum var. İkisi oğlan, biri kız” dedi. Elektrikçiliğe başlangıç hikayesini paylaşan Sarıbaş, “İlkokulu bitirdikten sonra 1972 yılında Rahmetli Mustafa Sarıoğlu’nun yanında başlamıştım. Daha sonra Yalova’dan Antalya’ya göç etti. Ustamız oydu. Onun yanında başladım ve askere gidene kadar onun yanında devam ettim. Askerlikten sonra da kendi yerimi açtım. İlk başlangıcım tamamen şans eseri oldu. O günlerde ihtiyaç vardı. Bir arkadaşım çalışıyordu onun teklifiyle oldu. Ben de gittim ve sevdim bu işi” ifadelerini kullandı.</p>

<p>“İnşaatta çalışırken düştüm”</p>

<p>Çalışırken yaşadığı bir kazadan bahseden Sarıbaş, “1978 yılında inşaatta çalışırken düştüm ve beyin sarsıntı geçirdim. 10-15 gün hastanede yatmıştım. Tamamen bizim hatamız. Bastığım tahta kırıldı” dedi. Son dönemde çırak bulmakta çok zorlandıklarını dile getiren Sarıbaş, “ Geçmişte yetiştirdiğim elemanlar var ama şu son 10 yılda çırak bulamıyoruz, eleman da yetişmiyor. Eğitim istemi bu çalışma hayatına uygun değil. 18 yaşına kadar bir gencin mecburi okuması lazım.&nbsp; 18 yaşından sonra da kimse çıraklık yapmıyor. Hedefini üniversiteye kurarak “üniversiteye gideceğim” diyor. Gitmese bile 18 yaşından sonra çıraklık yapmak istemiyor. Bilgisayar işleri gibi masa başı işlerle meşgul oluyorlar” şeklinde konuştu.</p>

<p>“Yabancıları daha ucuza çalıştırıyorlar”</p>

<p>Gençlerin kendi mesleğine ilgi duymadığını ve yönlendirilmediğini söyleyen Sarıbaş, “ Gençlere tavsiye eden yok. Gençler de bunu düşünemez. 13-15 yaşındayken “bu işe başlıyayım “ diye bir hedef koyamaz. Dediğim gibi çocuklar 18 yaşına kadar okuyor. Bizim dönemimizde ilkokulu bitiren devam edecekse ortaokula gidiyordu, okumayacaksa sanayiye gidiyordu, herhangi bir iş yerinde çıraklık yapıyordu. Şu anda yabancılar var. Afganlar, Suriyeliler ve Iraklılar var. Onlar daha ucuz çalışıyor. Sosyal güvencesi yok, sigortası yok. Daha ucuz geliyor ve çalıştıranlar çalıştırıyor.&nbsp; Ben dil olarak anlaşamadığım için çalıştıramıyorum. Çalıştırmak da istemiyorum” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Muhabir/Duygu Saral</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kameraman/Göktuğ Doğukan Yüksel</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Arda Yavuz</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>NASIL OLDUN?</category>
      <guid>https://www.yalovagazetesi.com/elektrikci-omer-saribas-cirak-bulamiyoruz</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Oct 2023 00:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yalovagazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yalovagazetesi-com/uploads/2023/10/omer-saribas.jpg" type="image/jpeg" length="71516"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Nasıl Oldun Özel Serisi İlk Bölümü Yayında!]]></title>
      <link>https://www.yalovagazetesi.com/nasil-oldun-ozel-serisi-ilk-bolumu-yayinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yalovagazetesi.com/nasil-oldun-ozel-serisi-ilk-bolumu-yayinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nasıl Oldun? serisi Yalova’nın tanınmış simaları yer alırken, hayatın karmaşışına kendini kaptıran ve yaşamdan soyutlanan insanlara yol göstermek için, bir başarı hikayesi segmentinde insanlara hazırlanmış bir projeydi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Farkında mıyız?<br />
Nasıl Oldun Özel Serisinde, hayatı onlar için zorlaştırıcı kılan sözde biz sağlıklı insanlar haricinde aslında tüm zorlu koşullara rağmen hayata tutunma becerisini göstermiş, hayatın bir yerinden yakalamak, ne olursa olsun hayata tutunmak, değer üreten Özel insanların yer aldığı, öznel ifademle seçilmiş insanların yer aldığı bu serinin ilk bölümünü yayınlamanın haklı gururu içerisindeyim. Öznel ifadelerin çok yerildiği bu programda Ergül Dağcı konuğumdu. 7 üniversite bitirmesi, 33 Yaşından sonra bir başladık başlayış o başlayış edasıyla bizlere hayatın aslında, vazgeçilmeyecek kadar güzel olduğunu, tüm zorluklara rağmen düşünen canlılar olarak, değer üretmenin aslında o kadar da zor olmadığını, yeter ki kafada bitirmek gerektiğini bana bir kere daha gösterdi. Ergül ile Muhabbetimizde ortaya koyduğu çaba ve başarı hikayesi tüylerimi diken diken etti. Bile bile alt yazı eklememekte aslında benim kararımdı, Çünkü Ergül’e duyduğum saygıdandı. Çünkü bizleri anlayabilenler anlasın, anlamayanlar zaten anlamayacaklar ne kadar anlatırsak anlatalım modundaydık. Farkındalığı yüksek olan insanlar için hazırlanmış Nasıl Oldun? Özel, özel insanların anlayabileceği, anlamlar çıkarabileceği bir program olacak gibi.&nbsp;<br />
&nbsp;Ergül Dağcı Kim bilir misiniz. Durun Ben sizin için Google’layım. &nbsp; Google’ye da gerek yok hani. Çünkü adına ait bir internet sitesi var. Onu sizler için haberimin devamına ekliyorum. Yaptığı çalışmaları görün isterim. Ergül, şiir kitabı gibi, Dağ gülünden bir esinti.</p>

<p>Ergül Dağcı Kimdir?<br />
https://erguldagci.tr.gg/erg.ue.l-da%26%23287%3Bc%26%23305%3B-kimdir-f-.htm &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1980 İstanbul Bahçelievler doğumludur, orta halli, 2 çocuklu bir ailenin 2'nci kızı olarak dünyaya gelmiştir, doğum sonrası sarılık nedeniyle beyindeki hareket merkezi hasar görmüş ve spastik engelli olarak yaşamını sürdürmektedir, 1982 yılında Türkiye spastik çocuklar vakfına üye olmuş ve çeşitli faaliyetlerde bulunmuştur, 1989 yılında ailesiyle birlikte Kocaeli'nin Karamürsel ilçesine yerleşmiştir, orada yaklaşık 20 yıl ikamet ettikten sonra 2009 nisanında yalovaya yerleşmiştir, buralar<br />
Imageda da boş durmamış ve 1998 yılında Kocaeli spastik engelliler derneğinin kuruluşuna yardımcı olmuş ve faaliyetlerini bu dernekte sürdürm<br />
üştür, ve 2006 yılında dernek yönetimiyle arasındaki fikir ayrılığı nedeniyle bu dernekten ayrılmak zorunda kalmıştır, yazım alanında da yeteneği olan Ergül dağcı 2005 2006 yılları arasında yerel, ayda bir yayınlanan mozaik dergisinde köşe yazarı olarak görev yapmış ve makaleler yayınlamıştır, Ergül dağcının şu an basım aşamasında olan bir şiir kitabı, 300 şiiri, 16 makalesi, senaryoları ve öyküleri vardır, aynı zamanda sanal spastikler birliğinin kurucu üyelerindendir ve başkanıdır, ayrıca halen www.ertandogan.com sitesinde ve ahmet nesin*in düşün dergisinde makale yazarlığı yapmaktadır.</p>

<p>Programcı : &nbsp;Duygu Saral&nbsp;</p>

<p><br />
<img alt="nasıl oldun bölüm 1 (12)" class="img-fluid detail-photo" src="https://yalovagazetesicom.teimg.com/yalovagazetesi-com/uploads/2023/10/haber/manset/nasil-oldun-bolum-1-12.jpg" style="width: 100%" / width="1267" height="1600"><img alt="nasıl oldun bölüm 1 (11)" class="img-fluid detail-photo" src="https://yalovagazetesicom.teimg.com/yalovagazetesi-com/uploads/2023/10/haber/manset/nasil-oldun-bolum-1-11.jpg" style="width: 100%" / width="736" height="1041"><img alt="nasıl oldun bölüm 1 (10)" class="img-fluid detail-photo" src="https://yalovagazetesicom.teimg.com/yalovagazetesi-com/uploads/2023/10/haber/manset/nasil-oldun-bolum-1-10.jpg" style="width: 100%" / width="816" height="589"><img alt="nasıl oldun bölüm 1 (9)" class="img-fluid detail-photo" src="https://yalovagazetesicom.teimg.com/yalovagazetesi-com/uploads/2023/10/haber/manset/nasil-oldun-bolum-1-9.jpg" style="width: 100%" / width="1264" height="892"><img alt="nasıl oldun bölüm 1 (8)" class="img-fluid detail-photo" src="https://yalovagazetesicom.teimg.com/yalovagazetesi-com/uploads/2023/10/haber/manset/nasil-oldun-bolum-1-8.jpg" style="width: 100%" / width="1600" height="1200"><img alt="nasıl oldun bölüm 1 (7)" class="img-fluid detail-photo" src="https://yalovagazetesicom.teimg.com/yalovagazetesi-com/uploads/2023/10/haber/manset/nasil-oldun-bolum-1-7.jpg" style="width: 100%" / width="1300" height="884"><img alt="nasıl oldun bölüm 1 (6)" class="img-fluid detail-photo" src="https://yalovagazetesicom.teimg.com/yalovagazetesi-com/uploads/2023/10/haber/manset/nasil-oldun-bolum-1-6.jpg" style="width: 100%" / width="868" height="594"></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Arda Yavuz</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>NASIL OLDUN?, RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.yalovagazetesi.com/nasil-oldun-ozel-serisi-ilk-bolumu-yayinda</guid>
      <pubDate>Thu, 19 Oct 2023 00:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yalovagazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yalovagazetesi-com/uploads/2023/10/haber/manset/nasil-oldun-bolum-1-5.JPG" type="image/jpeg" length="68013"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çini Sanatçısı Emine Kulaber; Siz Çiniyi Değil Çini Sizi Seçer]]></title>
      <link>https://www.yalovagazetesi.com/cini-sanatcisi-emine-kulaber-siz-ciniyi-degil-cini-sizi-secer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yalovagazetesi.com/cini-sanatcisi-emine-kulaber-siz-ciniyi-degil-cini-sizi-secer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yalova Gazetesi, “Ahilikten Ahirliğe” serisinde Çini Sanatçısı Emine Kulaber’i konuk aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yalova Gazetesi’nin birçok serisinden biri olan “Ahilikten Ahirliğe” programımızda her hafta özel konuklar ile karşınıza çıkmaya devam ediyoruz. Yalova’nın tanınmış esnafları, sanatçıları ve zanaatkarlarını ile görüşme gerçekleştirdiğimiz serimizdeki bu haftaki konuğumuz Adnan Menderes Mahallesi TOKİ yolu güzergahında bir “Turkuaz Sanat Atölyesi” adı altında bir Çini Atölyesi olan Emine Kulaber oldu.</p>

<p>“Çiniye prefabriklerde yaşarken başladım”</p>

<p>Kendisini tanıtan Çini Sanatçısı Emine Kulaber, “1971 doğumluyum. Evliyim, 2 tane çocuğum var. Yalova Halk Eğitim Merkezi’nde 3 yıldır Usta Öğretici olarak Çini alanında görev yapıyorum. Aynı zamanda bu atölyede Çini’yi öğretmeye ve öğrenmeye devam ediyorum. Ben Çini’ye 2000 yılında deprem sonrası prefabriklerde yaşarken orada açılan bir kurs ile başladım. 1 yıl boyunca orada devam ettim. Sonra bu bir aşk olduğu için Halk Eğitim’de yıl boyunca kurs almaya devam ettim. Daha sonra Usta Öğreticilik sınavlarına girdim ve Usta Öğretici oldum. O günden bugüne de 13 yıl Halk Eğitim’de olmak üzere 20 yıldır Çinicilikle uğraşıyorum” dedi ve öğrenme sürecinin hala devam ettiğini belirten Kulaber, “ Şu anda benim 2. yılım, online olarak İstanbul Klasik Sanatlarda Çizim ve Tasarım üzerine eğitim alıyorum” şeklinde konuştu.</p>

<p>“Ben iyi oldum başkaları da iyi olsun”</p>

<p>Çiniye başlama kararından bahseden Kulaber, “ Oğlum 5 yaşındaydı, biz göçük altından çıktık. Evimizi, işimizi, komşularımızı kaybettik. Prefabriklerde yaşıyorduk, psikolojik olarak kötü günlerdi. Çiniye başlamak, çini yapmak o kadar iyi geldi ki… Eşime dedim ki; “Beni iyileştiren Çini…” Ben Çini yaptıkça iyi oluyorum, o da sağ olsun desteğini eksik etmedi. Çini ile iyi oldum. Ben şuna inanıyorum; Beni iyi ettiğine inandığım için, bu işe başlayan herkesi iyi ve mutlu edecek. Çünkü zevkli bir sanat, güzel bir sanat ve çok sabır isteyen bir sanat. Bizim öz be öz sanatımız. Ben iyi oldum başkaları da iyi olsun” ifadelerini kullandı ve en büyük hayalinin atölye açmak olduğunu ve bunu başardığını söyleyen Kulaber, “ Bu sene yanıma da 2 hoca eklendi. Hilal hoca ve Betül Hoca ile birlikte devam ediyoruz. Emine Kulaber Çini Atölyesi’ni Turkuaz Sanat Atölyesi olarak değiştirdik. Çünkü artık üç kişiyiz. Öğrencilerimle beraber olmaktan çok da mutluyum” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Bende her zaman bir çırağım”</p>

<p>Kendi mesleklerinde de usta-çırak ilişkisini olduğunu söyleyen Kulaber, “Ben öğrencilerime şunu söylüyordum; Bu işe gönül verdiyseniz ben size bir yere kadar öğretirim. İmkanı olan İznik’teki Çini Atölyesi’ne gitsin ve bu işi bir ustanın yanında öğrenin. Çünkü ben İznik’e gidip geldikçe ustadan çok şey öğrendim. Ustanın yanında olduğunuz zaman bir şey anlatmasına gerek kalmıyor. Ustayı gözlemleyerek zaten öğreniyorsunuz. İmkanı olanın bir ustanın yanına gidip öğrenmesi en güzeli. Bende her zaman bir çırağım ve öğrenmeye devam ediyorum” ifadelerini kullandı.</p>

<p>“Yalova’da satacak satış pazarımız yok”</p>

<p>Kendi başladığı dönem ile bu dönem arasına ciddi farkların olduğunun bilgisini veren Kulaber, “Ben Çiniye başladığım zaman bizim hocamız malzemeyi Kütahya’dan alırdı. Boyamız, bisküvi dediğimiz objelerimiz, sırlama işlemi için hocamız Kütaya’ya giderdi. Yıllar içinde ne oldu? İznik’ten almaya başladık. Şimdi bu sırlama işlemini Yalova’da yapan bir atölyemiz var. Bilgiye ve Çiniye ulaşmak daha kolay oldu. Mesela ben şuan online eğitim alıyorum. 23 yıl önce böyle bir bilgi paylaşımı yoktu. Şimdi oturduğum yerden eğitimde alabiliyorum, istediğim malzemeye de ulaşabiliyorum” dedi ve el sanatları konusunda Yalova’da pazarın olmadığını dile getiren Kulaber, “Kursiyerlerim ve benim gibi el sanatları ile uğraşanlar için ürettiklerimizi Yalova’da satacak bir pazarımız yok. Keşke bir pazarımız olsa, üreten kadınların el emeğini satış yapabilecekleri, kendi ekonomilerine katkı sağlayacak bir yer olsun. Bir tek hobi olarak kalmamalı. Bir süre sonra şöyle oluyor; Yap yap nereye kadar. Yaptıklarımızı nereye koyacağız” şeklinde konuştu.</p>

<p>“Bilge Okulu ile anlaştık”</p>

<p>Yalova’daki gençlerin Çiniye ilgisinin olduğunu açıklayan Kulaber, “Geçen yıl liseye giden, 5-6 kişilik bir genç kız gurubu geldi. Dediler ki; “Hocam biz anneler gününde annemize bir hediye yapmak istiyoruz” Çiniyi düşünmüşler ve çok mutlu olmuştum. Buraya gelip, beğendikleri bir objeyi alıp ve burada boyayıp annelerine hediye etmişlerdi. Bir okulumuz var, İlkokul ve ortaokul kısmı buraya gelip haftada bir gün eğitim alıyor. Çok seviyorlar, ilkokul çocukları bir şekilde burada Çini ile tanıştı. Bilge Okulu ile anlaştık, kendileri komşumuz. İki senedir ortaokul öğrencilerine Çini dersi veriyorduk, bu sene İlkokul da katıldı. Çocuk gruplarıyla çalışmak ayrı zevk veriyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p>“En büyük kursiyerim 73 yaşında”</p>

