TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yalova İl Temsilciliği görevini 2009-2017 yılları arasında 12., 13., 14. ve 15. dönemlerde yürüten Yüksek Mimar İsmail Hakkı Gültekin, geçtiğimiz aylarda Yalova Gazetesi'ne yaptığı değerlendirmelerle Yalova'nın mevcut sorunlarını gündeme taşımıştı.

Son olarak Yalova Belediyesi'nin "2026 Performans Programı"na yönelik eleştirileriyle dikkat çeken Gültekin, bir süredir devam eden sessizliğini bozarak Yalova Gazetesi'ne yeni bir yazılı açıklama yaptı. "Belediye Başkanlığı" kavramı üzerinden değerlendirmelerde bulunan Gültekin, bu makamın taşıdığı sorumluluğa ilişkin dikkat çekici ifadeler kullandı.

"Bu nedenle Belediye Başkanlığı, büyük bir sorumluluğun, ağır bir vicdani yükün ve kamu emanetinin adıdır"

Bir kenti yönetmenin yalnızca yollar yapmak, parklar açmak ya da binalar inşa etmekten ibaret olmadığını belirterek açıklamalarına başlayan Gültekin, "Asıl mesele; o kentin hafızasını koruyabilmek, geleceğini doğru planlayabilmek ve yaşayan herkes için adil bir yaşam alanı oluşturabilmektir.

Yıllarca meslek odamızın çatısı altında görev yaparken sayısız imar planını, kentsel dönüşüm önerisini, yapılaşma kararını ve şehircilik tartışmasını yakından takip etme fırsatı buldum. Mimar olarak da meslek odası yöneticisi olarak da gördüğüm en önemli gerçek şudur: Bir şehir, günü kurtaran kararlarla değil, uzun vadeli akılcı planlarla gelişir.

Kentler, siyasi dönemlerin değil, gelecek kuşakların emanetidir. Bu nedenle Belediye Başkanlığı yalnızca seçim kazanılarak elde edilen bir makam değil; büyük bir sorumluluğun, ağır bir vicdani yükün ve kamu emanetinin adıdır.

5393 sayılı Belediye Kanunu, belediyeyi üç temel organ üzerine inşa etmiştir: Belediye Başkanı, Belediye Meclisi ve Belediye Encümeni. Bu yapı tesadüfen oluşturulmamıştır. Çünkü kent yönetimi, tek kişinin iradesine bırakılamayacak kadar önemli bir kamu hizmetidir.

Belediye Başkanı yürütür, Belediye Meclisi halk adına karar verir, Belediye Encümeni ise teknik ve idari değerlendirmelerde bulunur. Sağlıklı belediyecilik, bu üç yapının hukuka, bilime ve kamu yararına bağlı şekilde çalışmasıyla mümkündür. Ne yazık ki zaman zaman bunun tam tersine de tanıklık ediyoruz." dedi.

"Popülist kararlar almayın, bilimsel planlama yapın"

Seçim dönemlerinde "ortak akıl", "katılımcılık", "şeffaflık" ve "istişare" söylemleriyle yola çıkan yöneticiler bulunduğunu ifade eden Gültekin, "Bu kişiler göreve geldikten sonra eleştiriyi istemeyen, farklı görüşleri dışlayan ve tüm kararların tek merkezden alındığı bir yönetim anlayışına yönelebiliyor.

Oysa şehirler tek kişinin doğrularıyla yönetilemez. Bir mimar bilir ki en sağlam proje bile farklı disiplinlerin katkısıyla olgunlaşır. Şehir plancısı ulaşımı düşünür, harita mühendisi veriyi ortaya koyar, inşaat mühendisi güvenliği hesaplar, çevre mühendisi ise sürdürülebilirliği değerlendirir. Belediye Başkanının görevi bütün bu bilgi ve birikimi ortak hedefte buluşturmaktır.

Kent yönetiminde 'Ben yaptım.' anlayışı yerine 'Birlikte başardık.' anlayışı hâkim olmadıkça kalıcı başarıdan söz edilemez.

