“Yasta Değil, İsyandayız”

Eğitim Sen Yalova Şubesi Kadın Komisyonu üyesi Nurhayat Yılmaz, Özgecan Aslan cinayeti ile ilgili yaptığı açıklamada; “Kadınların erkek şiddetiyle ölmesine, yargının erkekten yana tavır almasına tahammülümüz yok. Yasta değil, isyandayız. Kadın katliamları son bulana dek alanlardayız” dedi.

“Yasta Değil, İsyandayız”
Eğitim Sen Yalova Şubesi Kadın Komisyonu üyesi Nurhayat Yılmaz, “Bu ülkede erkekler sadece geçtiğimiz ayda, 26 kadın öldürdü; yedi kadına tecavüz etti; 24 kadına zorla fuhuş yaptırdı; 36 kadın ve kız çocuğunu yaraladı; 13 kadın ve kız çocuğuna cinsel tacizde bulundu” diyen Yılmaz, “Bir o kadar çocuk istismara uğradı. Yerler, failler farklı olsa da şiddet uygulayan erkeklerin konuştukları ortak dil erkek egemenliğinin diliydi. Bu dil ölümün, yok etmenin, aşağılamanın dili. Biz kadınlar ise yüzyıllardır eril karanlığa karşı yaşamı savunuyoruz. Özgürlükler ve barış için mücadele ediyoruz. Bu ülkede “Utanç Davası” olarak kabul edilen 13 yaşında iki kadın tarafından erkeklere pazarlanan N.Ç’ye ilişkin davada 26 kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç. hakkında yerel mahkeme “Kızın rızası vardı.” dedi, Yargıtay kararı hukuka uygun buldu. 14 yaşında 34 kişinin cinsel istismarına uğrayan Ö.Ç. davasında devlet yine tecavüzü akladı. Özgecan’ın katlini bu çerçeveden değerlendirmemiz gerekiyor.  Özgecan’ı, Pippa’yı, Dora’yı öldüren, N.Ç. ve Ö.Ç gibi nice çocuğun hayatını karartan erkek şiddetine karşı susmuyoruz. Katledilen, tecavüze uğrayan, tacize uğrayan, sırf kadın olduğu için, dayatılan yerine kendi seçtiği kimliği yaşadığı için aşağılanan tüm kadınlar gözümüzde bir. Tüm bunları var edenin erkek-devlet-yargı olduğunu hep söyledik, şimdi bir kez daha yineliyoruz. Adında “Kadın” olmayan bir bakanlığı kadına ilişkin politikalar yapmakla yetkin gören bir devlet aklıyla devam edildiği, devletin kadından sorumlu bakanı kadın cinayetlerini normalleştirdiği sürece, ülkenin yetkili ağızları, etnisite, millet, dil, inanç ve toplumsal cinsiyet temelinde ayrımcı söylemlerde bulundukları müddetçe bu konuda bir ilerleme kaydetmek mümkün değil. Tüm bunlara karşı mücadele ediyor; kadın katliamına, kadına yönelik şiddete ilişkin açılan davaları el çabukluğuyla kapatan, şikâyetçi kadınları evlerine yollayan, tecavüze uğrayan kız çocuklarında rıza arayan eril sisteme karşı her yerde sesimizi yükseltiyoruz.Kadınların bedenleri üzerindeki denetimini arttıran erkek egemenliğine itirazımız var. Kadınların sadece geleneksel aile içerisinde anneler, eşler ya da çocuklar olarak tanımlanmasına, iradelerinin yok sayılmasına; hayatlarına müdahale edilmesine itirazımız var. Erkek egemen kapitalist düzenin kadınları sermayeye ucuz iş gücü tedarikçisi, sosyal devletin yükümlülüklerinin taşıyıcısı olarak görmesine itirazımız var. Biz kadınlar tüm kadın katillerinin ve kadına şiddet uygulayanların en ağır cezalara çarptırılmasını istiyoruz, bu sağlanana kadar da mücadele etmeyi sürdüreceğiz. Ama birilerinin öfkeyle ama düşüncesizce haykırdığı gibi “idam cezası”nın uygulanması talebindeki tuzağa dikkatinizi çekmek istiyoruz. Bunları önlemenin yolu idamı yeniden getirmek değil. İran’da, Afganistan’da ABD’de idam cezası var” dedi.

Asıl olanın kadının kadın kimliğiyle var olabilmesini sağlayacak bir toplumsal yapıya dönüşümü olduğunu belirten Yılmaz, “Kadın için kadını gören politikalar yapılması ve toplumsal cinsiyet perspektifinin hayat bulduğu bir adalet sistemi talebini yükseltmektir. Kadına yönelik şiddetin tüm biçimlerini ortadan kaldırmak için bize düşen, sesimizi yükselterek, uğruna mücadele ederek, evlerimizden iş yerlerimizden başlayarak hayatımızın her alanında kadın-erkek eşitliğini sağlamak, bu bilinci yaygınlaştırmaktır. Kadın faillerin Türk Ceza Kanunu’nun öngördüğü en ağır yaptırımla cezalandırılması, Soruşturmanın ve dava sürecinin kamuoyu takibine izin verecek şeffaflıkla ve hukuka uygun biçimde yürütülmesini talep ediyor, bu ve benzeri olayların tekrar etmemesi için tüm ilgili kurumları acilen sorumluluk almaya davet ediyoruz. Özgecan Aslan cinayetinin sıradan bir adli vakanın çok ötesinde yıkıcı sonuçları olan toplumsal bir soruna işaret ettiğini biliyoruz. Kadın cinayetlerinin, kadına yönelik şiddet olaylarının hiçbiri münferit değil. Bu farkındalıkla kadınlar olarak, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı başta olmak üzere ilgili tüm kurumları; kadınların güçlendirilmesi ve kadın-erkek eşitliğinin sağlanması için acil harekete geçmeye ve bu süreçte kadın hakları ve kadına yönelik şiddet konularında deneyim sahibi sivil toplum kuruluşlarını dikkate almaya çağırıyoruz.Günde 3 kadının katlini, onlarcasının taciz ve tecavüze uğramasını ve çocuk istismarını önlemek için, Kadın haklarının norm kabul edildiği, farklılıkları kabul eden ama siyasal, ekonomik ve toplumsal alanda eşitliği sağlamaya yönelik bir mevzuat hayata geçirilmeli, kadına yönelik şiddetle mücadelede ve kadınların güçlendirilmesinde kadın-erkek arasındaki yasal ve fiili eşitliğin gerçekleştirilmesinin kadına yönelik şiddeti önlemede anahtar bir unsur olduğunu kabul ettiği anlamına gelen,  devlet çapında eş güdümlü politikaların benimsenmesi, ön yargı, gelenek ve uygulamaların ortadan kaldırılması yükümlülüğünde olduğunu belirten İstanbul Sözleşmesi olarak anılan “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” ve CEDAW Sözleşmesi başta olmak üzere Türkiye’nin kabul ettiği/onayladığı ilgili uluslararası sözleşme ve belgelerin gerekleri yerine getirilmelidir” açıklamasında bulundu.

YORUM EKLE