<p>Atölyesindeki çalışmalardan bahseden Kulaber, “ Workshoplarımızı yapıyoruz. Erasmusla gelen yabancı öğrencilerle de çalışma da yaptık. Devamlı olan kurslarımız var. Her Perşembe-Cuma burada devam ediyor. Onların buradaki 3. seneleri…&nbsp; Genelde 09:30’da başlıyor, isteyen kapanana kadar da kalabiliyor. Akşam kurslarımız var, çalışan insanlar için akşam ya da hafta sonu kurslarımız olabiliyor. Bazen atölyenin dışında da Workshop olabiliyor. Bazen gelmek isteyenler 5-6 kişilik grup kuruyorlar, onların uygun olduğu bir saate bizim de dersimiz yoksa hafta içi yapabiliyoruz” dedi ve öğrencileri arasında ev hanımlarının ağırlıklı olduğunu söylerken, “ En büyük kursiyerim 73 yaşında” şeklinde konuştu.</p>

<p>Muhabir-Kameraman/Göktuğ Doğukan Yüksel</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Arda Yavuz</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>NASIL OLDUN?</category>
      <guid>https://www.yalovagazetesi.com/cini-sanatcisi-emine-kulaber-siz-ciniyi-degil-cini-sizi-secer</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Oct 2023 00:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yalovagazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yalovagazetesi-com/uploads/2023/10/yalova-cini-sanat-atolye-kurs.jpg" type="image/jpeg" length="91319"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Estetisyen Zekiye Tanıl; Makyajda Türkiye Derecem Var]]></title>
      <link>https://www.yalovagazetesi.com/estetisyen-zekiye-tanil-makyajda-turkiye-derecem-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yalovagazetesi.com/estetisyen-zekiye-tanil-makyajda-turkiye-derecem-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yalova Gazetesi, Elif Güzellik Salonu’nun sahibi Zekiye Tanıl ile görüşme gerçekleştirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yalova Gazetesi’nin en özel serilerinden olan “Ahilikten Ahirliğe” tüm hızıyla devam ediyor. Son olarak Rüstempaşa Mahallesi Cumhuriyet Caddesi’nde bulunan Elif Güzel Salonu’nu işleten Estetisyen Zeki Tanıl ile serimiz kapsamında samimi bir görüşme yaptık.<br />
“Bulgaristan Yalova’ya 23 Nisan 1970 tarihinde geldik”<br />
Kendisini tanıtan güzellik uzmanı Zekiye Tanıl, “1961 Bulgaristan doğumluyum. Evliyim, 3 kızım ve 2 tane kız torunum var. 35 seneye yakın bu meslekteyim. Aynı zamanda Güzellik Uzmanı ve Estetisyenim. Bire bir çalışıyorum ama genellikle personeller ile devam ediyoruz. Şuan devam ettirdiğimiz konular güzellik ve estetik üzerine… İnsanlarla, özellikle bayanlarla iç içeyiz. İnsan işini sevdikten sonra zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyor. 35 sene dedim ama sanki 4-5 yıl geçmiş gibi hissediyorum. Hala heyecanlı bir şekilde işime geliyor ve devam edebiliyorum” dedi ve 23 Nisan 1970 tarihinde Yalova’da geldiğini belirtirken, “Kolay bir süreç olmadı. Uzun bir süre sıkıntılarımız oldu ama çok şükür ailece aştık. Küçük yaşta hem okudum hem çalıştım. Bu mesleğe de hevesim çoktu. Ama evlilik olduğu için hemen başlayamadım. Kızlarım yakın aralıklarla doğdu. Çocuklar anaokuluna başladıktan sonra bu mesleğe eşimle başladım. Eşimle kozmetik üzerine iş yerimiz vardı, güzellik konusunda da meylettiğim için kurslara başladım. Hem ürün satışı hem de cilt bakımı ile devam ettik. 3 kızım var demiştim. Hepsi okudu çok şükür. Büyük kızım psikolog, ortanca kızım 10 senedir benimle çalışıyor, şu anda en büyük desteğim ortanca kızım. Küçük kızım tiyatrocu, İstanbul’da tiyatro yapıyor” ifadelerini kullandı.<br />
“Makyöz olarak devam ediyorum”<br />
Kadınların kozmetiğe meraklı oluklarını söyleyen Tanıl, “Kadınlara artı hizmet vermek daha da cazip geldi. Önce 3-4 aylık kurslara gittim. Cilt bakımıyla başladım, birkaç makine aldım. Baktım bu işi iyi yapıyorum, seviyorum ve hevesliyim. Devamını da getirdim. 30 metre kare ile bir dükkanda başladım, sonra 60, en sonda 150 metre kare dükkanla devam ediyorum. En az 3-4 aşama değişerek geçti. Güzellikle başladıktan 5 yıl sonra da kuaförü ilave ettik. Ben bu işi 88-89’dan beri yapıyorum kuaförü sanıyorum 95-96 yılında devreye soktuk. Çünkü güzelliğe daha insanlar adapte olamamıştı. Cilt bakımları yapılıyordu ama daha çok saça adapte vardı. Eğitimini aldım ama bire bir girmedim. Çalışan arkadaşlarımız vardı, onlar devam etti. Çok güzel ilişkilerimiz oldu. Ama uzun yıllar geçince beni çok yordu. Artık saça girmemeye başladık. Artık makyöz olarak devam ediyorum. Ekibim çok iyi. Çok kişi yetiştirdim Yalova’da” şeklinde konuştu.<br />
“Biz biraz seçiciyiz”<br />
Kız Meslek Lisesi’nde Güzellik ve Kuaför Bölümü’nün olduğunu belirten Tanıl, “Biz genelde oradan stajyer öğrenci alıyoruz. Bize öğretmenleri ile beraber başvuruyorlar. Biz biraz seçiciyiz. Ben daha da seçici olmaya başladım. Hevesli çocuklar ile çalışmaya çalışıyorum. Bu işi yapabilecek, yapamayacak kişileri ayırt edebiliyorsunuz. Çok kişiyi başka mesleklere yönlendirdiğim oldu ama çok meraklı ve istekli çocuklarda devam ettirdim. Bazı kızlarımız evlendi bıraktı. 3-4 tane hala benimle devam eden kızım var. Dediği gibi kızımda benimle 10 senedir çalışıyor. Ben biraz yönetici pozisyonuna düştüm. 16-17 senedir bizimle çalışan bir kızımız var. O da bize, Kız Meslek’ten gelmişti. Stajyer olarak başlamıştı. Bizimle çalışmaya devam edip usta oldu. Kursiyer olarak çalışanlar da var ama ben onları tercih etmiyorum. Hep okuldan tercih ediyorum. Çünkü onları eğitmek daha kolay ve merakı olması önemli. Baştan o mesleği seçtikleri için bizde de gelişiyorlar” ifadelerini kullandı.<br />
“Z kuşağı çok zor”<br />
Kendi işletmesine farklı dönemlerde gelen stajyerleri karşılaştıran Tanıl, “ Z kuşağı çok zor. Şu anda dejenere olmuş bir toplum içindeyiz. “Ben her şeyi biliyorum” diyor. Senin emrine girmek istemiyor. Kızmak diye bir şey bizde yok zaten. Rica ve minnet ile çalışıyorlar. Teşekkür ediyoruz. Bunları bu şekilde adapte etmeye çalışıyoruz. Eğer hevesliyse gerçekten çok uğraşıyoruz. Kızarak, bağırarak, söverek… Artık o dönemler geçti. Eskiden çırak-usta ilişkileri daha kötüymüş. Biz ezmiyoruz. Tam tersi yüceltiyoruz. Son 10 senede çok değişti. Daha uyumlulardı. İşini seven daha çok sarılıyordu. Şu anda da biz seçici olduğumuz için sorunu en aza indirgedik” dedi.<br />
“Bakım, yeme ve içme gibi”<br />
Cilt bakımının 9 yaşından 100 yaşına kadar herkese yapılabileceğini söyleyen Tanıl, “Erkek ve kadın fark etmez. Cilt bakımı… Adı üzerine temizlik. Yeme ve içme gibi. Günlük bakım vardır, aylık bakım vardır ve yıllık onarıcı bakımlar vardır. Bunlar sınıflandırılır, doğrusu budur. Günlük bakım kişiye özeldir. Saçını tararsın, dişini fırçalarsın, cildini temizlersin ve güne başlarsın. Ayda bir de cildin ihtiyacı olan arınma, temizleme, onarma dediğimiz aylık bakımlar vardır. Bunları her ay yaptıramazsanız bile 2-3 ayda bir yapılmasını tavsiye ediyoruz. Bir de onarıcı bakımlar vardır. Bunlar ürünler ve makinalarla yaptığımız bakımlardır. Bunlar nedir? Organik bakım, medikal cilt, makine ile yaptığımız bakımlar oluyor. Bu işin sırrı tekrar. Bir kere onarıcı bakım yapıp bir daha yapmamak diye bir şey yok” şeklinde konuştu. &nbsp;<br />
Muhabir/Göktuğ Doğukan Yüksel<br />
Kameraman/Göktuğ Doğukan Yüksel<br />
&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Rümeysa Şahin</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>NASIL OLDUN?</category>
      <guid>https://www.yalovagazetesi.com/estetisyen-zekiye-tanil-makyajda-turkiye-derecem-var</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Oct 2023 00:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yalovagazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yalovagazetesi-com/uploads/2023/10/zekiye-tanil-yalova-guzellik-salon-merkez.jpg" type="image/jpeg" length="33040"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kuaför Niyazi Değirmenci; Çırak Bulunmuyor]]></title>
      <link>https://www.yalovagazetesi.com/kuafor-niyazi-degirmenci-cirak-bulunmuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yalovagazetesi.com/kuafor-niyazi-degirmenci-cirak-bulunmuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ahilikten Ahirliğe serisinin bu haftaki konuğu erkek kuaförü Niyazi Değirmenci oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yalova Gazetesi’nin en çok beğenilen serilerinden olan Ahilikten Ahirliğe tüm hızıyla devam ediyor. Yalova’nın en eski, en tanınan esnaf, zanaatkar ve ahilerini konuk aldığımız serimizin bu haftaki konuğu Yalova’nın en eski erkek kuaförlerinden olan Niyazi Değirmenci oldu. Barış Sokak Merkez Erkek Kuaföründe çalışan Niyazi Değirmenci meslek yaşamına başlangıcından, değişen saç modasına kadar geniş bir alanda sizlere bilgi verdi.<br />
“Mesleğe başlamama dedem vesile oldu”<br />
1956 Kastamonu Azdavay doğumlu olduğunu belirten Kuaför Niyazi Değirmenci, “68 yılında ilkokulu bitirdikten sonra İstanbul’a geldim o günden beri bu mesleğe devam ediyorum. 7 sene İstanbul’da çalıştıktan sonra 1975 yılında Yalova’ya geldim. Mesleğe başlamama dedem vesile oldu. Damadı berberdi, onun yanına verdi. Orada birkaç ay çalıştıktan sonra İstanbul’a geçtim. Ben hep severek bu mesleği yaptım. 1968 yılından 2023 yılına kadar bu mesleğe devam ettim, başka bir mesleğe geçmedim” dedi ve mesleğe ilk başladığı dönemdeki saç modasından bahseden Kuaför Değirmenci, “Genellikle saçlar uzun tutuluyordu. Favoriler uzun, ense kapalı… Ense açma gibi bir durum olmuyordu. Olduğu zaman kavga çıkıyordu. “Niye kısalttın, ben bu kadar kısa istemiyordum, niye ensemi açtın” gibi söylemler oluyordu. Her dönemde uzun, kısa saç oluyordu da ama şu anda tam tersi oldu. Ense açık, kulaklar açık… Eskiden sakal tıraşı çok olurdu. Şu anda çoğunluk olarak kirli sakal bırakıyorlar” şeklinde konuştu.<br />
“Çırak yetişmediği için sıkıntılar yaşanacak”<br />
Kuaförlerdeki usta-çırak ilişkisinin zarar gördüğünü söyleyen Değirmenci, “Şu anda çırak bulunmuyor. Okullar 8 senelik olunca çocuğun yaşı geçmiş oluyor. 12 yaşını geçtiği zaman okula devam etmek zorunda, ortaokulu bitirmek zorunda. 12-15 yaşında bir genç hevesli olursa mesleği 1 senede öğreniyor. Burada çırak olarak çalışıyorsa haftada bir gün çıraklık okuluna gitmesi gerekiyor. Belge oradan alınıyor. İleride çırak yetişmediğinde sıkıntılar yaşanacak” ifadelerini kullandı ve deprem sonrası aldığı emeklilik kararından bahsederken, “Zamanla sıkıntılar oluyor. Yorgunluk oluyor. Dükkanı bırakman gerekiyor, elemanın olmuyor. Bazı zamanlar yalnız kalıyorsunuz, eleman bulamıyorsunuz. Artık emekli oldum. Eş, dost “Bizim yanımıza gel” diye teklifte bulunuyor. Buraya aşağı yukarı her gün kısa sürelerle geliyorum” dedi.<br />
“Elektrikliler geldi berberlik kolaylaştı”<br />
Mesleğiniz size para kazandırıyor mu sorusuna cevap veren Değirmenci, “Kazandırıyordur da biz o şekilde çalışamıyoruz. Bazı arkadaşlar bir şeyler sürüyor, bir şeyler yapıyor fazla para alabiliyorlar. Biz yapamıyoruz, eskiden alışmışız… Tarife neyse dışına çıkamıyoruz. Tarifeler de derneğimiz kararıyla yükseliyor. Bizim bu meslekte her dönem aynı. Tam ucu ucuna getiriyorsunuz yılbaşı geliyor. Kiralar, vergiler derken katlama oluyor. Seneye yetişmek için tekrar çalışmak zorunda kalıyorsunuz” şeklinde konuştu ve erkek kuaförlüğünün geleceğini hakkında konuşurken, “Biz başladığımızda jilet yoktu, usturayla başladık. Bilemesini biz kendimiz yapıyorduk. Belli bir zaman sonra jiletli usturalar çıkmaya başladı. Müşteriler ilk başta istemediler, “Jiletler olursam ben evde olurdum” diye itiraz ettiler. Sonrasında daha temiz daha sıhhi olduğu için alışıldı. &nbsp;O elektrikliler çıktı berberlik kolaylaştı” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Muhabir/Göktuğ Doğukan Yüksel<br />
Kameraman/Göktuğ Doğukan Yüksel</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Rümeysa Şahin</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>NASIL OLDUN?</category>
      <guid>https://www.yalovagazetesi.com/kuafor-niyazi-degirmenci-cirak-bulunmuyor</guid>
      <pubDate>Tue, 26 Sep 2023 00:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yalovagazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yalovagazetesi-com/uploads/2023/09/niyazi-degirmenci.jpg" type="image/jpeg" length="36935"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doktor Metin Oral, Yalova Gazetesi Konuğu Oldu]]></title>
      <link>https://www.yalovagazetesi.com/doktor-metin-oral-yalova-gazetesi-konugu-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yalovagazetesi.com/doktor-metin-oral-yalova-gazetesi-konugu-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yalova Gazetesi olarak gerçekleştirdiğimiz Nasıl Oldun’un bu haftaki konuğu Altınova Belediye Başkanı Doktor Metin Oral oldu. ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yalova Gazetesi olarak gerçekleştirdiğimiz Nasıl Oldun’nun bu haftaki konuğu Altınova Belediye Başkan'ı Doktor Metin Oral oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nasıl oldun? ‘un bu haftaki konuğu Altınova Belediye Başkanı Doktor Metin Oral.&nbsp;<br />
Doktor Metin Oral kimdir?&nbsp;<br />
Doktor Metin kimdir? Altmış sekiz doğumlu. Anadolu'nun birçok yerinde baba görevinden dolayı dolaşmış En son Cerrahpaşa Tıp Fakültesini bitirmiş. Bir doktor olarak başladık. Sonra da belediye başkanlığıyla devam ettik. Kısaca böyle.&nbsp;<br />
Şimdi ona o zaman birazcık daha açalım Başkanım. Babanız ne iş yapıyordu? Ne işle meşguldü?&nbsp;<br />
Orman işletme şefiydi. Ormancıydı. Memurdu. Memurdu yani&nbsp;<br />
Cerrahpaşa'yı bitirdikten sonra doktorluğa ilk nerede başlamıştınız?<br />
Eruh'ta görev yaptım. Mecbur hizmet. Siirt Eruh. Orada mecbur hizmeti yaptık. Daha sonra oradan geldik Kandıra'ya. Kandıra'dan işte Altınova bölgesi Kaytazdere'ye geldik. Sonra bir Bingöl'ün dağlarında askerlik yaptık. Tekrar geldik bu tarafa. Ondan sonra da işte sağlık grup başkanlığı ve arkasından da Belediye Başkanı.&nbsp;<br />
Belediye Başkanı olmadan önce siyasette bağınız var mıydı? O süreç nasıl gelişti?&nbsp;<br />
Bu süreç biraz kıramayacağım arkadaşlarımız, dostlarımızın talepleriyle oldu. Öyle söyleyeyim. Çok ısrarcı.&nbsp;<br />
Süreci biraz anlatabilir miyiz?&nbsp;<br />
