BİR YUNUS ÖYKÜSÜ

 Bir gün Hak aşığı Yunus Emre, Anadolu’daki bir köyden diğerine giderken tozlu yollarda, dağdan inen eşkıyalar tarafından çevrilir. Kimsin, necisin, nerden gelir nereye gidersin demeden üstünü aramaya başlarlar. Aradıklarını bulamadıkça giysilerini çıkarmaya başlarlar. Yunus çırılçıplak kalıncaya kadar devam ederler.

          En sonunda “Paran nerede? Yoksa canını alacağız” derler. Yunus’un üzerinde işlerine yarayacak hiçbirşey bulamamışlardır. Çünkü O’nun dünya malıyla bir işi yoktur. Sadece güler bu soruya.

          Sinirlenen eşkıyalar işkenceye başlarlar. Tekme, yumruk, sopa döverler de döverler. Hırslarını yenemeyip ölçüyü iyice kaçırırlar. Vücudunun her yanından kanlar akmaya başlar.

          Eşkıyalar bakarlar ki şiddetle olmayacak bu defa sözlü işkenceyi denerler. Karısını dağa kaldıracaklarını, kızını kaçıracaklarını söylerler. Anında reisleri yanındakilere emir verir. Kasabaya gidin kızı ile karısını bulup dağa kaçırın.

          Yunus buna da aldırış etmez. Bunun üzerine eşkıya reisinin öfkesi son haddini bulur, çılgına döner. Yunus’un üzerine yürüyüp “ Bre adam sende namus, iffet denen duygu yok mu ki devamlı susuyorsun” der.

          Artık konuşma sırası Yunus’a gelmiştir. Verdiği yanıt da tam Yunus’a yakışır şekildedir.

          “Eğer karım namuslu ise onu dağa kaldırmakla, tasallut etmekle onu namussuz yapamazsınız. Eğer kızım iffetli ise ne yaparsanız yapın onun içindeki büyük duygudan küçük bir zerre bile koparamazsınız.”

          Eşkıya reisi şaşırır. Bu ne biçim adamdır. İşkenceye katlandı, ses çıkarmadı. Hakaret edildi, aldırış etmedi. Merak eder, sonunda “Sen kimsin?” diye sorar. Yunus Emre olduğunu öğrenince ayaklarına kapanır. Onun ününü önceden duymuştur.

          “Kusurumu bağışla seni tanıyamadık, başkasına benzettik. Neye adını söylemedin” diyerek bir anlamda özür diler. Aldığı yanıt yine Yunusvaridir.

          “Sorulmayana yanıt verilmez ki.” Af dilemeler devam eder. Ama yapacak bir şey yoktur. Yunus’un onlara vereceği ders gibi son sözü şöyledir:

          “Benden değil siz yaratandan af dileyiniz…. O da yetmez vicdanınızı kötülüklerden temizleyin” der.

          Eşkıyada vicdan var mı bilmem ama eğer olsaydı ve sözden ibret alınsaydı soygunlar günümüze kadar uzamazdı. Eskidekiler hiç olmazsa karşına geçip düpedüz paranı, malını istiyorlardı. Şimdikiler haberin olmadan malı götürüyor.

 

YORUM EKLE