Ahmet İsvan: Kanlı 1 Mayıs’ı anlattı

Dönemin İstanbul Belediye Başkanı olan Ahmet İsvan, 34 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan olayları kendi gözünden anlattı. 1977’nin İstanbul Belediye Başkanı Ahmet İsvan, “Sol fraksiyonlar kendi aralarında kavga etti' diyorlar. Evet, etti ama 34 kişinin ölmesine sebep kavga değildi. Hazırlıklı bir gücün orada halkı paniğe sokmak amacıyla ateş açmasıydı, istendiği gibi panik de oldu ve 34 kişi öldü” dedi. 

1973 seçimlerinde CHP'den İstanbul Belediye Başkanlığı'na aday olan Ahmet İsvan, rakibi Adalet Partisi adayı Fahri Atabey'in iki katından fazla oy alarak (yüzde 63.6) İstanbul Belediye Başkanlığı'na seçildi. Aralık 1977'ye kadar bu görevde kaldı ancak tekrar aday gösterilmedi. 12 Eylül döneminde, 1 Mayıs 1977 günü Taksim alanında patlak veren olaylara adı karıştığı iddiasıyla sıkıyönetim mahkemesindeki DİSK davasında yargılandı. Yargılama sırasında 27 ay hapiste kalan Ahmet İsvan, dava sonucu aklanarak serbest bırakıldı. 

 
“HAZIRLIKLI BİR GÜÇ, PANİK ÇIKARMAK İÇİN ATEŞ AÇTI”


Tarihe 'kanlı 1 Mayıs' olarak geçen ve 34 kişinin hayatını kaybettiği günün en yakın tanıklarından biri olan Ahmet İsvan, yaşanan kanlı 1 Mayıs olaylarının gözünün önünden gitmediğini, her şeyi dün gibi hatırladığını söyledi. İsvan, “1 Mayıs olayları sırasında birbirleriyle vuruşan sol fraksiyonlar mevcuttu ama olay onların çıkarttığı olaylardan ibaret değildir. Onların birbirlerine ateş edecekleri bilindiği halde, daha doğrusu bilindiği için, onlar bir araya getirildi. Ama onların çıkardığı ateşten çok daha fazla mevziye sokulmuş, kim olduklarını bilmediğimiz insanlar, Sular İdaresi duvarları üstünden, Pamuk Eczanesi çatısından Intercontinental Oteli önünden, yarım ay biçiminde, kürsüye doğru devamlı ateş açtılar. Çok sayıda mermiler yakıldı. 3–5 gencin vuruşmasından ibaret değildi. Hazırlıklı bir gücün orada halkı paniğe sokmak amacıyla ateş açmasıydı, istendiği gibi panik oldu." diye konuştu. 

"POLİS PANZERİ ALANDAN KAÇANLARIN ÜZERİNE SALDIRDI" 

Daha sonra yaşananların geçmişi kadar önemli olduğunu vurgulayan İsvan, "Meydanda polis panzeri panik içersinde kaçmakta olan insanların üzerine saldırdı. Korkarak kaçan, kucağında 4 yaşlarında çocuğu ve karısının ellerinden tutup kaçan insanlara polis panzeri saldırdı. Taksim Meydanı'nı dolaşıp bir daha bir daha gelip fırıl fırıl dönerek zaten korkmakta olan insanlara saldırdı. Hayatını kaybedenlerin büyük çoğunluğu ezilerek ölmüştür. Açılan ateşten ölenlerin sayısını bilmiyorum ama çok az olduğunu biliyorum. Belli ki güvenlik güçleri olayın olacağını biliyor ve bildiği halde üstünü örtbas etmek istiyor. Olaylar bittikten sonra kültür sarayının önünde toplum polisi vardı. Polislerin başında da sivil bir müdür vardı. Ben kürsünün arkasında asıl hedefin istikametinde idim, ateş bitmişti. Sular İdaresi duvarının üzerinde güneş batarken güneşin önünde siluet halinde elinde tüfek olan 5-6 kişiyi hepimiz gördük. Kürsünün arkasında şeref tribünü vardı ve orada 100 kişi vardık. 