Yani rahmetli oldu şimdi ilçe başkanımız. O çok ısrarcı oldu. Bu konuda. Yani biraz çok ısrarcı olunca kıramadık, öyle söyleyelim. Biraz hatır için oldu yani.&nbsp;<br />
Peki yoruluyor musunuz?&nbsp;<br />
Yani yorgunluk demeyelim çünkü güzel şeyler yapılınca yorgunluk kalmıyor ekip olarak. Dolayısıyla yani bu işte yorgunluk demeyelim ama güzel işler çıktığı zaman hiçbir şey kalmıyor. Mutlu oluyoruz.<br />
Peki bir seçenek sunmuşlar önünüze. Doktorluk mu, siyaset mi deseler?&nbsp;<br />
İkisinin de farklı kulvarı var. Yani orada bir seçim zor. Yani her doktorluğun da güzel tarafları var. Siyasetin de güzel tarafları var. Doktor ayırmamak lazım. Bazen özlüyorum.&nbsp;<br />
Mesela ne gibi durumlarda özlüyorsunuz?&nbsp;<br />
Yani öyle bir öyle bir durum yok ama bazen aklımıza geldiği zaman hatıralar özlüyoruz&nbsp;<br />
Peki unutamadığınız bir hatıranız var mı doktorlukla ilgili?&nbsp;<br />
Yani orada çok öyle bir şeyim yok ama mecbur hizmette Güneydoğu'da zor şartlar o zamanki vatandaşların yokluğu sıkıntıların. Orada güzel işler yaptığımıza inanıyorum Dolayısıyla oradaki mecbur hizmet zamanımız benim için çok kıymetli, önemli. Unutamadığım yer orası. Bir de terörün olduğu bölgede yani terör var ama biz tabii onunla çok şeyimiz olmadı. Biz hastaya baktık, vatandaşa baktık. Oradaki vatandaşa o hizmeti götürmek gerçekten bizim için çok büyük mutluluktu.&nbsp;<br />
Peki doktor olmaya nasıl karar vermiştiniz başkanım?&nbsp;<br />
Vallahi çocukluktan beri bir hayaldi öyle gerçekleşti. Sadece böyle bir doktor olma hevesi oluştu ailede de oluştu. Öyle olunca bir öyle bir yola girdik.&nbsp;<br />
Kaç kardeşsiniz?&nbsp;<br />
İki kardeşiz, iki erkek. Erkek kardeşim ziraat mühendisi. Kendi şirketi var, kendi işini yapıyor. Ben en son burada görev yapıyordum.&nbsp;<br />
Siyaset üstü dediğimiz insanlar vardır bazen. Siz de siyaset üstüsünüz aslında biraz da. Siyaset üstü olmak sizin için ne anlam ifade ediyor Çünkü rahat rahat çıkıp sokakta dolaşabiliyorsunuz.&nbsp;<br />
Yani bizim için tabi en önemlisi o. Biz belediye başkanlığına tam seçim zamanı bir partimiz şeyimiz var. Tabii ki gönlümüzdeki partimiz var. Çalışıyoruz. Ama belediye başkanlığında bir parti ayrımı yapma imkanımız yok. Öyle bir Zaten sayın Cumhurbaşkanımız da bunu defalarca söyledi, genel başkanımız. Biz buraya oturduğumuz zaman her vatandaş bizim için aynı. Dolayısıyla orada bir ayrım yapma imkanımız yok. Zaten hekimlikten gelen bir şeyimizdi o şekilde nosyonumuz da o şekilde. Dolayısıyla belediye başkanlığı koltuğunda olduğumuz müddetçe biz siyaseti ayrımı yaparak bir hizmet getirme gibi bir lüksümüz yok böyle bir tavrımız da yok. Partimizin de zaten tavsiyesi önerisi ve takibi o yönde. Dolayısıyla eğer onu başarabiliyorsak vatandaşa karşı ki bütün hedefimiz o eşit davranmak. Herkese ihtiyaca göre yapabilmek. İnşallah onu başarmışızdır. Onu gönüllere koyduysak bizim için en büyük mutluluk o.&nbsp;<br />
Aslında bakıldığında birazcık da zor bir bölgedesiniz. Bir tersaneler var. Çok verimli topraklarınız var tarım alanıyla bağlantılı. Tarihi eserler var, Lagününüz var. Bunların belediye başkanlığını yürütmek.<br />
&nbsp;Şimdi tabii şöyle. Biz başladığımız zaman tarih yoktu. Burada özellikle onunla ilgili yani o bir merak belki. Biraz hobi diyelim ama tabii bölgede bir tarihi dokunun olması bizim için çok önemli. Sizin önünüzdeki kitaplarımız var. Bizim stratejik planlarımız var. 2006 yaptığımız. 2006, 2016 ve 2023’e kadar uzattığımız orada zaten biz o hedeflerimizi koymuşuz. Tersaneler o zaman işte biliyorsun 2004’te yeni daha başlıyordu. Bunlar yapılırken de hep şunu söyledik biz. Tamam sanayimiz olacak, ihtiyacımız var ama tarımımızı da kurtaracağız, doğamızı da koruyacağız ve tarihimizde ayağa kaldıracağız ama en önemlisi kültürümüzü de koruyacağız. Biz 2004’ten beri yaptığımız iş tamamen buna yönelik. Bu doğrultuda bütün planlarımızı, çalışmalarımızı, Hedeflerimizi buna göre koyduk ve buna göre de yürüyoruz. Şu ana kadar da yani bana göre başarılı da gidiyoruz ama tabii önemli olan bizim değil. Vatandaşın görüşü. Ama biz hep şunu söyledik. Daha önceki biliyorsunuz Yalova'daki topla şu ifade kullanılıyor. Yalova'nın batısı turizm doğusu, sanayi. Biz de 2004’ten beri hep buna itiraz ediyoruz. Biz diyoruz ki hepsi bizde olacak. Böyle bir potansiyelimiz var Bunun için de özellikle tersaneler kurulurken yurt dışında örnek yerleri inceledik. Türkiye'deki örnek yerleri inceledik. Onların artısına eksisine baktık. Ona göre de bir plan oluşturduk. Ona göre yürüyoruz. Şu anda tarih konusunda ciddi çalışmalarımız var biliyorsunuz. Onu tekrarlamaya gerek yok inşallah önümüzdeki yıllarda bunlarla ilgili bilgiler toplandıkça çok güzel belgeler elimize çıkacak, eserler rolümüze çıkacak. İnşallah dünyayı tanıtacak bir yer çıkacak belki Osmanlı'yla ilgili ve daha eskilerle ilgili elimizde de farklı doneler çıkacak. İnşallah bu çalışmaları iki tane ayrı yerdeki kazı evimizde bir çoban kalem kazı evimiz Ayazma'da bir kazı evimiz, bir Hersek delta kazı evimiz oda Hersek’te. İki ayrı ekip aşağı yukarı yıllık 40-50 kişilik bir arkeoloji ekibiyle bu çalışmalar yürütülüyor.&nbsp;<br />
Bununla ekstra ilgileniyorsunuz değil mi?&nbsp;<br />
Yani destek veriyoruz. Tabii destek veriyoruz. Vermek de istiyoruz. Sağ olsunlar hocalarımızla güzel çalışmalar yapıyor. Ama meyvelerini de almaya başladık artık yavaş yavaş.&nbsp;<br />
Meyvelerini almaya başlamışlarken, tarım nasıl gidiyor başkan?&nbsp;<br />
Tarım tabii şöyle bölge tarım alanları hep aile miraslar küçüldü küçüldü. Ve bir de işte otoyol geçti. Tersanelerimiz var. Biraz şey ama Altınova'da meyvemiz güzel. Tarımımız ona da destek veriyoruz özellikle hükümetimiz şu anda yapmaya başladığı ve desteklediği barajlar var biliyorsunuz. Göletler var. Bunlar özellikle tarımın sulanmasıyla ilgili su ihtiyacıyla ilgili ciddi çalışmalar. Bunlar hükümetimiz aracılığıyla yürüyor dolayısıyla biliyorsunuz tıbbi aromatik bitkiler bahçesi yaptık. Oradaki amacımız da arkadaki tarım veyahut da işte tarımla uğraşılacak veya bitkiyle uğraşacak vatandaşlarımıza bir Kapı açmaktı. Onu da yavaş yavaş sağlıyoruz. Yani biraz özellikle süs bitkileri sektörümüzü birazcık alanını genişletmeye çalışıyoruz. Onunla ilgili orada ciddi yatırımlar yaptık. Yapmaya da devam ediyoruz inşallah onların da semeresini önümüzdeki yıllarda daha fazla alacağız. Şu anda yavaş yavaş başladı. Özellikle Altınova’nın tanıtımıyla ilgili çok katkıları oldu.&nbsp;<br />
Kültürel etkinlikleri peki halkınız nasıl karşılıyor?&nbsp;<br />
Yani şu anda memnun diye biliyorum. Yani biliyorsunuz Altınova'da sosyal alanımız çok fazla yok. Bunları yavaş yavaş geliştiriyoruz ama bunlarla katkı sağlıyoruz, etkinliklerle katkı sağlamaya çalışıyoruz.&nbsp;<br />
Peki tersaneler denizi etkisi bakımından bakıldığında o dengeyi sağlayabiliyorlar mı? Yani temiz tutuluyor mu?&nbsp;<br />
O konuda Çevre Bakanlığımız ciddi çalışma yapıyor. Ciddi baskı yapıyor. Ciddi kontrol yapıyor. Daha çok kontrol Çevre Bakanlığımızda.&nbsp;<br />
Tersaneler yapıldığında sizi bir korkuttu mu Başkanım?&nbsp;<br />
Yok öyle bir korkumuz yok. Yani biz onu vatandaşımızla paylaştık zaten.&nbsp;<br />
Eskiye dair özlediğimiz bir şeyler var mı?&nbsp;<br />
Ya şimdi şöyle tabii biraz yapılaşmamız arttı ama biz imarla ilgili yeni bir yer hiç açmadık onu söyleyeyim. Tabii yapılaşma arttıkça bahçelerimiz azaldı özellikle merkez için söylüyorum. Ama şehirleşme açısından bir yol aldık. Şehirleşmenin gerekliliği olan ihtiyaçlarını bu süreçte bu yirmi yıllık süreçte epey tamamladığımıza inanıyorum. İşte okullarımız, hastanemiz spor sahalarımız, özellikle şimdi yakın zamanda bitireceğimiz sinemamız, kültürel etkinlik alanlarımız, düğün salonlarımızda parklarımızla, çocuklara yönelik yaptığımız parklarla semt sahalarımızla yani insanların bir sosyal ihtiyaçlarını plajımızla sosyal ihtiyaçlarını karşılayacak alanlar oluşturuyoruz ve hayati ihtiyaçları olan, okumak eğitim, sağlık, onlarla ilgili de eksiklikleri tamamladık. Yani yavaş yavaş şehir oluyoruz. O şehir olma babındaki sancılarımızı yaşadık ama bundan sonra da olacaktır ama bunlar el birliğiyle hep beraber artıya çevireceğiz. Dolayısıyla artık Altınova yani bir ilçe olmuştuk ama ilçenin gereklerini bir seferde hemen sağlamak zor onları sağlıyoruz. İşte belediye binamız yoktu. Hükümet konağımız yoktu. Onları yaptık. Hastanemiz yoktu yapıldı. Birçok kamu kurumumuz artık kendi binalarını yapıyorlar. Dolayısıyla artık ilçe olma babındaki son artık son rötuşlar, son tamamlamalar oluyor.&nbsp;<br />
Biliyorsunuz burada fay hattı geçiyor. Ekstra Altınova’nın kendine has bir fay hattı var ve insanlarda çok fazla özel mülkiyet olduğu için yapılaşma beldenizde nasıl ilerliyor?&nbsp;<br />
Bizde şu anda dört katı geçmiyoruz. Ve son deprem yönetmeliğine uygun oluyor zaten. O bakanlığımız zaten zorunlu Dolayısıyla yapılaşmada o konuda bir sıkıntımız yok. Yani depreme hazırlık açısından. Biz de ayrıyeten belediye olarak bu tip afet durumuna hazırlık için kendi imkanlarımızla bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Eğitimlerimiz donanımlarımız, araç gereçlerimiz ona göre hazırlamaya çalışıyoruz. İtfaiyemiz çok kuvvetlendirdik. Binasıyla beraber. Dolayısıyla o konuda bir sıkıntımız yok. Bir de artı tabii Altınova'dan geçen fay hattı şu anki fay hattı çok aktif fay hattı değil. Yani jeologlarla konuştuğumuz zaman zaten esas aktif olanın kırıldığını söylüyorlar şu an için. Ama tabii etrafımızda var. Dolayısıyla onları etkileyecek bizi. Yani o yüzden bu bizi aldatmasın yani. Aktif de değildi. Biz o yüzden hazırlığımızı yapıyoruz.&nbsp;<br />
Şimdi hayata dair keşkeleriniz var mı?&nbsp;<br />
Pek yok o kadar. Keşkelerimiz yok.&nbsp;<br />
Peki çocukluğunuza dönmüş olsanız Metin Oral'a ne söylemek istersiniz?&nbsp;<br />
Yani çok söyleyecek bir şey yok. Zaten hedeflerimize doğru gidiyoruz&nbsp;<br />
Peki bundan sonraki hedefiniz ne?&nbsp;<br />
Bundan sonraki hayatımız şu. Ben yani verdiğim sözleri yerine getirmeye çalışıyorum. Onun haricinde de artık bizi yönlendirecek büyüklerimiz, partimiz, vatandaşımız onlarla beraber kuracağız hedefimizi.<br />
Bundan sonraki seçimde aday olacak mısınız?&nbsp;<br />
Onun şu anda bizim kararımız değil. O kararı, o karar kararı parti büyüklerini verecek.&nbsp;<br />
Gençlere gelecek nesile, doktorluk ve belediye başkanlığı üzerine nasıl yol izlemelerini?&nbsp;<br />
Tabii gençlere şunu söylüyor yani doktorluk, belediye başkanlığı önemli değil. Sevdikleri işi yapsınlar. Hedeflerini koysunlar. O hedeflerde de çalışsınlar. Ama çalışmadan hiçbir şey olmuyor. Hazır bir şey yok. Veyahut da bedavadan bir şey yok. Dolayısıyla ne hedefi koyuyorlarsa iyi çalışsınlar. Onunla ilgili kendilerini yetiştirsinler. Çünkü bu ülkemizin gençlere ihtiyacımız var. Yani o konuda gerçekten ve bizim gençlerimiz pırıl pırıl gençler. Yani o konuda iyi yönlendirilirlerse çok iyi işler, büyük işler başaracaklarını görüyoruz yapıyorlarda. Dolayısıyla gençlerimizin çok fazla işte son zamanlarda biliyorsunuz etkileyen çok sosyal medyaydı, şuydu, buydu, yanlış yönlere yönlendirme durumları da var. Ama bizim gençlerimiz akıllı, ahlaklı, o yüzden bizim gençlerimizi kolay kolay bozamazlar. Ben ona inanıyorum. İnşallah o gençlerimizin hedeflerinde yürümelerini istiyoruz. Bu ülkeye faydalı, hayırlı evlatlar olarak bayrağına, vatanına sahip çıkan evlatlar olarak yürümelerini istiyoruz. Ama katkı sağlamaları lazım. O akıllarını, beyinlerini, enerjilerini özellikle memleketlerine, ülkemize, insanlığa faydalı olarak kullanmalarını istiyoruz. Onun için de bize düşen bir iş varsa biz hazırız diyoruz belediye başkanı olarak. Gençlerimizle Tabii işte pandemi süreci birazcık koparttı hepimizi birbirimizden ama inşallah bundan sonraki süreçte Altınova’nın yönetiminde de gençleri görmek istiyoruz. Çünkü onların hedefleri artık çağa göre kendilerine uyum sağlamaları daha farklı. Kol kola birlikte inşallah bize düşen kısmıyla ilgili söylüyorum. Birlikte yürüyelim diyoruz. Ama gençler çok önemli, kıymetli. Onlar özellikle ailelerimizin de sahip çıkmaları lazım. Onların dilinden anlamaları gerekiyor. Çünkü gençlik dönemi hepimiz yaşadık. Biraz hızlı gidiyor ama o gençlerimiz pırıl pırıl gençler. Ülkesine, vatanına çok şey katacak gençler diye düşünüyorum ben. İnşallah birlikte ülkeye faydalı gençler yetiştiririz. Onun için de biz Altınova'da işte eğitim alanını mümkün olduğunca iyileştirmeye çalışıyoruz. Hükümetimizle beraber, vekillerimiz, il başkanlığımız, bakanlarımız Sayın Cumhurbaşkanımızın destekleriyle. İnşallah güzel eğitimli, vatanını seven gençleri yetiştiririz. Tabii kötü alışkanlıklardan uzak tutmamız lazım. İnşallah onu başarabilirsek ailelere çok iş düşüyor. Bu konuda. Tamam, bizler bir şeyler yapıyoruz ama esas iş ailede bitiyor. Özellikle ailelerimizin gençlere çok sahip çıkmaları lazım. Gençlerimizi korumaları lazım.&nbsp;<br />
Aslında siz de belediye olarak Altınova halkına sahip çıkıyorsunuz. Bisiklet projesi var mesela. Her eve, her aileye bir bisiklet. Bu proje nasıl oldu başkanım?&nbsp;<br />
Yani o proje tabii bizim 2019 seçim sözümüz seçim sözümüzü gerçekleştirdik. Biraz pandemi dolayısıyla biliyorsunuz sokağa çıkma falan yasaklanınca, gecikti. Şu anda da görüyorum, mutlu oluyorum. Akşamları sokak, her sokakta bisikletlileri görmek, genç yaşlı bayan erkek fark etmiyor. Bisikletlileri görmek çok güzel. Dolayısıyla birazcık şu telefonlardan, bilgisayarların başından insanları biraz dışarıya çıkarttık gibi geliyor. O da beni çok mutlu etti açıkçası. Ama bu bizim seçim sözümüzdü. Onu gerçekleştirdik. Ama esas hedefimiz şu. Sağlıklı bir nesil yetiştirmek. Birazcık böyle insanların temiz hava almalarını, spor yapmalarını sağlamaya bir katkıydı aslında başarılı olduğuna inanıyorum. Şimdi bizim tabii hızlı bir şekilde bisiklet yollarımızı tamamlamamız lazım. Başladık ama hızlandıracağız inşallah. İnşallah merkezden sahile kadar gideceğiz. Yani kaymakamlığımızın, hükümet konağımızın önünden sahile kadar Hersek bölgemize kadar ineceğiz.</p>