Meslek odalarında görev yaptığım yıllarda şunu öğrendim: Bir şehirde en değerli yatırım beton değil, doğru plandır. Yanlış bir imar kararı yıllarca telafi edilemez. Plansız büyüme yalnızca estetik sorunlar oluşturmaz; ulaşımı kilitler, altyapıyı zorlar, çevreyi tahrip eder ve en önemlisi afetler karşısında kentleri savunmasız bırakır.

Bugün deprem gerçeğiyle yaşayan ülkemizde belediyecilik; kaldırım yapmak kadar yapı güvenliğini düşünmeyi, park yapmak kadar afet toplanma alanlarını korumayı ve yeni yollar açmak kadar mevcut kent dokusunu doğru yönetmeyi de gerektirir. Bunun yolu ise popülist kararlar değil, bilimsel planlamadır." ifadelerini kullandı.

"Belediyecilik masa başında değil, sahanın içinde öğrenilir"

İdeal bir belediye başkanının uzman görüşlerini zayıflık değil, güç olarak görmesi gerektiğini söyleyen Gültekin, "Üniversitelerden, meslek odalarından, teknik insanlardan ve sivil toplum kuruluşlarından gelecek eleştirileri tehdit değil, fırsat olarak değerlendirebilmelidir. Çünkü şehirler ortak akılla güzelleşir.

Bir başka önemli konu ise belediye bütçesidir. Belediyenin kasasındaki para hiçbir yöneticinin kişisel tasarruf alanı değildir. O bütçenin her kuruşunda işçinin alın teri, esnafın vergisi, emeklinin katkısı ve gençlerin geleceği vardır. Bu nedenle yapılan her yatırımın ölçüsü gösteriş değil, kamu yararı olmalıdır.

Şehirler büyük makam odalarından değil, sokaklardan okunur. Bir belediye başkanı vatandaşın sesini yalnızca seçim döneminde değil, görev süresinin her gününde duymalıdır. Pazarda fiyatları konuşan emekliyi, kaldırımda yürümekte zorlanan yaşlıyı, oyun alanı arayan çocuğu, ulaşım sıkıntısı yaşayan öğrenciyi ve üretmeye çalışan esnafı dinlemeyen bir yönetim anlayışının başarılı olması mümkün değildir.

Çünkü belediyecilik masa başında değil, sahanın içinde öğrenilir. Kent yönetiminde mütevazılık da en az teknik bilgi kadar önemlidir. Makamlar geçicidir, şehirler ise kalıcıdır." dedi.

Koçal’dan YTSO’ya Çıkarma
Koçal’dan YTSO’ya Çıkarma
İçeriği Görüntüle

"Şehirler hepimizin ortak evidir"

Geride bırakılan eserler kadar kurumsal kültürün de önemli olduğuna dikkat çeken Gültekin, "Bir belediye başkanı kendisinden sonra gelecek yönetime daha planlı, daha güçlü ve daha hesap verebilir bir belediye bırakabiliyorsa gerçek başarıya ulaşmış demektir.

İnsanlar yıllar sonra bir yöneticinin makam aracını değil; yaşanabilir sokaklarını, güvenli yapılarını, yeşil alanlarını, çocuk parklarını ve adil yönetimini hatırlar.

Sonuç olarak ideal belediye başkanı; hukuka bağlı, planlamaya inanan, meslek odalarını ve üniversiteleri kentin doğal paydaşı kabul eden, Belediye Meclisinin iradesine saygı gösteren, Belediye Encümeninin teknik değerlendirmelerini önemseyen, eleştiriden korkmayan, hesap verebilen ve kamu yararını her türlü kişisel ya da siyasi hesabın üzerinde tutan yöneticidir.

Çünkü şehirler hepimizin ortak evidir. Bir evi ayakta tutan şey yalnızca duvarları değil; onu yönetenlerin vicdanı, aklı ve emanete gösterdiği sadakattir." diyerek açıklamasını tamamladı.

Muhabir: Göktuğ Doğukan Yüksel