Gözümüzle gördük ve birbirimizi uyardık, 'bakın burada silahlı adamlar var' dedik. Olay olmuş bitmişti ölen ölmüştü. Her şey bitmişti ama orada o silahlı adamlar kendilerini belirtiler. Bunun üzerine ben toplum polisinin yanına gittim 'duvarın üzerinde silahlı adamlar var bunlar sizden midir?' diye sordum. 'Bunların kimliğini tespit etmeniz lazım' dedim. Toplum polisi o tarihte sola karşı militanca seçilmiş kişilerden oluşurdu. Onların arasında bir homurtu duyuldu; 'ne arıyor burada bu herif?' dediler benim hakkımda. Müdür de bu lafı duydu koluma girdi 'şöyle yürüyelim beyefendi' dedi ve ters istikamete çevirdi beni. 

Zafer Anıtı'na doğru bir adım attık arkadaki polislerden biri sağ omzuma jopu indirdi. Bunu kürsünün etrafında bulunan konuklar gördüler ve feryat ettiler 'İsvan'ı dövüyorlar' diye. Bu kadar aşikardır, polis sola karşı eğitilmiş şartlandırılmış kolluk kuvvet idi ama hiçbir şey yapılmadı. Ertesi günlerde ifade verdim. 'Savcı benim ifademe başvurmalıdır çünkü ben olaylara baştan sona kadar tanığım' dedim. Savcı tanıklığıma başvurduktan sonra mesleğinden istifa etti, o savcı artık savcı değil” dedi. Elindeki el telsizi ile belediye araçlarının yaptığı hizmetleri dakika dakika takip ettiğini kaydeden İsvan, “Ben 8 telsizli belediye aracını görevlendirmiştim yanına birer DİSK görevlisi alacaklar onlar yürüyüş kollarının zamanlamasını birbirleriyle haberleşerek bütün İstanbul çapında planlayacaklardı. 

O araçlardan biri ötekisine haber verdi, ben de el telsizinden dinliyorum, dedi ki; 'burada bir kümelenme var, bizim programımızda böyle bir kümelenme yoktu, kim bunlar?' Gelip baktılar oradakileri tanıyamadılar. Onların pankartları dürülü vaziyette idi, kim oldukları belli değildi. Tahmin ediyorum ki bu belediye araçlarının sık sık oraya gidip kimliklerini incelemelerinden oradaki kümelenme eridi, yok oldu. Fakat aynı kişiler Valide Camii önünde toplandılar ve bu sefer pankartlarını açtılar. O zaman anlaşıldı ki DİSK'in meydana sokmak istemediği fraksiyon, ismini hatırlamıyorum, o fraksiyon olduğunu anladılar. 

Onları meydana sokmak istemediler, yetki DİSK'te olduğu için bunları meydana sokmayacak. Diğer fraksiyon da durmayarak zorla girmeye çalışacaktı. Bunların meydana gelmesini önlemek için DİSK Uzel Fabrikası işçilerini Bozdoğan girişinin önüne yığdı, tıkaç gibi kapattı orasını ve bu işçilerin ellerinde o zaman meşhur olan DİSK'in sopaları vardı. 70-80 santim uzunluğunda kalın sopalardı. Üzerinde DİSK'in bayrağı vardı ama asıl amaç bunlarla dövüşmekti. O grubu disk görevlendirdi ve Bozdoğan girişinden geçemedi bu istenmeyen fraksiyonlar. Bunun üzerine grup sol tarafa Fatih istikametine döndü, paralel olarak Uzel işçileri de onları takip etti. Haliç'ten girmek istediler yine de başarılı olamadılar. 