<p>Haber Duygu Saral</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Rümeysa Şahin</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>NASIL OLDUN?, ALTINOVA, RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.yalovagazetesi.com/doktor-metin-oral-yalova-gazetesi-konugu-oldu</guid>
      <pubDate>Wed, 20 Sep 2023 00:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yalovagazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yalovagazetesi-com/uploads/2023/07/haber/manset/baskan-oral-srebrenitsa-sehitlerini-andi-kopya.jpg" type="image/jpeg" length="74500"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Terzi Erdal Kardaşko “Hiç Kimse Bu Mesleği Öğrenmek İstemiyor”]]></title>
      <link>https://www.yalovagazetesi.com/hic-kimse-bu-meslegi-ogrenmek-istemiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yalovagazetesi.com/hic-kimse-bu-meslegi-ogrenmek-istemiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[36.Ahilik Haftası kutlamaları kapsamında Yılın Ahisi, 58 yıldır Yalova’da terzilik yapan Erdal Kardaşko oldu. Ahilikten Ahirliğe programımıza konuk olan Erdal Kardaşko özel açıklamalarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ahilik nasihatini okuyabilir misiniz?&nbsp;<br />
Harama bakma, haram yeme. Haram içme. Doğru, sabırlı, dayanıklı ol. Yalan söyleme, büyüklerinden önce söze başlama. Kimseyi kandırma, kanaatkar ol. Dünya malına temah etme, yanlışı ölçme, eksik tartma. Kuvvetli ve dürüst üstün durumdayken affetmesini hicretliyken yumuşak davranmasını bil. Kendim muhtaç iken bile başkanlara verecek kadar cömert ol. Bu bize Yalova Terziler Ve Konfeksiyoncular Esnaf Ve Sanatkarlar Odası'ndan geldi. Bunun gereğini yerine getiriyoruz.&nbsp;</p>

<p>Bu mesleğe ne zaman başladınız?<br />
İlk mesleğe 1965’te başladım. O zamanlar ailelerimiz bizleri çırak olarak yazın okullar tatil olduğu zaman 3 ay haylazlık yapmamızı engellemek için böyle bir eğitim alalım diye terziye vermişlerdi. O zamanlar gittim yaz okulunda. Tabii o geçici bir dönemdi. 1967’de Rüstempaşa Mahallesi, Hamam Sokak, Terzi Cemal Kaplan'ın yanında aynı usta o zaman yaz tatilleri değil temelli, terzi olmak için geldim buraya ve çalışmaya başladım. Ustalarımız rahmetli oldu. 58 senedir de bu sokakta çıraklığım, kalfalığım ve esnaflığım devam ediyor. Terzi Erdal olarak burada terziliğimi yapıyorum.&nbsp;</p>

<p>Yılın ahisi ödülü bu sene size verilecek. Bu Ahilik ödülü neye göre veriliyor?<br />
Ahilik ödülü önce ahlaka göre verilmesi gerekiyor. Çok şükür ahlakımdan şüphem yok. Şimdi her esnaf sanatkar değil. Mesela mobilyacı, sanatkardır. Terzi, sanatkardır. Kaportacı sanatkardır. Birkaç tane daha sayabiliriz ama diğerleri esnaftır. Bir berber diyelim. Berber sanatkar değildir, esnaftır. Yani sanatkar dediğin zaman sen bana kumaşı getiriyorsun. Ben sana kesiyorum. Elbise dikip elbise yapıyorum. Berber saçı kesiyor, bu sanatkarlık değil esnaflık. Ama kaportacı, araba parçalanmış. O arabayı tek kazan yetmiyor. Topluyor ki bu bir sanattır. Mobilyacı bir suntayı götürüyorsun ve sana dolap yapıyor. Onun için bizimkisi bir sanat. Bu Ahilik'te şöyle diyeyim bir elli yılını doldurmuş veya ahlaki yönlerine uygun görülen esnaflara, sanatkarlara verilen bir teşekkür. Hepsinden Allah razı olsun. Bizi takdir etmişler. Bütün oda başkanlarını, layık gören kim varsa bu işin içinde hepsine teşekkür ederim. Hepsine saygılarımı sunarım.&nbsp;</p>

<p>Bu işe nasıl başladınız?&nbsp;<br />
O zamanlar elli beş altmış sene evvelinin ortamından bahsediyorum. Bu meslek altın bilezikti. Hiçbir yerde bu konfeksiyon yok. Sadece terziler var. Bir şeyiniz sökülünce terziye geleceksiniz. O ortamda babam da rahmetli dedi ki senin koluna altın bilezik takalım. Sen de bu mesleği devam ettir. Meslekte de başarılı olursun. Ekmek yersin dedi. Terzi Cemal Kaplan rahmetlinin yanına &nbsp;çırak olarak verdi. Gel zaman git zaman, çıraklık, kalfalık ve nihayetinde ustalığa gelmek üzereydik. Askere gittim. Askerden geldim. Tekrardan aynı yerde, aynı dükkanı devraldım. Ustamız daha devam ediyordu, bırakmamıştı. - Rahmetli oldu. Kazım Şeker komşumuzdu. İkimizin arasında bir dükkan vardı. Bu sokakta, bu binada, orada terzilik yapıyordu. Ben devredeceğim Erdal dedi. Kazım Şeker'in dükkanını devraldım. Ve de ilk çırağım İkram Sezgin Öge. Şu an emekli. İkram Sezgin Öge onunla işe başladık. Tabii gel zaman git zaman o emekli, ben emekli. &nbsp;Helal bir meslek. Helal para kazandım. Çoluk çocuğumu okuttum. Karnımı doyurdum. Huzurlu ve mutlu bir hayatım var. Sağlıklı bir hayatım var. Buna şükürler olsun. Aile yaşantım devam ediyor. Meslekten memnunum. Zamanla tabii ki ısmarlama bitti. Zor tarafıda burada başladı. Zanaatkar olarak değilde artık tamirci olarak terzi iş yapıyor. &nbsp;Paçacı, fermuar, daraltma gibi. Gönül isterdi ki insanlara elbise olarak dikeyim. Pantolon dikeyim. Hizmeti bu şekilde yapayım. Hatta elbise dikmeyi de artık bıraktım. Çünkü elbise dikmek için kaliteli malzeme gerekiyor. Onu İstanbul'dan gidip alıyoruz. Astarımız Avrupa kaliteli aslan şimdiki kullanılan gibi naylon astar değil. O malzeme de yok artık. Çünkü dikten olmadığı için o yüzden bıraktık hatta bazı müşterilerimiz geldi. Bir kırgınlık da yaşadık. Ben bıraktım. Malzemem yok. Sadece bir pantolon dikebiliyorum birde tamir yapabiliyoruz. O da işte dediğim gibi tek başına mücadele ediyoruz yani. Ustalarımız, emekli oldular. Kimisi terziliği bıraktı. Kimisi başka bir yere çalışmaya gitti. Gördüğün gibi makinede ot paçası yapıyorum. Bu orijinal paça. Herhalde otuz seneye yakın oldu. Bu paçayı da ben icat ettim. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nden. Orijinal paça deriz. Yani kot paçası. &nbsp;Terziler Odası Başkanı Ayşenur Hanım’ın konfeksiyon dükkanı vardı. Bana iş getiriyordu. Ayşenur hanım bir pantolon getirdi. Paçası güzel değil ne yapalım derken keselim paçayı ekleyelim dedim. O da memnun oldu. Türkiye'ye orijinal paçayı tanıttık diyebiliriz. 30 senedir yapıyorum patentini almadım. Alırım, bugün de gider alırım. Çünkü nasıl icat ettiğini ben biliyorum. Nasıl yaptığımı ben biliyorum.&nbsp;</p>

<p>Kardaşko soyadı nereden geliyor?</p>

<p>&nbsp;Mustafa Kemal Atatürk'ten dedeme verilen bir soy isim olarak düşünüyorum. Bizim büyük dedem Hasan Kardaşko, Kuvayi Milliye Alemdar Suvari Bölük Kumandanı. Kocaeli Adapazarı, Düzce, Geyve ve Ali Fuat Paşa'yla beraber Bulgar Sadık, Demir Hulusi Bey, birçok arkadaş, birlik beraberlik içinde İngiliz ordularını bozguna uğratıp, darmadağın edip, oralarını temizleyip geliyorlar Yalova'ya. En son Yalova'ya yerleşiyorlar. Yalova'da da Kabaklı köyünde bir kendilerine oluşum yapıyorlar. Orada yerleşiyor oraya. Ondan sonra burayı temizlemeye başlıyorlar. Yani büyük mücadele oluyor. Pek anılmaz, bulunmaz ama Bulgar Sadık derler. O da rahmetli büyük dedemin arkadaşı. Balkanlar'da her yerde mücadele etmişler. Rahmetli büyük dedem öldüğü zaman bir karış toprağı yoktu. Her şey devlete. Burası benim, orası senin böyle bir düşüncesi yoktu. Öyle bir soydan geliyoruz . Bizde 1920’lerde Yalova'ya yerleşiyoruz.</p>

<p>Siz kaç kardeşsiniz?&nbsp;<br />
Biz dört kardeşiz. İki kız, iki oğlan. İki kız ne yapıyor? İki oğlan ne yapıyor?&nbsp;<br />
Abim Çayırova cam fabrikasında çalışıyordu. Kız kardeşlerim zaten ev kadını. Birisi İnegöl'de. Bir abim Bursa'da. Bir ablam o da Yalova'da benimle beraber. Kızım &nbsp;ana sınıf öğretmenliğini okuttum. Oğlum da Akdeniz Üniversitesi Turizm İşletme bölümü mezunu.&nbsp;</p>

<p>Çocuklarımızı bu mesleği öğretmek istemediniz mi?</p>

<p>Mesleğin önünün kapandığını gördüğüm çocuklarımı hiç bu işe bulaştırmadım. Çünkü bu konfeksiyon işi ve en fazla on beş sene daha gider. Veya bilemedin yirmi sene. Önü kapanıyor. Çocuklarım işsiz kalmasın dedim. Onun için okuttum. İnsanların alım gücü düşük. Şimdi bugün ekonomik şartlarda bir kişiyi örnek verelim. 50 bin lira maaş alsa gecede parayı bitirecek. 300 liraya elbise alıyor. Bin liraya, beş yüz liraya gelip de burada iş yaptırır mı? Veya üç bin liraya iş yaptırır mı? Yaptırmaz. Onun için aldığı para belli. Ben emekliyim. Yani Allah devlete zeval vermesin. 7.500 lira maaş alıyorum. Ben gidip bir terziye elbise diktiremem. Bende giderim ya pazardan, ya da bir yerden alırım. Çünkü bir tek nüfus değilsiniz.&nbsp;</p>

<p>Eskiden de &nbsp;bu kadar zor muydu terziye bir kıyafet diktirmek?<br />
&nbsp;Seneden seneye, bayramdan bayrama muhabbeti vardı. Mali durumu iyi olanlar her bayram ayrı diktirirdi. Bununla beraber yazlık ve kışlıkta diktirirlerdi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sıfırdan bir şeyler dikmeyi özlediniz mi?</p>

<p>Biz terziyiz. müşterinin istediğine göre modeli yaparız. Vücut problem değil. Ben çok burada öyle insanlarla karşılaştım ki. Mesela hafif sağınızda kamburluk var diyorum. Kabul etmiyor. Bakın diyorum yani senin burada kamburluk var. Aynada gösteriyoruz. Ölçüyoruz yani. Kimisinde de göbek var. Bunlar bizim için problem olmuyor. Çünkü niye? Dediğim gibi ölçü alıyoruz. Göbek payı veriyoruz. Kamburluk payı veriyoruz. Yani bunlar hep çalışmayla oluyor.</p>

<p>Peki şu an hiç mesleği öğrenmek isteyenler var mı? En son ne zaman çırak yetiştirdiniz?&nbsp;</p>

<p>Şu an hiç kimse mesleği öğrenmek istemiyor. Yeni yetişen nesil hiç ilgili değil. Hemen gideyim pantolon alayım, giyeyim. Gömleğimi alıp giyeyim diyor. İngiltere'de, Almanya gibi ülkelerde terzicilik çok değerli. Özellikle Fransa'da çok değerli. Bu mesleği öğrenirsen yurt dışına gidip İtalya'da Fransa'da çalışabilirsin. Türkiye'de buna çok fazla değer verilmiyor aslında. Bu meslekte dört sefer bana yurt dışı çıktı. Ama nasip olmadı gidemedim.&nbsp;</p>

<p>Bu mesleği daha kaç sene götürmeyi planlıyorsun?&nbsp;</p>

<p>Şimdi bu mesleği 3-5 sene daha yapmayı düşünüyorum. Yani sağlığım el verirse. Sağlık elverirse üç beş sene daha yapmak istiyorum. Çünkü şu an yaş ilerledi. Örneğin şu gözlük olmasa şu makineyi kullanamayız. Sen istesen de istemesen de sanat seni bırakıyor. Meslek seni bırakıyor. Artık diyor ki bay bay. Şartlar bunu gösteriyor. Bu iğneyle yüzükle ekmeğimizi her yerde çıkarırız. Yani ben Türkiye'nin neresine gidersem gideyim ekmeğimi çıkartırım. &nbsp;Şu gördüğün yüzük bir de şu iğne. Bu ikisiyle &nbsp;ekmeğimizi çıkarırız.</p>

<p>Peki mezura?&nbsp;<br />
Biz santimle uğraşıyoruz. Pantolon, sağ paçası, sol paçası, ikisi de ayrı ayrı ölçülecek. Birini uzun, birini kısa yaptın mı? bizim için olmaz. Mezura terzinin olmazsa olmazı. Ama öbür türlü iğne bizim her şeyimiz. Çünkü bizim pirimiz İdris peygamber. İdris peygamberin zamanında makine mi varmış? Mezura mı varmış? O da dikiyormuş.&nbsp;</p>

<p><br />
Yılın ahisi olarak ne söylemek istersiniz esnaf ve zanaatkarlara?<br />
Esnaflara önce sağlık, huzur, mutluluk diliyorum. Sabırlı olmalarını diliyorum. Şu an hepimizin durumu ortada. Ama kimse umutsuzluğa kapılmasın. Biz bugünleri de her şeyi atlatacağız. Dünyanın her yerinde felaketler var. Daha düne kadar Libya'yı gördük. Yalova'da bunları yaşadık doksan dokuzda. Yeter ki Cenabı Allah sağlık, iyilik versin. Çünkü depremde benim evimde yıkıldı, çalıştım. Şimdi Allah'a çok şükür evim var. Demek ki oluyor ama ben çoluk çocuğum vefat etseydim, enkazda kalsaydım, ölseydim. Benim için hayat bitmişti. Hayat devam ediyor. İnsanlara sağlık, huzur, mutluluk diliyorum. Esnaflarda umutsuzluğa kapılmasın. Başarılar diliyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Rümeysa Şahin</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>NASIL OLDUN?</category>
      <guid>https://www.yalovagazetesi.com/hic-kimse-bu-meslegi-ogrenmek-istemiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 19 Sep 2023 00:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yalovagazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yalovagazetesi-com/uploads/2023/09/terzi-erdal.jpg" type="image/jpeg" length="83551"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ahilikten Ahirliğe: Kemal Aydın, “1969 Yılından Beri Sünnet Yapıyorum”]]></title>
      <link>https://www.yalovagazetesi.com/ahilikten-ahirlige-kemal-aydin-1969-yilindan-beri-sunnet-yapiyorum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yalovagazetesi.com/ahilikten-ahirlige-kemal-aydin-1969-yilindan-beri-sunnet-yapiyorum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yalova Gazetesi’nin yeni serisi “Ahilikten Ahirliğe”nin 2. Konuğu Sağlık Memuru Kemal Aydın oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yalova Gazetesi olarak geçtiğimiz hafta “Ahilikten Ahirliğe” adlı yeni serimize başladık. Yalova’nın en eski esnafları, zanaatkarları ve sağlıkçılarını sizlerle buluşturacağız. 1976 yılından beri Rüstem Paşa Mahallesi Barış Sokak’ta hizmet veren Yalova Sağlık Kabini’nin ortaklarından Kemal Aydın, serimize konuk oldu.</p>

