Yalova'da bir sokak. Sokakta çocuklardan oluşmuş bir yürüyüş kolu. 

Tekbir getiriyorlar. Onlardan ayrı birisi az ilerde sokağın öbür ucunda vakitsiz ezan okuyor. Şaşırmamak elde değil. Bu olay gerçek, aynıyla vaki derler ya öyle, gelişiyor.

Az sonra gülüşmeler, bağrış çığrış hareketler. Oyun mu oynuyorlar yoksa biraz önce aldıkları dersin provasını mı yapıyorlar belli değil.

Bir başka gerçek olayı da gazetede okuyoruz. Haber şöyle:
" İlkokulda salavat yarışması"
"Adıyaman'ın Besni İlçesi'nde 'kutlu doğum haftası' etkinlikleri kapsamında İlköğretim okulunda salavat çekme yarışması düzenlendi. Besni Eğitim Vakfı İlköğretim Okulu öğrencileri önce dini şiirler okudu, ilahiler seslendirdi.

Daha sonra hazırladıkları oratoryo sahnelendi. Hazreti Muhammed'in hadislerinin okunduğu etkinlikte öğrenciler arasında salavat çekme yarışması düzenlendi. Dereceye giren öğrencilere ödüller verildi. Pilav dağıtıldı.

Her iki olay da eş zamanlı. Kutlu Doğum Haftası ve de Yirmi üç Nisan'ın ertesi. Bu iki olay bana, o çocukların yaşındayken söylediğimiz marşlarımızı hatırlattı. Bugün söylenmeyen, öğretilmeyen, unutulan ve unutturulan milli marşlarımızı.

Faruk Nafiz Çamlıbel ile Behçet Kemal Çağlar'ın birlikte sözlerini yazdığı ONUNCU YIL MARŞI'nı salonlarda açık hava toplantılarında sıkça duyardık. Son günlerde duymaz olduk.

10.YIL MARŞI

Çıktık açık alınla on yılda her savaştan,
On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan.
Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan, 
Demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan.
Türküz Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yaraşmaz Türk önde, Türk ileri.

Cumhuriyetin ilk on yılında yurdu demir ağlarla ördük. Son on yılda ise güzelim İstanbul'un silüetini beton yığınlarla örttük. 

Milli maçlarda, statlarda, yürüyüşlerde söylediğimiz bir Gençlik Marşı vardı. Hatırladınız mı?

Dağ başını duman almış, 
Gümüş dere durmaz akar 
Güneş ufuktan şimdi doğar 
Yürüyelim arkadaşlar. 

Sesimizi yer, gök, su dinlesin 
Sert adımlarla her yer inlesin

Bu gök, deniz nerede var, 
Nerede bu dağlar taşlar 
Bu ağaçlar güzel kuşlar, 
Yürüyelim arkadaşlar 

Sesimizi yer, gök, su dinlesin 
Sert adımlarla her yer inlesin

Belleğinizi biraz daha zorlayayım. Belki melodilerini anımsamazsınız ama şu sözlerin güzelliğine bakıp, okurken ne kadar anlamlı olduklarını düşünmenizi, yorum yapmadan, size bırakıyorum.

VATAN

Başka bir aşk istemez, aşkınla çarpar kalbimiz,
Ey Vatan gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz.
Gül ki sen, neşenle gülsün ay, güneş, toprak.
Ey Vatan gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz.

BAYRAK

Atalarım gökten yere
İndirmişler ay yıldızı
Bir buluta sarmışlar ki,
Rengi şafaktan kırmızı
Görevimdir bayrağımı
Üstün tutmak her bayraktan
Can veririm, kan dökerim
Vazgeçemem ben bu yoldan.

SAKARYA MARŞI

Hürmet sana, ey şan dolu sancağım
Baştan başa arza hâkim ol şahım
Türk Ordusu, Türk Ordusu sayende
Sakarya'da kurtuldu şan otağım
Dünyalara bedeldir mah cemalin
Allah'ıma emanettir Kemal'im!

İZMİR MARŞI 

İzmir'in dağlarında çiçekler açar,
Altın güneş orda sırmalar saçar.
Bozulmuş düşmanlar hep yel gibi kaçar,
Yaşa Mustafa Kemal Paşa çok yaşa;
Adın yazılacak mücevher taşa.
İzmir'in dağlarında oturdum kaldım
Şehit olanları deftere yazdım
Öksüz yavruları bağrıma bastım
Kader böyle imiş garip ana
Kanım feda olsun güzel vatana.

DUMLUPINAR MARŞI

Dumlupınar geldik sana
Yüz sürmeye toprağına
Dumlupınar Dumlupınar
Ne şirin bağların var
Ey gelincik nedir tasan 
Sevgilinden ırak mısın
Şehitlerin al kanından
Yaratılmış bayrak mısın