Yalova’nın önde gelen sivil toplum kuruluşları arasında yer alan Birlikte Kanserle Mücadele Derneği (BİKAMDER), il genelindeki kanser hastalarının yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve sağlık ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. Yalova İl Sağlık Müdürlüğü ile iş birliği içerisinde yeni projelere imza atan BİKAMDER, bu kapsamda Yalova’nın farklı bölgelerinde gerçekleştirdiği etkinliklerle kanserde erken tanının önemini vurgulamaya devam ediyor.
Ocak Ayı Serviks (Rahim Ağzı) Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında BİKAMDER ve Yalova İl Sağlık Müdürlüğü tarafından düzenlenen etkinlik, toplum sağlığı açısından önemli bir farkındalık çalışması olarak dikkat çekti.
Rahim Ağzı Kanseri ve HPV Aşısı Hakkında Bilgilendirme Yapıldı
Kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan rahim ağzı kanserine dikkat çekmek amacıyla düzenlenen seminer, 27 Ocak Salı günü Yalova İl Özel İdaresi Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Saat 19.00’da başlayan “Rahim Ağzı Kanserleri, HPV Taramaları ve Aşıları” başlıklı seminere Yalovalı vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi.
Seminerde, Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cihan Mutaf ile Yalova İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı Halk Sağlığı Müdürlüğü bünyesindeki Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) biriminde görev yapan Dr. Gizem İnan, rahim ağzı kanserine neden olan HPV virüsleri hakkında kapsamlı bilgiler verdi.
Uzmanlar, HPV aşısının yaygınlaştırılması ve düzenli tarama programlarının uygulanmasıyla birlikte rahim ağzı kanserinin büyük oranda önlenebileceğini vurgulayarak, erken tanının ve korunma yöntemlerinin hayati önem taşıdığına dikkat çekti.
“Rahim Ağzı Kanserine yakalanan hastaların %97,7’sinde HPV var”
İçinde bulundukları Ocak Ayı’nın Rahim Ağzı Kanseri ve HPV aşılarına dair farkındalık dönemi olduğu için bu minvalde açıklamalar yapacağını belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cihan Mutaf, “HPV, yani İnsan Papilloma Virüsü, milyonlarca yıldır dünyada var olan bir virüstür ve insan popülasyonunda oldukça yaygındır. Yapılan çalışmalara göre toplumun yaklaşık yüzde 90’ı hayatının bir döneminde HPV ile karşılaşmaktadır. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 660 milyon kişi, saatte ise 75 bin kişi HPV ile enfekte olmaktadır. HPV enfeksiyonlarının büyük bir kısmı bağışıklık sistemi tarafından kendiliğinden temizlenir. Ancak bazı bireylerde virüs uzun süre vücutta hiçbir belirti vermeden kalabilir. Hem kadınlarda hem de erkeklerde kanser oluşturma potansiyeline sahip bir virüstür. HPV bir DNA virüsüdür ve 200’den fazla tipi bulunmaktadır. Bu tipler düşük riskli, orta riskli ve yüksek riskli olmak üzere üç gruba ayrılır” şeklinde konuştu. HPV’nin, Rahim Ağzı Kanserine yakalanan hastalarda %99,7 oranında rastlandığına dikkat çeken Dr. Mutaf, “Bu durum, “HPV taşıyan herkes rahim ağzı kanseri olur” anlamına gelmez. Doğru ifade şudur: Rahim ağzı kanseri olan kişilerin yüzde 99,7’sinde HPV enfeksiyonu bulunmaktadır. Bu güçlü ilişki, erken tanı ve tarama programlarında HPV’yi son derece önemli bir araç haline getirmektedir. Dünya genelinde rahim ağzı kanserlerinin yaklaşık yüzde 90’ının, en sık görülen 4–5 HPV tipiyle ilişkili olduğu bilinmektedir. Türkiye’de de bu oran yüzde 90,6 olup dünya verileriyle uyumludur” dedi.