<p>Bize kendinizi tanıtır mısınız?</p>

<p>K.A: Ben Ordu Mesudiye Gülpınar Köyü’nden, 1950 doğumuyum. 1969 yılından bu yana Yalova ile irtibatlıyım. Ordu Sağlık Koleji mezunuyum. Sağlık Bakanlığı’nın değişik kurumlarında çalıştım. 1987 yılında isteğimle Sağlık Bakanlığı’ndan istifa ederek Aksa fabrikasındaki sağlık işlerini diğer arkadaşlar ile birlikte yürütmeye başladım. 1995 yılında da kendi isteğimizle emekli olduk ve serbest olarak arkadaşlarımla burada icra-i sanat yapıyoruz. Sağlık hizmeti veriyoruz. Bunun içerisinde enjeksiyon var, sünnet var, pansuman var, yara dikişleri var, ilk yardım var, sağlık eğitimi var, çeşitli yaralanmalar neticesinde tedaviler var, evde bakım hizmetleri var. Bu gibi sağlık hizmetleri veriyoruz. Halkımızın kirlenen kulaklarını yıkıyoruz. Gelen hastalarımızla şimdiye kadar böyle ilgilendik, tedavilerini yaptık, ilk yardımlarını yaptık. Bugüne kadar geldik. Bundan sonra bakalım ne olacak?</p>

<p>Sağlık Eğitimini aldığınız kolej şuan faaliyetlerini sürdürüyor mu?</p>

<p>K.A: Halen sürdürüyor da hemşirelik yetiştiriyor. Liseden sonra 4 yıl erkek hemşirelik yetiştiriyor. Mezun olanlar Sağlık Bakanlığı’nda ya da özel hastanelerde kendi dallarında yetiştiği kısımda iş bulabiliyorlar. Çalışmalarına devam ediyorlar.</p>

<p>95 yılından beri aktif olarak sürdürdüğünüz sağlık hizmetlerini verme kararını nasıl aldınız?</p>

<p>K.A: Biz bu serbest çalışmamızı, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarının bize vermiş olduğu yetkiye dayanarak 3 arkadaşla beraber açtık. 1976 yılında açtık ve arkadaşlarımızla beraber münavebeli olarak çalışmalarımıza devam ettik. Hem Aksa’daki sağlık hizmetlerini yapıyor hem de buradaki çalışmalarımızı diğer arkadaşlarımızla beraber sürdürüyorduk. 1995 yılında emekli olup ayrıldıktan sonra zaten üçümüzde serbest olmuş olduk. Dolayısıyla münavebeli çalışmaya devam ettik.</p>

<p>Yaklaşık 47 senedir sağlık hizmeti veriyorsunuz?</p>

<p>K.A: Evet, 47-48 senedir bir fiil sağlık hizmeti veriyoruz. Hem burada hem de yatalak olan hastalarımızın evinde sağlık hizmetlerini verdik.</p>

<p>İşletmenizde sünnet operasyonları gerçekleştiriyorsunuz. Bu sünnet operasyonunu kaç senedir gerçekleştiriyorsunuz?</p>

<p>K.A: 1969 yılından bu yana…</p>

<p>Bu operasyonlar sırasında ilginç bir olay yaşadınız mı?</p>

<p>K.A: Şöyle ki 6-7 yaşlarında bir çocuk, “Amca keseceksiniz, acıtacaksınız değil mi” dedi. Dedim ki; Kesmeyeceğiz de, acıtmayacağız da… Gel beraber bahse girelim.&nbsp; Ben acıtmazsam senden bir altın alırım ama acıtırsam sen benden altın alacaksın. Ben çocuğun daha önceden yakasında altını görmüştüm. Çocuğu uyuşturduk, sünnetini yaptıktan sonra; “Sünnetçi amca, altınını buyur” dedi. Niye veriyorsun dedim; “Acıtmadın” dedi. Çocukların samimiyetini görüyor musun? Dedim ki; Yavrucuğum o altını aldım, kabul ettim. Yakasından aldım. Bunu sana tekrar hediye ediyorum dedim. Yakasına taktım. Böyle bir diyaloğumuz oldu. Geçmiş eski yıllarda… Ama bu son yıllarda hastanelerin devreye girmesiyle bizim faaliyetimiz neredeyse durma noktasına geldi. Tecrübemiz doruk noktasındayken hastanelerin, özel hastanelerin bu işe el atmaları bizim işimizi durma noktasına getirdi.</p>

<p>Kaç senedir bu durgunluk var? Hastanelerin devreye girmesiyle sizin işinize olan talep daha mı azaldı?</p>

<p>K.A: Bakanlığın, hastanelerin, basının ve internetin yönlendirmesiyle hastanelere güven ve itibarın artması bizim elimizi azaltmış oldu.</p>

<p>Aktif olarak sünnet operasyonu için gelen çocuklar var mı?</p>

<p>K.A: Tek tük. Çok az diyelim. Durma noktasında neredeyse. Özel hastaneler iyi para alıyorlar, ailelerden iyi para alıyorlar. Biz onlara göre en az 5’te 1 talep etmemize rağmen basının ve internetin olması hastanelere yönlendirmiş oluyor.</p>

<p>İlk yaptığınız sünnet operasyonu ile son yaptığınız sünnet operasyonunu heyecan farkı nasıldı?</p>

<p>K.A: İlk yaptığımız, bize okuldaki hocalarımız tarafından öğretilmişti. O ilk operasyonda heyecanlı olduğumu hatırlıyorum. Ama bir komplikasyonda çıkmadı. Netice de iyi yapmışım herhalde. Daha sonraki yaptığımız operasyonlarda herhangi bir komplikasyon, bir sıkıntı ve anomaliyle karşılaşmadık. 55 yıldır bu işi faal olarak yapmamıza, toplu sünnetler yapmamıza rağmen herhangi bir sıkıntı ailelerden ve çocuklardan duymadık. Onun için çok mutluyum.</p>

<p>55 senedir bu işi yapıyorsunuz ve hiç olumsuz bir olay yaşamadınız?</p>

<p>K.A: Olumsuz hiçbir olayla karşılaşmadık. Bunda mesleğe iyi başlamanın ve iyi hocaların nezaretinde eğitim almanın ve işe çok iyi sarılmanın neticesi olduğunu düşünüyorum. Biz çalışırken saat mevhumu yoktu. Her gün 24 saat nöbetçiydik. Ancak zati ihtiyaçlarınız için zaman ayırabiliyorsunuz. Yemek yemek ve diğer ihtiyaçlarınız için hastane ortamından çıkamıyorsunuz. Tabi bunlar, ilk mezun olduğunuz gençlik yıllarında size büyük bir kazanım sağlıyor, mesleki bilgi ve beceri kazandırıyor. Biz daha sonraki çalışma dönemlerimizde semeresini gördük diyebilirim.</p>

<p>Gençlik yıllarında da böyle düşünüyor muydunuz?</p>

<p>K.A: Hayır. O zamanlar öyleydi. Şimdiki düşüncede değildik. Bugün ki düşüncem ayrı. O zamanlar çalışayım, üreteyim, faydalı olayım… Gerçi şimdi de öyle ama işin içerisine geçim sıkıntısı girdi, ihtiyaçlar fazlalaştı. Yaş geçtikçe harcama kalemleri daha da artıyor. Hastalık, tedavi, ilaç masrafları, yiyecekler… İhtiyaçlar arttığı için maddiyet sıkıntısı oluşuyor.</p>

<p>Emekli olmayı düşünüyor musunuz?</p>

<p>K.A: Emekli olduğum halde ben bunu icra-i sanatım olduğu için devam ettiriyorum. 1995 yılında emekli oldum.</p>

<p>Kaç yıl daha devam etmeyi düşünüyorsunuz?</p>

<p>K.A: Gözlüksüz sizinle konuşabiliyorum değil mi? Gözlüksüz araba da kullanıyorum. İsterseniz bir çocuk getirin, sünnet yapalım. Elimizin, ayağımızın titretip titremediğini görün. Aklımız başımızda, gözümüz görüyor, ellerimiz tutuyor. Şimdilik mücadelemize devam etmek istiyoruz. Mesleğimizin doruk noktasındayız.</p>

<p>Hangi yaş grubundan insanlar sizden sağlık hizmeti alıyor?</p>

<p>K.A: Her yaş gurubundan... Kadın, erkek, büyük, küçük, genç, ihtiyar… Her gruptan bizi tanıyan ve güvenen insanların hepsi geliyor. Şu ana kadar bir sıkıntı da olmadı. Mesleğimizle ilgili yaptığımız işlerden bir komplikasyon yaşamadık. Bunula gurur duyuyorum.</p>

<p>Meslektaşlarınıza ne gibi tavsiyeler vermek istersiniz?</p>

<p>K.A: Bir kere bizim meslektaşlarımız okul mezunudur. Okulda sağlık eğitimlerini almışlardır. Ama maalesef bu yetmiyor. İyi yetişebilmek için, iyi birilerinin yanında çalışıyor olması lazım. Bu da aşağı yukarı 3-5 yıl sürer. O zaman zarfında faal olarak pişmesi, işi benimsemesi, insanları sevmesi lazım. Yaptığı iş sonrası insanların mutlu olduklarını hissetmesi, görebilmeleri, inanmaları lazım. Bilmediklerini, eksiklerini belirleyip tamamlaması lazım.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son cümlelerinizi alabilir miyiz?</p>

<p>K.A: Ben ilk böyle bir konuşma fırsatı buldum. Aslında biz konuşma değil de elimiz, gözümüz, kafamız çalışır. Hastalara, yaralılara bizim hizmet açısından başarılarımız vardır. Sizlere teşekkür ediyorum.</p>

<p></p>

<p>Muhabir: Tuğba Altın</p>

<p>Kameraman: Göktuğ Doğukan Yüksel</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Rümeysa Şahin</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>NASIL OLDUN?</category>
      <guid>https://www.yalovagazetesi.com/ahilikten-ahirlige-kemal-aydin-1969-yilindan-beri-sunnet-yapiyorum</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 00:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yalovagazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yalovagazetesi-com/uploads/2023/09/sunnetci.jpg" type="image/jpeg" length="36018"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Eşref Üstün Nasıl Oldun? Da]]></title>
      <link>https://www.yalovagazetesi.com/esref-ustun-nasil-oldun-da</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yalovagazetesi.com/esref-ustun-nasil-oldun-da" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yalovalı ses sanatçısı Eşref Üstün, “Nasıl Oldun” serimize konuk oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yalova Gazetesi’nin en önemli serilerinden “Nasıl Oldun”, büyük bir hızla devam ediyor. Yalova’nın en tanınmış simalarını konuk aldığımız serimizde bu hafta, Yalova’nın en tanınmış ses sanatçılarından Eşref Üstün ile Green Garden’da görüştük. Üstün, Yalova Gazetesi İnternetten Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Duygu Saral’ın sorularını samimi bir şekilde cevapladı.</p>

<p>“Yalova’nın gerçek çocuğuyum”</p>

<p>Kendisi hakkında bilgi veren Eşref Üstün, “En basit ya da en zor anlatımıyla Yalova Çocuğuyum. Hatta şu anda bulunduğumuz yer Yenimahalle Köyü, benim babamın köyü. Mesleği şarkıcılık olan, hala doğduğu evde yaşayan Yalova’nın gerçek çocuğuyum. Biz şanslı kullardanız, çünkü babamın, ablalarımın hepsinin sesi güzel. Ben kendimi bildim bileli şarkı söylerim. Yalnız kaldığımda, merdivenlerde, asansörlerde, her yerde… Meslek olarak yapıyor olmak biraz şans, onun dışında müzik benim için var olan bir şeydi” ifadelerini kullandı.</p>

<p>“Askerlikte sahne programlarım başladı”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ses sanatçısı olma sürecini anlatan Üstün, “Ben meslek lisesi bölümü mezunuyum, elektrik bölümü… O zaman ki arkadaşlarımın birçoğu Yalova’daki çeşitli fabrikalarda çalışmaya girdiler, birçoğu da oradan emekli oldu. Benim ailemin %90’ının da istediği şey oydu. Dedim ya müzik hep hayatımda vardı. Askerlikte de Türk Sanat Müziği okuyorum deyince orada ciddi bir sahne programlarım başladı. Okul gibi de oldu. İzmir radyosu hocalarımdan Mustafa Taşçı Beyden dersler aldım. Çok kıymetli arkadaşım Neyzen’den çok şarkılar öğrendim. İnsan seviyorsa öğreniyor. Sana öğretecek birilerini buluyorsun. Türk Sanat Müziği eğitimi aldım. Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde eğitim gördüm. Oranın tavrıyla şarkı söylüyorum, orası bana kimliğimi verdi. Kendim gibi şarkı söylemesini öğretti” dedi.</p>

<p>“Alkol sorunum vardı”</p>

<p>Hayatındaki dönüm noktalarından bahseden Üstün, “Deprem öncesi dönemde alkolle biraz sorunum vardı. Çok şükür 98 senesinde onu bitirdim. Bu süreç beni çok yordu, farklı bir boyuttayım. Pek hayatın içinde olamıyorsunuz, sonrasında hatırladığınız şeyler olmuyor. Ben bazen arkadaşımın isimlerini unutuyorum. Herhalde “o zamanlardan kalma bir şey” diyorum. Depremi yaşadık Yalovalılar olarak. Tamamen hayatımız değişti. Ben ilk defa Yalova dışına çıktım. Ben Yalovacıyımdır, kolay kolay bir yere gitmek istemem. Yalova’dan çıktıktan sonra İsviçre’ye gittim. 5 sene orada oturdum. Orada, hala görüştüğüm kıymetli dostlarım oldu” şeklinde konuştu.</p>

<p>“Yalova, Ali Baba’nın Çiftliği gibi bir yerdi”</p>

<p>Eski Yalova’yı anlatan Üstün, “Çocukluğumun Yalova’sı “Ali Baba’nın Çiftliği” gibi bir yerdi. Nerede olursanız olun, herkesin birbirini tanıdığı, kimin kimin çocuğu olduğunu bildiği bir yerdi burası. Ama 95 tarihinde il olma, sonrasında deprem derken, Bursa, İzmit, İstanbul gibi büyük şehirlerin yakınında olması, her yerden göç olması ve savaş mazereti ile ülkemize gelen insanlardan dolayı çocukluğumuzun Yalova’sı değil. Benim mahallem bile değişti. Eski evler yıkılıyor, yenileri oluyor. Bakıyorsunuz kimliğini kaybediyor. Hâlbuki bazı binalar 100 yıllar boyu kalacak gibi inşa edilmeli” ifadelerini kullandı</p>

<p>Muhabir/Duygu Saral</p>

<p>Kameraman/Göktuğ Doğukan Yüksel</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Rümeysa Şahin</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>NASIL OLDUN?, RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.yalovagazetesi.com/esref-ustun-nasil-oldun-da</guid>
      <pubDate>Wed, 06 Sep 2023 00:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yalovagazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yalovagazetesi-com/uploads/2023/09/esref-ustun.jpg" type="image/jpeg" length="52023"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ahilikten Ahirliğe:  Kunduracı Ahmet Başça]]></title>
      <link>https://www.yalovagazetesi.com/ahilikten-ahirlige-kunduraci-ahmet-bey</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yalovagazetesi.com/ahilikten-ahirlige-kunduraci-ahmet-bey" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ahilikten Ahirliğe programımızın başlangıcını, Kunduracı Ahmet Başça ile gerçekleştirdik.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bizlere yıllardır sürdürmekte olduğu kunduracılık mesleği ile ilgili açıklamalarda bulunan ve işini yaparken karşılaştığı durumlar, yaşadığı anılar, geçmişte aklında olan ve gerçekleştirmek istediği projeler ile bize yorumda bulunan Kunduracı Ahmet Başça, detaylı açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Öncelikli olarak bize kendinizi tanıtır mısınız?</p>