Akşama doğru saat 5 sıralarında Haliç'ten geçemeyen bu gruplar Eyüp'ü dolaşarak Taksim'e geldi. Taksim'de DİSK ile fraksiyonlar arasında olayların oldu. Birkaç el ateş açıldı. Fakat olayları tetikleyen halkı panikleten bu açılan ateş değildi. O ateşin açılmasıyla birlikte Sular İdaresi üstünden, Pamuk Eczanesi üstünden Intercontinental Otel şimdiki adı The Marmara'dır onun üzerinden bize doğru, kürsüye doğru ateş açıldı. Açılan ateş epey sürdü, panik o ateşten sonra ortaya çıktı. Şimdi deniyor ki; 'sol fraksiyonlar kendi aralarında kavga ettiler', evet ettiler ama o 34 kişinin ölmesine sebep olan kavga değildi. Solcu fraksiyonların kavgasında iki üç kişi dövüştü belki bir kişi yaralandı ya da öldü bilinmiyor. 

Açılan ateş fraksiyonların içinden değil çevreden geliyordu. Nereden geldiğini yüzlerce binlerce kişi gördü. Saydığım yerlerden üstümüze mermiler geliyordu ama kuvvetle tahmin ediyorum öldürmek için değil panik yaratmak için. Çünkü kişilere insanlara yönelmiş değildi, üstümüzden geçiyordu kurşunlar. Ama bu insanları paniğe sokmaya yetti, bütün pankartlar her şey yerlere atıldı, insanlar kaçmaya başladılar. Kazancı sokağından kaçmaya çalışan insanlar, sokağın da dar olması sebebi ile sıkıştı. Sıkışıklıktan otuz dört kişi öldü, bir ikisi belki meydanda ölmüştür, kalanları burada öldü. Asıl dehşet verici olan bu olaydan sonra polis panzerinin kaçmakta olan insanların üzerine saldırması, paniği beş katına, on katına çıkarmasıdır. 

Bunun bir izahı yoktur. Hayret verici bir olayda; bu panzeri hangi polis kullandı? Kim emir verdi? Öğrenemedik. 'Bu olaylar nasıl oldu?' diye hiçbir tahkikat açılmadı. Belki kendi aralarında bir şeyler konuşulmuştu ama basına ve halka intikal eden hiçbir açıklama yapılmadı. Böyle bir olay nasıl olabilir orada binlerce üniformalı polis vardı." şeklinde konuştu.  Mahkemeye bir tek kişinin ve bir tek patlamış silahın getirilmediğini anlatan İsvan, Intercontinental Otel'in bütün ön odalarının önceden polis tarafından tutulduğunu aktardı. Oralara müşteri alınmadığını vurgulayan İsvan, "Kimse yoktu orada. Otele kamera kurmuşlardı fakat o görüntülerden bir tane mahkemeye getirmediler. Basında yüz binlerce fotoğraf vardı, bütün basın oradaydı, hepsinin farklı tespitleri vardı. CHP bir tahkik ekibi görevlendirdi, Necdet Uğur ve Uğur Alacakaptan İstanbul'a geldi. Kurulan komisyon için Taksim miting alanının bir haritası hazırlandı ve tanıkları topladık.

Açıkça anlaşıldı ki bütün herkesin gözü önünde görevli polisler ateş edilmesini önlemediler. Ateş edenleri yakalamadılar ve ondan sonrasını herkes biliyor. Takip edilmedi hiçbir şey. Bir dava açıldı sözde yargılama yapıldı, ben orada iki defa ifade verdim ama hiçbir şey çıkmadı. Savcı görevi terk etti, mesleğini bıraktı. Yıllar süren bir davadan sonra yanılmıyorsam '1 Mayıs olaylarının aslı faili bulunamadı' diye kapatılıp bitti” dedi. DİSK'in avukatlarının dava için halen uğraştığını kaydeden İsvan, “Ben şuna kesin kaniyim ki; evet orada bir birileri ile vuruşan sol fraksiyonlar vardı. Ama asıl olay o fraksiyonların oraya gelmesini temin etmek, zamanlamasını yapmak, asıl fraksiyonlar geldikten ve birbirleri ile kavgaya başladıktan sonra, önceden hazırlanmış mevzilerine sokulmuş silahlı insanların ateş açmasıdır. Adam öldürmeye meyilli atışlar değildi bunlar; panik yaratmak içindi. Nitekim mermiler üzerimizden vızır vızır geçiyordu ve istedikleri gibi panik yaratıldı, 34 kişi yaşanan izdihamdan öldü, olay bence budur” diye anlattı.