<p>Sene 1965… Yalova’ya geldiğimde ufak çocuktum ben. İlkokula devam etmedim. Güzel okuyordum, ama devam etmedim. Öğretmenim bir ders, şiirden bir tane derken şiveyi değiştirdim. Okumak kısmet olmadı. O gün bugündür aynı işi devam ettiriyorum. Rize’de doğdum. Hacımehmet’le Yalova arasında TOKİ’nin üst tarafında bir tane evdik biz. Başka kimseler yoktu. Babamın mesleği çiftçilikti, sera üzerine. Ben de mesleğe atıldım.</p>

<p>Bu mesleğe nasıl başladınız? Kaç yıldır bu işi yapıyorsunuz?</p>

<p>50 seneden beri bu işi yapıyorum. Şöyle diyebilirim, 10-11 yaşlarında başladım ben. Filiz çizme dediğimiz, Amerikalıların olduğu zamanlar ayakkabı yapıyorduk biz o zamanlar. 7 sene devam ettim orada. Ondan sonra kısmen, 2-3 tane ustanın yanında da bu işe devam ettim. En son 6 sene, İstanbul’da fabrika hayatım oldu. Çerkezköy’deydik orada. Çok güzel bir konumumuz vardı orada. Hiçbir zaman mal, mülk, paranın peşinde koşmadım. Öyle denk geldi, kısmet oldu derken Yalova’ya döndüm. Hatta Yalova’yı bırakmayacaktım ben oralara düşmeyecektim. İlk eşim rahatsız olduğu için benim, onu da kaybettik Allah rahmet eylesin diyelim. Öyle bir bulundum yani 6 senedir bu meslek içinde İstanbul’da bulundum yani. Yıllardır bu işi yapmakta mutluyum. Hoşuma gidiyor. Seviyorum. 3 tane çocuğum var, 3’ünü evlendirdim. 8 tane torunum var. Hepsi çok iyi yerlerde. Ortanca çocuğum oğlan olan, büyüğü kız zaten. O çok güzel bir yerde. Biri yine aynı şekilde müteahhitti işte uğraşıyor. Kızım zaten ev hanımı. Ortanca oğlumu da yetiştirdim. Baba işi bıraksan da makineleri satma, diyor. Şimdi 35-40 kişi var yanında. Bayan cüzdanı yapıyor İstanbul’da onun da bir atölyesi var. Fabrika mı diyeceğiz o tür bir şey. En ufağı da İstanbul Beyoğlu’nda din hocası. Yaptığım mesleğe başladığım gibi seviyorum, hoşuma gidiyor.</p>

<p>Eskimiş şeylere yeniden canlandırmak ve hayat vermek nasıl hissettiriyor?</p>

<p>Eskiyle yeninin arasında normalde %75 civarında kayıp var ayakkabı durumunda. O zamanın şartlarına göre, bazı eksileri, tamamları, noksanları da olabiliyor ama şimdi fabrikasyon olduğu için ayakkabılarda eski durumlar pek yok. Önceden her şey elimizden geçiyordu. Esnaf kendisini takip ediyordu. Çünkü deri bir kumaş değildir, her yerini kesemezsin. Ayakkabı dediğimiz zaman, genelde insan vücudundaki en çok kemik oranı ayakta vardır. Ortopedikliği olsun, topuk yüksekliği olsun, estetikliği olsun. Ayak etti gibi ayakkabının da yumuşak olması lazım ki ayak rahat etsin. Çünkü biliyoruz ki parmakları beyin çalıştırıyor. Çok dikkat etmek lazım.</p>

<p>Seni en çok duygulandıran ayakkabı tamiri ya da ayakkabı yapımı hangisiydi?</p>

<p>Şimdi kısaca şunu söylemek istiyorum. Yani normalde ayakkabıyı kazandırmak, atmamak değil. Tabii ki bu durumda kişilerimiz, insanlar mutlu oluyorlar. Bu da bize yetiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk yaptığınız tamirle şimdi yaptığınız tamirin duygusal yoğunluğu ne sizce?</p>

<p>Ben çıraklık dönemimdeustalığa geçecektim. Amcam bir çift ayakkabı yaptırdı bize. Ben kalıp olmadan göz aşinalığı ile astarını kestim. Bu esnada usta dedi ki, “Sen ne yaptın burada?, dedi. Ne yapabilirim ki dedim. Astar kestim ayakkabıya. Ya kalıpsız kesiyorsun, güvenebiliyor musun, dedi. Ben her şeyin farkındayım, dedim. Güzel olmuş, sen kalfa olmuşsun çırak değil yani. Biz kalıpla kesiyoruz, sen göz aşinalığıyla. Duygulandıran, çocukluğumdaki durum bu. Büyüyünce duygulandığım konular kendimde hoş ve güzel geçti yani. Her günün farklı farklı anıları oldu. Yalova’da birkaç yer değiştirdim. Burada çok yeniyim ben, 3 seneden beri çalışıyorum. Bir ortağım vardı, aşağı – yukarı 18 sene beraber kaldık. Tabii ki oralar kafe olunca, rahat edemedik. Hadi dedik, biz aşığız seviyoruz mesleğimizi. Devam ettirelim. 3 senedir eşimizi, dostumuzu, yeterinden fazlasını gördük. Arıyorlar, soruyorlar, bu şekilde devam ediyor.</p>

<p>Peki, bu meslek kazandırıyor mu?</p>

<p>Ben Karadenizliyim. Bu meslek, aynı bahçedeki lahanaya benziyor. Kestikçe arkadan geliyor. Yani şöyle akmıyor, sarkmıyor, dökülmüyor, taşmıyor. Seviyorum, gayet güzel. Mutluyum yani.</p>

<p>Ne zaman emekli olmayı istiyorsun?</p>

<p>Ben zaten emekliyim. Yetiştirdiğim bir tane oğlum var. Diğerlerini yetiştiremedim, olmadı.</p>

<p>Usta-çırak ilişkisi devam ediyor mu?</p>

<p>Kesildi, bitti. Koptu, sanmıyorum bundan sonra bir çırak yetiştireceğimi, bu işi öğreteceğimi. Hayal mi hayal oldu. Görülecek hiçbir tarafı yok. Çünkü şöyle, elimizden gelebildiği kadarını yapmaya çalışıyoruz. Şimdiki çocuklar, nasıl söyleyeyim tutulacak tarafı yok. Sorunlar çok. Biz zamanında çıraklık yaptığımız zaman ustamızın gözüne, eline baka baka affedersiniz şaşı olurduk. Şimdikiler öyle değil. Kafalarının %25’i kendilerinde, aman ne zaman kapatacağız, gideceğiz. Hayalleri başka, bu şekilde öğretilmez, yapılmaz. Ha şu olabilir. Okulunu okur, gelir burada masterını yapar. O farklı bir şey, öğretebiliriz bir şeyler. Ama bir şey yok, altyapı yok. Yani, bir sevme özelliği olması lazım bir de. Her şeyden başka sevme özelliği olması lazım. Biz bunları göremiyoruz. Meslek olarak da bitmeyecek olan bir meslek, ucu kapalı değil açık olan bir meslek. Arıyoruz biz bunu ama gelgelelim çaba lazım, uğraşı lazım. Yetiştirebilirsek, ne mutlu bize. Bu konuda rahat değiliz yani. Keşke yetiştirebilseydik. Oğluma öğrettim, kendi oğluma öğrettim ben. “Baba makineleri sakın satma, ben bunu yapmayı düşünüyorum.” diyor. Orada bir mutluluk duyuyorum.</p>

<p>Mutfakla lavaboyu birbirine karıştırmayacaksınız. Kışın kışlık ayakkabını giyeceksin çamurda, yazın yazlık ayakkabını giyeceksin. Zaten nedir normalde; İlkbahar-Sonbahar, Yaz-Kış toplam 4 çeşit ayakkabı olması lazım. İlkbahar-Sonbahar’da da normalde süet ayakkabı. Kışlık ayakkabı dediğimiz, fazla ağır olmayacak. Yaşına ve dengene göre, öyle bir ayakkabı olabilir.</p>

<p>İnsanlarda şunu yapıyor musunuz, bu insan şu ayakkabıyı türünü daha çok beğeniyor?</p>

<p>Kimileri ayakkabıyı normalde hiç farkında değil. Yani, normalde çorap gibi giyiyor. Kimisi giydiği zaman bir bütün oluyor. Bunu fark ediyoruz. Şimdi ayakkabıyı tamir yapıyoruz. Yaparken öyle bir durum var ki, çok tedirgin oluyor müşteri. Bunları göz ardından çıkardıktan sonra orijinalliğin üstünde bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ayakkabıya. Misal, ayakkabıyı boyamadan evvel güzel bir temizlik veya iyi yıkanacak ve temizlenecek. Ondan sonra ele alıyoruz. Deri ne istiyor, ayakkabı nelere eğilimli oluyor. Bu bizim için çok önemli. Öyle bir durumda ki, her ayakkabının farklı farklı halleri var. Şöyle söyleyebiliriz, parmak izi gibi. Hiçbiri birbirine benzemiyor. Ama gelgelelim, hakikaten parmak izi. İşte bunları görebilmek, incelikleri görebilmek. Hissetmek, şöyle söyleyelim altyapının çok iyi olması lazım. Yıllarımızı verdik, yıllardan beri bundan ekmek yiyoruz. İnanır mısın, bir günü bu kadar sene geçti yaş oldu 65. Demedim ki, şurada da şöyle bir çarpı istemiyorum. Ya böyle bir şey yok. Bundan güzel bir şey de yok.</p>

<p>İnsanlar eskisi gibi ayakkabı yaptırıyor mu?</p>

<p>Çok nadir. Bilenler yaptırıyor. Müşteri kösele diyor. Köseleyi şimdikilerden kaç kişiye soracaksın? 35-40 yaşındaki kişilere sor kösele dediğin zaman, şöyle oklava yutmuş gibi oluyor. Acaba nedir, bilmiyor çünkü.</p>

<p>İnsanlara, yeni gelen nesle mesleğinle bağlantılı olarak, ayakkabılarla ilgili felsefik bir düşüncen var mı?</p>

<p>Ya aslında bu meslek benim aklımdan bile geçmiyordu. Gerçek anlamda şöyle bir şey gelişti, o zaman çocuktuk biz. Dediğim gibi 7-8 yaşlarındaydık, bilemedin 9-10 yaşlarındaydık. Ben tornacılığı çok sevdim. Metal üstüne… O zamanlar eniştem olacak olan kişi, daha olmamıştı. Babamla samimi olduğu zaman biz bunu kunduracıya yapalım diye. Benim mesleği o şekilde gelişti.</p>

<p>Peki, felsefen ne bu düşünceyle ilgili Ahmet Amca?</p>

<p>Ya biraz korktum. Şöyle korktum. Çok güzel bir yere gelmiştim 1980-1990’lı yıllarda. Hanım rahatsız olmadan evvel, dünyada olmayan bir model vardı mesela bende mesela o zamanlar. Herkes biliyor zaten, sonradan çıktı karşıma çıkınca şaşırdım zaten. Çocukların yere basınca, kaldırdığında sönen ayakkabısındaki ışıklar. Dünyada yoktu. Onun patentiyle ve o aşamada ben bunu geliştireyim ve ilk bunu çıkartayım diye uğraşıyordum ben o zamanlar. Hiç daha yoktu, dünyada yoktu bu. Hanım vefat etmeden önce bu konumdayken, onunla harcadık bitirdik paraları. Nasip olmadı bize, ama en güzel şey benim projemin benim karşıma çıkması. Düşünüyordum, çok güzel bir şeyler düşünüyordum. Olmayınca olmuyor, neresinden tutarsan tut.</p>

<p></p>

<p>Konuşmacı/Ahmet BEY</p>

<p>Kameraman/Duygu SARAL</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Rümeysa Şahin</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>NASIL OLDUN?</category>
      <guid>https://www.yalovagazetesi.com/ahilikten-ahirlige-kunduraci-ahmet-bey</guid>
      <pubDate>Fri, 01 Sep 2023 14:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yalovagazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yalovagazetesi-com/uploads/2023/09/kunduraci-ahmet.jpg" type="image/jpeg" length="29069"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Harun Güleç Nasıl Oldun? Da]]></title>
      <link>https://www.yalovagazetesi.com/harun-gulec-nasil-oldun-da</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yalovagazetesi.com/harun-gulec-nasil-oldun-da" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yalova Gazetesi “Nasıl Oldun?” serisinin bu hafta ki konuğu siyasetçi Harun Güleç oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yalova Gazetesi İnternet Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Duygu Saral, siyasetçi Harun Güleç ile bir görüşme gerçekleştirdi. Güleç, Nasıl Oldun? programına dair özel açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Harun Güleç kimdir?</p>

<p>Safran köyünde doğdum. Burada büyüdüm, şimdi ise burada oturuyorum. 6 çocucuğum var. bir çocuğum depremde vefat etti. 3 oğlum bir kızım var.</p>

<p>Harun Güleç Yalova’ya neler kattı?</p>

<p>Garibanlık vardı. Dağdan odun kestik. 150 kuruşa odunu sattık. Eve kumanya aldık. Askerden geldikten sonra siyasete atıldık. Biz eski Demokrat Partiliyiz. Parti yönetimini aldık ve ilk yapanda biziz. Rahmetli İbrahim Uzun, Tansu Çiller geldi. Süleyman Demirel zamanında 77 vilayet olduk. Vilayet olduktan sonra görevden aldılar. Vilayet olduktan sonra Yalova’dan ümilletvekili çıkartacağımız için üst düzey yönetimde bulunan kişiler birtakım görüşmeler yaptı ve daha sonra da bizi yönetimden aldılar.</p>

<p>Siyasetin en zor dönemlerini gördünüz. O dönemden bu döneme Türk siyasetini değerlendirir misiniz?</p>

<p>60 senesinde ihtilal olduğunda askerdim. Adapazarı’ndaydım. Darbe oldu, bizi topladılar ve hemen silahlandırdılar. Mahalle mahalle geziyorduk. Caddelerde kalkınma olmasını engelliyorduk. Zorunlu olduğumuz için yapıyorduk. Asker olduğumuz için görevliyiz ve yok diyemiyorsun. Milleti susturmaya çalışıyorduk. Fakirlik vardı o dönemlerde. 1 kuruş 2,5 kuruş para vardı gerçerliydi. Rahmetli Menderes’ten sonra gelişmeler çok güzel olacak. Biz yönetimdeydik. İl yaptık. Bizi görevden aldılar, il seçiminde tekrar göreve geldik. Tansu hanıma 7. Ayın 7’sini söyleten bendim ve iki tane koç kestim orada.</p>

<p>1980’lerde neler yaşadınız. Yalova’da 80 senesi nasıl geçti?</p>

<p>Neler yaşamadık ki. Konuşamıyorduk. Partileştirmek mümkün değildi. 80 döneminde kan kusturdular bize kan.</p>

<p>Siyaset haricinde başka ne işlerle uğraştınız?</p>

<p>Ticarete atıldık. Deden kalma 50 dönüm arazimiz vardı. o zamanlar küçüktüm ve daha okulu bitirmemiştim. Hayvanlar gitmesin diye burada bir barakada kalıyordum. Annemler sabah gelirdi, bende okula giderdim. Neler çektik. Fakirlik vardı. Rahmetli annem dayımın yanına giderdi. Dayımdan zeytin alır gelirdi. Zeytini iki lokma yapın derdi. Bu mallarda onlardan kaldı.</p>

<p>Siyasete neden atıldınız?</p>

<p>Rahmetli Menderes’ciyiz. O böyle yapınca bizde siyasete girdik. Arkadaşlarla beraber bir ekip kurmaya karar verdik. Bir arkadaşın evinde hep beraber toplandık. Aramızdan partiyi kurduğumuz zaman 11 tane seçime girecek adam seçmemiz gerekiyordu. Onları ayarladık ve parti yönetimine girdik. Böylece siyasete atılmış olduk.</p>

<p>İnsan neden siyasete atılmak ister?</p>

<p>Vatana millete bir şeyler katalım çalışalım diye. Ama şimdi görüyorsunuz. CHP’liyiz ama kurbanınız olayım tarih öyle getirdi.&nbsp; 7. Ayın 7’si,&nbsp; 77 plaka kolay değil bunlar.</p>

<p>Siyasete atıldınız ve çocuklarınız bundan etkilendi mi? Nasıl etkilendiler?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Etkilendiler tabii. Halit Güleç etkilendi. Halit’i CHP’ye çağırdılar. CHP’ye gitti orada çalıştılar. Biz aile olarakta CHP’liyiz.</p>

<p>Diğer partileri beğeniyor musunuz?</p>

<p>Ne beğenmesi. Recep Tayyip Erdoğan’ın neyini beğeneceksin. Cenabı Allah, israf haram diyor.&nbsp; Eski milletvekilleri, bakanlar, başbakanlar devlet hava yolları uçağını temizlettirirdi. O uçağa biner giderlerdi.</p>

<p>Sizin dönemizin siyasetiyle şimdi ki siyaset arasında ki farklar nedir?</p>

<p>Şimdi ki siyaset, hep çıkar ilişkisi olmuş. Tarım ve hayvancılıkla uğraşıyoruz. Kurtköy’ünden ahır var mı? Var. Gel dediler sana Ziraat Bankası’nın faizi %45’ti. Ankara’ya gel sana %5 ‘ten vereceğiz dediler. O zamanın 50 milyarıydı. Gece uyuyamadım. Çünkü benim komşum %45 ile 2 bin lira alacak. Biz ise %5 ile daha çok alacağız. Bu duyulacak ayıptır dedim.</p>

<p>Oğlun Halit Güleç belediyede ki görevinden alınmıştı. Bu durumu nasıl karşıladınız?</p>

<p>Mahkeme bitmedi. Seçime giremesin diye bir üst mahkemeye gönderdiler. Ankara’da mahkeme hala devam ediyor.</p>

<p>Geçmiş yaşantınıza dönüp baktığınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</p>

<p>Değişitrmek istemez olur muyum. Sermayemiz olsa ticaret yapacaktık. Sermayemiz olmadığı için iş yeri aramıştım. Askerden geldim 300 liraya kaynakçılık yaptım. Tarlalar el değiştirdi. İmara açıldı.</p>

<p>Yalova’da neleri değiştirmek isterdin?</p>

<p>Ticaret ve iş sahalarını değiştirmek isterdim. İmalat çok önemli.</p>

<p>MUHABİR: DUYGU SARAL</p>

<p>KAMERAMAN: RÜMEYSA ŞAHİN</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Rümeysa Şahin</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>NASIL OLDUN?</category>
      <guid>https://www.yalovagazetesi.com/harun-gulec-nasil-oldun-da</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Aug 2023 00:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yalovagazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yalovagazetesi-com/uploads/2023/08/harun-gulec-nasil-oldun-da.jpg" type="image/jpeg" length="74510"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aliço, “6 Temmuz Benim İçin Çok Önemli Bir Tarih”]]></title>
      <link>https://www.yalovagazetesi.com/alico-6-temmuz-benim-icin-cok-onemli-bir-tarih</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yalovagazetesi.com/alico-6-temmuz-benim-icin-cok-onemli-bir-tarih" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yalova’nın en bilenen sanatçılarından olan Ali Çolakoğlu’nu “Nasıl Oldun?” serimize konuk aldık.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yalova Gazetesi’nin en yeni ve en ilgi çeken bir diğer serisi “Nasıl Oldun?” Yalova’nın en büyük isimlerini konuk almaya devam ediyor. Bu haftaki konuğumuz “Aliço” lakaplı Yalova’nın büyük ses sanatçısı Ali Çolakoğlu oldu. Gazetemizin İnternetten Sorumlu Müdürü Duygu Saral, Ali Çolakoğlu ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Hayata 6 yaşında su satarak başladım”</p>

<p>Kendisi hakkında bilgi veren Ali Çolakoğlu, “17 Ekim 1962 Zonguldak doğumlu, evli, bir çocuk babası, musikiye gönül vermiş garibana gönül vermiş çocukları çok seven yaşlılara saygı duyan normal senin benim ve bizim gibi bir adam. Sevenlerimizin ve gönüldaşlarımızın beni kendilerine göre bir yere koyduklarını biliyorum. İşte Aliço orada aslında. Aliço'nun birçok gönülde olduğunu biliyorum. Sokakta dahi gezerken asla kafamı kaldırmamaya çalışıyorum. Hayata 6 yaşında su satarak başladım ve 75 kuruş kazanmıştım. Rahmetli babama ben sakızda satmak istiyorum dedim. Bir elimde sakız bir elimde su bidonu ve büyük paralar kazanmıştım. Babam o dönemlerde sakızı borç yazdırarak almıştı. Borcu kapattık. O hayatı yaşamaya çalıştım. Çünkü 8 kardeşin en küçüğü bendim. Sokaktan gelmenin avantajı beni bugünlere getirdi” ifadelerini kullandı.</p>

<p>“O gece kendimle yüzleştim”</p>

<p>Yaşadığı hastalık döneminden bahseden Çolakoğlu, Ağır bir kemoterapi dönemi geçirdim. Kanser hastalarına bazen destek vermeye gidiyorum. İlk hastaneye yattığım gün kendimle çok yüzleştim. 112 kilodan 59 kiloya kadar düşmüştüm. Bir hata mı yaptım, birisini mi kırdım? Diye sorguluyorsunuz ya işte ben o yoğun bakım gecesinde kendimle çok yüzleştim. Bir gün sonra dedim ki doktoruma “ben buradan çıkmalıyım, ben buranın hastası değilim” dedim. O benim dönüm noktamdı. Yeneceğime inandım. Rabbim de güç verdi. Şunu öneriyorum hiçbir hastalığın çaresi yok diyorlar ya bazen çaresi olmayan hiçbir şey yok. Yeter ki inanalım. Artık her hastalığın bir çaresi var. Kanserin dahi var. Üstüne gideceksiniz. Ben seninle mücadele etmeye varım diyeceksiniz. Sabah uyandığınızda ayna ile yüzleşeceksiniz. Bugün daha iyi olmalıyım demeliyiz aslında” dedi.</p>

<p>“İnsanlara bir gönül borcum vardı”</p>

<p>Televizyon ekranlarına giriş hikayesini anlatan Çolakoğlu, “2016 yılı Mayıs ayında Rumeli TV'nin bir programına katıldım. Katıldıktan sonra genel yayın yönetmeni benimle program yapmak istediğini söyledi. Böylece ekran yolculuğum başladı. Tedavi döneminde biraz ara verdim. Ayakta durmak zorundaydım. Çünkü beni ayakta tutan en büyük sebeplerden birisi de dostlarımın ve beni sevenlerin beni hayatında görmemiş ve benim için pandemi döneminde Kahramanmaraş'tan, Batman'dan kan vermeye gelen insanlara bir gönül borcum vardı. Dostlarımın gönüldaşlarımızın dualarıyla ayaktayım. Çok şükür bugünlere geldim. 6 Temmuz benim için çok önemli bir tarih. Son Pet raporumun temiz çıktığı gündü. Saçlarım uzundu o gün berberime pet sonucumun temiz çıktığını ve saçlarımı kes dedim. Hayata yeniden başlamak istediğimi söyledim ve kestik. O gün bugündür bu saçı kullanıyorum” şeklinde konuştu.</p>

<p>“Aşk kalmadı”</p>

<p>Geçmişten günümüze müzik piyasasının değişiminden söz eden Çolakoğlu, “Duygu kalmadı, aşk kalmadı. Şimdi bilgisayarın karşısına geçiyorsunuz, hem çalıyor, hem söylüyorsunuz. Notanız karşınıza çıkıyor. Ama orada bir yorum var. Küçük bir nüans koymak lazım. Güzel bir si bemol verirseniz o şarkıyı farklı yaşarsınız. Diyez verirseniz biraz okşatırsınız, yumuşatırsınız. O duygu yok. Mesela ben bir türkü için yazıyorum, siliyorum. Kolay değil. Şimdi neden şarkı yok piyasada? Çünkü duygu yok, yorum yok. Şarkıyı dinliyorsunuz. İki ay gidiyor, 3. Ay arkayı dönüyorsunuz, bakıyorsunuz şarkı yok. Yeni dönemden en iyi şarkı “Onun arabası mı var güzel mi güzel” Hala kimse onu yakalayamadı. Ama bizim Türk müziğine, halk müziğine baktığınız zaman bir gönül var, emek var” ifadelerini kullandı.</p>

<p>“Yerde hayata hep hüzünlü baktım”</p>

<p>Ali Çolakoğlu beste olsa hangisi olurdu sorusuna cevap veren Çolakoğlu, “Muhakkak ki hüzzam makamında bestelerdim. Keşkelerim yok, eğerlerim hiç olmadı. Birçok yerde hayata hep hüzünlü baktım. Eğer bir beste yapmaya çalışırsam kendime muhakkak hüzzam bestelerdim. Hüzzamın o hüznü,&nbsp; rast makamının o neşesini, hüseyni makamının coşkunluğunu verirdim kendime. Musikiye gönül vermiş birisiyim. Kanun çalıyorum, ud çalıyorum, cümbüş de çalıyorum. Rahmetli babamda çalardı, söylerdi. Öyle büyüdük. Ben beste ayırmıyorum. Çünkü her bestenin bir hikayesi var. Yaşanmışlığı var, emek var. Emeği ben ayırmıyorum” şeklinde konuştu.</p>

<p>Muhabir/Duygu Saral</p>

<p>Kameraman/Göktuğ Doğukan Yüksel</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Rümeysa Şahin</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>NASIL OLDUN?, RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.yalovagazetesi.com/alico-6-temmuz-benim-icin-cok-onemli-bir-tarih</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Aug 2023 11:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yalovagazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yalovagazetesi-com/uploads/2023/08/alico-tanitim.JPG" type="image/jpeg" length="22029"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Aliço” Nasıl Oldun? Da]]></title>
      <link>https://www.yalovagazetesi.com/alico-nasil-old</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yalovagazetesi.com/alico-nasil-old" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yalova’nın en gözde sanatçılarından Ali Çolakoğlu, “Nasıl Oldun?” serimize konuk oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yalova Gazetesi’nin başladığı günden bu yana büyük beğeni toplayan “Nasıl Oldun?” serisinin bu haftaki konuğu, “Aliço” sahne ismiyle tüm Yalovalıların tanıdığı, Ali Çolakoğlu oldu. “Nasıl Oldun?” serisinin fikir insanı olan ve Gazetemizin İnternetten Sorumlu Yazı İşleri Müdür Duygu Saral, sanatçı Ali Çolakoğlu ile görüşme gerçekleştirdi.“Aliço” ile gerçekleştirdiğimiz ‘Nasıl Oldun?’ programı Çarşamba Günü siz değerli takipçilerimiz ile paylaşılacak. Ayrıca Ali Çolakoğlu ile başlayacağımız yeni projemiz hakkında bilgi almak için bizi takipte kalın.</p>

<p>Program çekimini için, bize mekânı “Sindoman”ın kapılarını açan Sayın Çetin Gürkal’a Yalova Gazetesi olarak teşekkür ediyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Haber/Göktuğ Doğukan Yüksel</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Rümeysa Şahin</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>NASIL OLDUN?, RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.yalovagazetesi.com/alico-nasil-old</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Aug 2023 14:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yalovagazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yalovagazetesi-com/uploads/2023/08/haber/manset/alico-tanitim.JPG" type="image/jpeg" length="27319"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ali Kanberoğlu Nasıl Oldun? Da]]></title>
      <link>https://www.yalovagazetesi.com/ali-kanberoglu-nasil-oldun-da</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yalovagazetesi.com/ali-kanberoglu-nasil-oldun-da" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yalova Wushu Kung Fu Spor Kulübü Sahibi Ali Kanberoğlu, Yalova Gazetesi’ne konuk oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yalova Gazetesi’nin yeni serisi “Nasıl Oldun?” Yalova’nın önemli isimlerini ağırlamaya devam ediyor. Bu haftaki konuğumuz Yalova’nın en önde gelen spor isimlerinden Yalova Wushu Kung Fu Spor Kulübü Sahibi Ali Kanberoğlu oldu. Kanberoğlu, Yalova Gazetesi İnternetten Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Duygu Saral ile özel bir görüşme gerçekleştirdi.</p>

<p>“Spor ile tanışmam Almanya’da filmler izleyerek oldu”</p>

<p>Kendisi hakkında bilgi veren Ali Kanberoğu, “Rize’de doğdum, sonra Almanya’ya gittim. Orada biraz yaşadım, İstanbul’a taşındık, liseyi İstanbul’da okudum. İstanbul’da 3 yıl yaşadıktan sonra 1977 yılında Yalova’ya taşındık. Neredeyse 50 senedir Yalova’da yaşıyorum. İlk spor ile tanışmam Almanya’da filmler izleyerek oldu. Wushu, Kung Fu… Spor o zaman Kung Fu’idi. İstanbul’a döndüğümüzde Kasımpaşa’da önce karate ile spora başladım. Sonra Wushu antrenmanlarını görünce birden çarpıldım. Wushu çok değişik bir spor. 73 yılının sonunda 74 yılının başlarında başladım, hala devam ediyorum. Yalova’da 84 yılında antrenörlüğe başladım. Wushu Federasyonu’nda görevler aldım. Teknik direktörlük, kurul başkanlığı yaptım. Salonumda kulüp başkanıyım. İl temsilciliklerim var” ifadelerini kullandı.</p>

<p>“10 bine yakın sporcu geldi, geçti”</p>

<p>Kendi eğitiminden geçen sporculardan söz eden Kanberoğu, “Bu salondan diğer sporları saymaysak 10 bine yakın. Çok fazla sporcu geldi. Dünya Şampiyonları, Avrupa Şampiyonları, bir sürü Türkiye Şampiyonu… Çok fazla gelen geçen oldu. Şu anda birçok yerde Emniyet Amiri olan sporcularımız var. Bakanlıklarda olan var. Üniversitelerde öğretim görevlisi olan öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz var. Buradaki tezgahtan geçen çok insan var. Diğer salonları da sayarak 15 bini geçer” dedi ve birçoğu ile hala görüştüklerini söyledi. Kanberoğlu, “Bizim bağlarımız çok sağlam. Birçok ildeki arkadaşlar, hatta federasyon görevlileri bile imrenerek, “Sizin nasıl bir diyaloğunuz var” diyor. Birçok antrenör burayı işyeri olarak görür. Salon genelde para kazanmak için açılır ve onlar sporcunun cebine hitap etmeye çalışır. Ben ise sporcunun gönlüne hitap etmeye çalıştım” dedi.</p>

<p>“Şimdi torunu gelen var”</p>

<p>Ali Kanberoğlu’nun kuralları var mı sorusuna Kanberoğlu, “Mutlaka var. Kurallarım olmazsa bugüne kadar gelemezdim.&nbsp; Bu kadar çok kişiye hitap edemezdim ve bu bağlarımız 35-40 yıldır devam edemezdi. Bana önce sporcu geldi, büyüdü. Oğlu geldi, şimdi torunu gelen var. 3 nesil oldu neredeyse. İlk kuralımız disiplin diyoruz ama bir de sevgi… Dediğim gibi insanın gönlüne dokunmak. Ama tabi ki kurallar var. Ben hep derim; Burası özel bir salon. Ben dedim ki, “Şu derse gelen amuda kalkarak gelecek” Yok ben gelemiyorum diyorsan o zaman gelme. Bu kurallar onları bir yerlere getirebilmek için, onlara eziyet etmek için ya da ezmek için değil. Hedef varsa o hedefe ulaşmak istiyorsan da şu yollardan geçmen gerekiyor. Önce yapacağın şeye çok inanman, sevmen gerekiyor. Bana inanacak, kendi yaptığı spora inanacak ve en önemlisi kendine inanacak. O inanç varsa, o heves varsa gerisi çok kolay. Dersleri hiç aksatmayacak. Çalışmak çok önemli” şeklinde konuştu.</p>

<p>“Jackie Chan’i sevmem”</p>

<p>Etkilendiği karate filmlerinden bahseden Kanberoğu, “ Dediğim gibi Almanya’da Bruce Lee filmlerini görerek bu işe gönül verdim. Bruce Lee’nin esas 5 filmi var. Hepsini 50’şer kere izlemişimdir. O başka bir sevgiydi. İlk etkilenişim oradan oldu. Bruce Lee’nin her filminde yeni bir detay yakalıyorsun” dedi ve Jackie Chan’i sever misiniz? Sorusuna “Jackie Chan'i sevmem. O biraz bu işi komediye döktü. Uzakdoğu tamamen disiplin. Jet Li var mesela. 5 Dünya Şampiyonluğu var. Onun yerini benim gözümde tutamaz Jackie Chan” ifadesini kullandı.</p>

<p>“Wushu’nun bir yaşam felsefesi var”</p>

<p>Wushu’yu diğer uzak doğu sporlarından ayıran noktalardan bahseden Kanberoğlu, “Wushu Uzakdoğu sporlarının atası. Karatenin, judonun, tekvandonun atası. Hepsi Wushu’dan ayrılma. Wushu’nun bir yaşam felsefesi var; Çinli rahipleri Çin’den Hindistan’a yürüyerek 6-7 ay seyahat ederler. Bunlardan bir tanesi hayvanları inceler. Yılanla kartalın boğuşmasını vs. onları izleyerek, belli şekiller çizerek bir dövüş geliştirmeye başladı. Sonra bunu insanlara uyguladılar. Shaolin Manastırı, Shaolin rahipleri diye belli kişileri toplayıp onları eğittiler. Bunlar figürlerle dövüş stili geliştirmeye başladılar. O günden beri hala gelişiyor. Wushu’nun içinde güreş var, yumruk var, tekme var. O yüzden hepsinin çatısı oluyor” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Muhabir/Duygu Saral</p>

<p>Kameraman/Göktuğ Doğukan Yüksel</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Rümeysa Şahin</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>NASIL OLDUN?, RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.yalovagazetesi.com/ali-kanberoglu-nasil-oldun-da</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Aug 2023 14:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yalovagazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yalovagazetesi-com/uploads/2023/08/ali-kanberoglu-nasil-oldun-da.jpg" type="image/jpeg" length="97324"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Suna Koçal Nasıl Oldun? da]]></title>
      <link>https://www.yalovagazetesi.com/suna-kocal-nasil-oldun-da</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yalovagazetesi.com/suna-kocal-nasil-oldun-da" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yalova Gazetesi “Nasıl Oldun?” serisinin bu hafta ki konuğu Kültür ve Turizm Bakanlığı Ebru&Minyatür sanatçısı Suna Koçal oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yalova Gazetesi İnternet Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Duygu Saral, Kültür ve Turizm Bakanlığı Ebru&amp;Minyatür sanatçısı Suna Koçal ile bir görüşme gerçekleştirdi. Koçal, Nasıl Oldun? programına dair özel açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Suna Koçal Kimdir?</p>

<p>Öncelikle anne ve eş. Üniversite öğrencisi ve yüksek lisans son senelerde ki yeniliklerim. Moda tasarımı, ebru, çini, tezhip, minyatür, kaligrafi ve Hüsna hat sanatlarını kıymetli hocalardan dersler aldım. Birkaç üründe çıkacak. Farklı branşlarda etkinlikler, sergiler yapıyoruz. Sanat terapisi adını verdiğimiz etkinliğimizi down sendromlu çocuklar, hükümlüler, mülteciler, savaş mağdurları ve depremzedelerle yapıyoruz. Atalarımızdan gelen sanatımızla ve kültürümüzle hemhal olmuş bir gönül.</p>

<p>Sanatın her dalıyla ilgilenmek, kendinizi bu kadar geliştirmek bunun nimeti nereden geliyor?</p>

<p>Almanya’da doğdum, büyüdüm. Annem Almandı. Dolayısıyla Alman dili ve kültürüyle büyüdüm. Türkiye’ye kesin dönüş yaptıktan sonra burada okumaya başladım ve Türkçe’yi öğrendim.&nbsp; Cami gezilerinde fark ettim ki muhteşem sanatımız ve kültürümüz var. Orada keşfettiğim kırmızı laleler ve turkuaz çinilerle ben bunu nasıl yapabilirim? derken bu sanatların içerisinde buldum kendimi. Sonra tarihimizi incelemeye başladım. Çünkü Almanya’da herkes tarihten kopuk bir şekilde yaşıyor. Mili bir şuur yoktu. Burada ki bayramlar beni çok etkiledi. Kimliksizlikten bir kimliğe doğru giden engin dingin bir tarihimizle keşfettim. O sanat, bu sanat derken bütün sanatları büyük bir iştahla kendimi nasıl geliştirebilirim? dedim. Çok şanslıydım çünkü kıymetli ustalardan eğitim aldım. Bu kadim sanatlarının bu geleneğe herkes farklı bir isim koyuyor. İslam sanatları diyorlar. Ama ben kadim sanatları demeyi tercih ediyorum. İslam öncesi başlayan bu sanatlarımız her kültürümüzde Selçuklu’dan tutun günümüze kadar her medeniyet farklı bir izini koymuş dolayısıyla bu zenginliği daha nasıl öğrenebilirim diye mümkün olduğunca kendimi geliştirmek istedim. Bizim sanatlarımızda izi olan bir yenilik içinde ve akışta kendimi buldum.</p>

<p>En çok hangi medeniyet sizi etkiledi?</p>

<p>Genelde büyük elçilikler, baş konsolosluklar, CEO’lardan vesaire davetler alıyorum. Kültür Bakanlığı’nında görevlendirmeleri oluyor. Çok çok ülke gezdim.&nbsp; En çok etkilendiğim yerlerden bir tanesi iki kere Japonya’ya gittim. Orada ki sergimizde ve Japonya’da ki etkileşimimizdi. Oranın kültürü bizim kültürümüzle çok benziyor. İnsanların sevgi ve hayret ifadeleri çok farklıydı. Yani sevgilerini çok fazla belli etmiyorlar. Hürmetle ve saygıyla büyük bir sessizlik içerisinde ifade ediyorlardı o beni çok şaşırtmıştı. Biz Hikmet Barutçu hocamla beraber ebru gösterilerinden yaptığımız bir eseri ortaya koyduğumuzda alkışları bu kadar sergi, etkinlik gezdim, gördüm ama orada ki lezzeti başka bir yerde göremedim. Küçük çocuklarla çalışmayı da çok seviyorum. Küçük çocuklarda koşulsuz bir şekilde duygularını sevinçlerini saf bir şekilde ortaya çıkartıyorlar. Aynı lezzeti bir de çocuklarla çalışırken gördüm. Dolayısıyla o manada Japonya etkiledi beni.</p>

<p>TUFAG ve Suna Koçal size neyi çağrıştırıyor?</p>

<p>Yakup Koçal: Evliliğimi. Büyük olay 1986 yılının Ağustos ayında gerçekleşti. TUFAG olarak ilk defa Polonya’ya gidiyorduk. Yolda güzel bir piknik alanında bütün otobüs indik. Orada yemekler pişirilecek. Bu ilk karşılama değil de bu olayın açıklanma sahnesi TUFAG camiasının bildiği ve herkesin birbirine anlattığı bir olay. Suna ile birbirimizi bakarak bu işi açık etmemiz lazım yoksa bu hayat güzel geçmez diye düşündük. Orada herkesin içinde evlilik teklifi yaptım.</p>

<p>Suna Koçal: Bir çeşme başındaydık. O zaman ki Yugoslavya sınırları içerisindeydi. Polonya’ya bir festivale gidiyorduk. Kasım sonunda da evlendik. Gençler birden kucaklarına alıp bizi havaya uçurdular. Dolayısıyla o çeşme başı geleneksel bir hal aldı. Bizden sonra TUFAG’da tanışıp 5 çift daha evlendi. Onlarda çeşme başında aşklarını ilan etti.</p>

<p>Bir fırça olsam bana ne fısıldamak isterdiniz?</p>

<p>Aşk. Her daim aşk. Çünkü o fırça olsun, kalem olsun, sanata dair nameler olsun, ezgiler olsun. Her şeyin başı aşk. Onu da hayatta keşfettim zaten. Yalnızca bizim sanatlar için değil. Her şeyin başı aşk, sonra sabır, sonra yetenek gelir. Yeteneğiniz vardır, sabrınız yoksa bırakırsınız. Sabrınız varsa aşkınız yoksa yine bırakırsınız. Onun için aşk illa ki aşk.</p>

<p>Peki Suna Koçal için en çok ağır basan aşk hangisi?</p>

<p>İlahi aşk o olmadan hiçbir şey olmuyor. Kadim sanatlarımız, bizim Türk sanatlarımız Avrupa sanatlarından ayıran özelliklerden bir tanesi o ilahi aşktan dolayı bireyi kendini dışarda bırakması o da insanı zaten terbiye ediyor. Bilhassa ebru sanatı da size kendinizi çok güzel gösteriyor. Bir zuhurat sanatıdır. Yaptığınız eserin bir daha aynısını yapmanızın imkânı yok. İstediğiniz duygu düşünce de olun aynısını yapamıyorsunuz. Havada ki etkileşim ve frekanslarınız biliyorsunuz ki sevgi en büyük frekanstır suyu etkilediğini görüyorsunuz.&nbsp; Ebru, bir su yüzü resmidir. Ebruyu yaparken ki etkileşim, sizin ruh halinizi oraya yansıtabiliyor.</p>

<p>Bir şeye kızıp ebru sanatına resmettiniz mi?</p>

<p>Yalnızca kendinize kızmanız değil. Bizim ebru derslerimize bir çift gelmişti. Bir ara vermek zorunda kalmıştı öğrencim. Kocası ne olur sen yeniden başla demişti. Dedi ki bir sanat bu kadar mı fark ettirir. Zaten bütün sanatlar insana huzur getiriyor. Ebru sanatında su ile de uğraştığınız için ve boyalarımızın içinde de öd var o da mutluluk hormonunu etkiliyor. Renklerin cümbüşü insanı bir dinginleştiriyor. Bütün sanatlarımızın bu güzelliklerini hissetmek ve hissettirmek çok güzel.</p>

<p>Öğretmek mi öğrenmek mi?</p>

<p>Öğrenmek. Kültür Bakanlığı’na bağlı 13 senedir ebru eğitmenliği yapıyorum. Online olarakta dersler veriyorum. Olmayan ülkelerde Dubai, Kırgızistan ve Avustralya gibi farklı ülkelerden de öğrencilerim var. Öğretmenin dışında öğrenmeninde yaşı yoktur. Öğrenmek sonsuzluktur. Onun için her zaman öğrenmek derim. Her zaman üretmek, paylaşmak ve sevmek.</p>

<p>Eşinizin romanında bir karakter olsanız kim olmak isterdiniz?</p>

<p>Eşimin önce ki kitapları daha çok bilimsel kitaplardı. Zambak dediğimiz işletim sistemini insanlara çok iyi aktaramadığından dolayı romancılığa dönüştü. Romanlarının bir bölümünde ben yer alıyorum. Beni anlatıyor.</p>

<p>Siyaset sizi yordu mu?</p>

<p>Ben siyasetin içerisinde ‘ben’ olarak hiçbir zaman bende varım, bende buyum diyen bir yapıya sahip değilim. Siyasette birazda bu yapıyı gerektiriyor. Eşimde de aslında öyle bir yapı yok. Her zaman çok sakindir, sabırlıdır ve mütevazıdır.&nbsp; Hiçbir zaman bir korumayla gezmedik. Nereye gittiysek her yere el ele gittik. Hep halkın içerisinde olan insanlardık. Bizim sevdamız her zaman Yalova. Üretmek, çalışmak paylaşmak ve sevmek. Onun için siyaseti bile sevdim.</p>

<p>İlk karşılaşmanız nasıl oldu?</p>

<p>Yakup Koçal: İtiraf ediyorum ben açıldım. Ben TUFAG’da yönetici Suna’da oyuncuydu. Lise sondaydı o zaman. Derneğin sorumlusu olarak çalışmaları takip etmeye gelirken ilk orada gördüm. Karşılıklı açılma bir el sıkışmasıyla başlamıştı.</p>

<p>Suna Koçal: Biz o zamanlar TUFAG’ın ilk oyuncularıydık. İlk yöneticileri de Numan abi ve Yakup’tu. TUFAG’ı ilk biz kurmuştuk. Derneği güzelleştirmek için çok fazla emek sarf ettik. Sabah akşam oradaydık. Numan abi Yakup abi benim için her zaman öyleydi. Başka bir gözle bakmıyordum. Bir akşam eve bırakılmamız gerekiyordu Yakup abi bizi bıraktı. İyi akşamlar deyip tokalaşırken bir baktım elimi bırakmıyor. Oynarken uzaklardan hep beni seyrediyordu. İlk önce ellerinin güzelliğini fark etmiştim. Zeki bir insana benziyor dedim ve aşkım ilk önce ellerine sonra kendisine oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İş ile mi aşk ile mi?</p>

<p>&nbsp;Her şeyin başı aşk. O aşk olmadan hiçbir şey olmuyor. Aşk ve sevgiyle öyle kapılar açılıyor ki ben 18 yaşında evlendim. Evlenmeden önce hep hayalim üniversite okumaktı. Üniversite okuyamadım diye içimde ukde kalmadı. Hiçbir zamanda hırs yapmadım. Sevgiyle paylaştım ve ürettim. Bu enerji daha çok enerjiyi getirdi. Sürekli projeler etkinlikler üretiyorum. Bunu ne kadar çok yüreğe ve insana dokunabiliyorsam mutlu oluyorum. Aşk o güzellikleri getiriyor size. Bir damla sevgi ve aşk okyanuslara dönüşüyor.</p>

<p>Bir şeye sil baştan başlamak ister miydiniz?</p>

<p>Yok. Keşke demeyi sevmiyorum. Yaşadığımız her şey bizim için en doğrusudur. Hayat her zaman bir su yoludur. Bende o su yolunda akışkan bir şekilde gidiyorum.</p>

<p>Sanatınızı icra ederken farketiim ki Mevlana’nın sözlerini çok kullanıyorsunuz. Bu hayata dair felsefeniz nedir?</p>

<p>Yalnızca Mevlâna değil Yunus Emre, Aşık Veysel. Atalarımız gerçekten büyük bir medeniyet. Türk kültürüne âşık oldum resmen. Dolayısıyla onlardan ne kadar feyz alabilirsek onların hayatlarından etkileşimde bulunup farkındalıklı bir şekilde adım atabilirsek bu dünyada kendini mutlu ve huzurlu hissediyor. Farklı üstatlarla bir eserde buluşturmayı yenilik olarak başlattım. Böyle bir sergi hazırlığım var. İlk yapanlardan olacağım galiba. Ben bir tabloda 4 sanatçı 4 sanat, 5 sanatçı 5 sanat gibi buluşturmayı çok seviyorum. Yeni nesile sevgiyle verebilmek bir güzelliktir diye düşünüyorum.</p>

<p>Çocuklarınıza bu sevgiyi aşılayabildiniz mi?</p>

<p>Sanat olarak ben yaparken hepsi izlediler ve yapmaya başladılar. İki tanesi bilhassa çok sevdi fakat onlarda doktorluk yolunda ilerledikleri için yapma fırsatı olmuyor. Sevgi konusuna değinecek olursak küçükken onları hep parka götürürdüm her gün açık havada uyuturdum. Doğal ürünlerle besledim. Halen paket ürün kullanmıyorum doğallıktan yanayım. Mendil satan çocukların bütün mendillerini satın alarak çocuklarla parkta oynamalarını sağlıyordum. Hepsi çocukluklarını yaşamış oluyordu ve çocuklarımın da ayrım yapmayarak bir sevgi yumağında büyümelerini sağlıyordum.</p>

<p>Sizi genç tutan şey nedir?</p>

<p>Üniversiteyi yeni bitirdim. Rektörün gel üniversitemizde oku demesi üzerine 4 yıl gençlerle beraber okudum. Kendi çocuklarımdan ve gençlerden çok şey öğrenilebiliyor. Ama onlara çok üzülüyordum. Çünkü hayata bakışları bir fanusa kendilerini almış gibiler. Biz doğal bir dönemde yaşadığımız için sevgiyle vermeye, almaya ve paylaşmaya yönelik bir dönemde yetiştik. Telefon yoktu. Televizyonda bir ya da iki kanal olurdu. Birebir iletişimle büyüdük. Şimdi ki gençler ise dünyanın bir diğer ucuna ulaşabiliyor, görebiliyor. Aslında bir zenginlik kendinizi geliştirebilmek. Her şeyin başı sevgi. Daha sonra da doğal ürünler. Hiçbir paketli ürün kullanmıyorum. Kendim yapmaya çalışıyorum. Kendi cilt ürünlerini de kendim yapıyorum.</p>

<p>Bununla ilgili bir çalışmanız varmış. Bundan bahseder misiniz?</p>

<p>Bir gün uçakta giderken kendi ürünümü kullanırken yanımda oturan bir beyefendi Avrupa’ya bu ürünleri yapıp sunan bir beyefendiymiş. Sizin ürününüzü alabilir miyim? dedi bende kendisine hediye ettim.&nbsp; 1 ay sonra geri dönüş yaptı ve laboratuvar çalışmalarını yaparak biz ilgiliyiz bunu piyasaya sürelim dediler. Bir hazırlık çalışmasına geçildi ve laboratuvar sonuçları da güzel geldi. 3 farklı ürün olarak piyasaya çıkacak.</p>

<p>Hayata dair felsefi düşünceniz nedir?</p>

<p>Mevla’m görelim neyler, neylerse güzel eyler.</p>

<p>Evliliği düşünen çiftlere önerileriniz var mı?</p>

<p>Yakup Koçal: Çok nikah kıydım. Çiftlere de bir tavsiyede bulunurdum. Zannetmeyin ki her şey güllük gülistanlık devam edecek. Muhakkak kavga gürültü çıkacak. Burada hoş görmek en önemli şey. Hoş gördüğünüz müddetçe bu devamlı oluyor. Muhakkak birinin susması lazım. Biri susmadığı zaman o sınırı aşan bir boyuta doğru gider. Hoşgörü tavsiye ediyorum.</p>

<p>Suna Koçal: Saygı çok önemli. Tartışmada bir tarafın o kriz anında susması gerekiyor. Daha sonrasında ise onu bu yola getiren neydi? El ele verip bu sorunu çözmek ve çaba sarf etmesi gerekiyor. Karşılıklı muhabbetti devam ettirebilmek çok önemli.</p>

<p>İnsanlığa dair bir mesajınız var mı?</p>

<p>Sevgi, sevgi, sevgi.</p>

<p>MUHABİR: DUYGU SARAL</p>

<p>KAMERAMAN: RÜMEYSA ŞAHİN</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Rümeysa Şahin</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>NASIL OLDUN?</category>
      <guid>https://www.yalovagazetesi.com/suna-kocal-nasil-oldun-da</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Jul 2023 14:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yalovagazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/yalovagazetesi-com/uploads/2023/07/suna-kocal.jpg" type="image/jpeg" length="63223"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