“HPV ortamdan değil, canlı dokudan bulaşır”
HPV virüsünün insan vücudunda yarattığı etkiler hakkında konuşan Dr. Mutaf, “En çok cilt ve mukozaları, özellikle de rahim ağzı mukozasını tercih eder. Cinsel ilişki başladıktan sonra rahim ağzına yerleşebilir ve burada enfeksiyon oluşturur. Bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi kolaylaştırıcı faktörlerle enfeksiyon ilerleyebilir. Bu ilerleme CIN 1, CIN 2 ve CIN 3 olarak adlandırılan basamaklar halinde gerçekleşir ve süreç 5, 10, hatta 20 yıla kadar uzayabilir. Bu uzun süre, tarama programları sayesinde hastalığın erken evrede saptanmasına olanak tanır. Her aşamada hücrelerin kendini onarıp normale dönmesi mümkündür ve bu durum bağışıklık sisteminin gücüyle yakından ilişkilidir” ifadelerini kullandı. Sigara kullanımı, erken yaşta cinsel ilişki, çoklu partner, bağışıklık sisteminin baskılanması, yetersiz beslenme, vajinal mikrobiyota bozukluğu ve genetik faktörlerin HPV’nin kansere doğru ilerlemesini kolaylaştıran etmenler olduğunu işaret eden Dr. Mutaf, HPV’nin ortamdan bulaşmasının mümkün olmadığını ancak ve ancak canlı doku temaslarıyla bulaşabileceğini söyledi. HPV’nin rahim ağzı kanseriyle çok güçlü bir ilişkisi olduğunu açıklayan Dr. Mutaf, “HPV yoksa, çok nadir genetik istisnalar dışında, rahim ağzı kanseri gelişmez. Ancak HPV varlığı da tek başına kanser gelişeceği anlamına gelmez. HPV yalnızca rahim ağzı kanseriyle değil; anal kanserlerin yüzde 90’ı, vulva kanserlerinin yüzde 69’u, vajinal kanserlerin yüzde 75’i ve orofaringeal kanserlerin yüzde 70’i ile ilişkilidir. Dünya genelinde rahim ağzı kanseri, 15–44 yaş arası kadınlarda en sık görülen ikinci kanser türüdür. 2022 yılında 662 binden fazla yeni vaka görülmüş, yaklaşık 350 bin kadın bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Türkiye’de ise her gün yaklaşık 7 kadın rahim ağzı kanseri tanısı almakta, bunların 3’ü yaşamını yitirmektedir. HPV tip 6 ve 11 ise genital siğillerden sorumludur ve kanser yapmaz. Ancak siğil varlığında diğer yüksek riskli HPV tiplerinin bulunma ihtimali arttığı için tarama yapılması önemlidir” ifadelerini kullandı.
“HPV ile mücadelede en etkili yöntem aşı”
HPV taramalarının ve HPV aşısının önemine dair açıklamalarda bulunan Dr. Mutaf, “Türkiye’de 30–65 yaş arası kadınlar için HPV DNA tarama programı uygulanmaktadır. Yapılan taramalarda HPV pozitifliği yaklaşık yüzde 4 olarak saptanmıştır. En sık görülen tip HPV 16’dır. HPV ile mücadelede en etkili yöntem aşıdır. Aşı, virüsün DNA’sını içermez ve enfeksiyon oluşturmaz. Günümüzde kullanılan 9’lu HPV aşısı, yüksek koruyuculuk sağlamaktadır. Uzun süreli çalışmalarda aşının 10–14 yıl sonra bile yüzde 90’ın üzerinde bağışıklık sağladığı gösterilmiştir. 17 yaşından önce aşılanan kadınlarda rahim ağzı kanseri riski yüzde 88 oranında azalmaktadır. Ayrıca genital siğillerde yüzde 45’ten fazla, kanser öncülü lezyonlarda ise yüzde 86’ya varan azalma saptanmıştır. Sonuç olarak, HPV aşısı yalnızca rahim ağzı kanserini değil, kanser öncesi lezyonları da önlemede son derece etkilidir” dedi. Ocak 2007 ile Şubat 2016 tarihleri arasında yapılan gözlemsel çalışmalar hakkında bilgi veren Dr. Mutaf, “HPV 16’ya bağlı enfeksiyonlarda yüzde 90 azalma; genital ve anogenital siğillerde yüzde 90 azalma; rahim ağzı kanserine giden süreçte yer alan yüksek dereceli lezyonlarda ise yüzde 85 oranında anlamlı bir azalma saptanmıştır. Bu veriler, özellikle dörtlü aşılarla yapılan çalışmalardan elde edilmiştir.” şeklinde konuştu.
“Kız çocukları için en ideal HPV aşılanma yaşı 9–14 yaş aralığı”
Aşılarda yalnızca doz sayısının değil, aşının yapıldığı yaşın da son derece önemli olduğunu söyleyen Dr. Mutaf, “Aşı ne kadar erken yaşta yapılırsa, servikal kanser öncül lezyonlarının görülme ihtimali o kadar azalır. Özellikle CIN 2 ve CIN 3 lezyonlarında, 17 yaş altı aşılamalarda riskin yüzde 75–84 oranında daha düşük olduğu görülmektedir. Bu nedenle kız çocukları için en ideal HPV aşılanma yaşı 9–14 yaş aralığıdır. Genital siğiller üzerindeki koruyucu etkiden daha önce bahsetmiştim. Dokuzlu aşı 2014 yılında kullanıma girdiği için bu aşıya ait uzun dönem veriler yeni yeni ortaya çıkmaktadır” ifadelerini kullandı. Çeşitli yaş aralıklarına göre aşının yapılması gereken dozlar hakkında konuşan Dr. Mutaf, “9–14 yaş arasında iki doz yeterliyken, 15 yaş ve üzerinde üç doz önerilmektedir. Dokuzlu aşı 2014’te kullanıma girdiği için bu aşıya ait takip süreleri şu an için 8–10 yıl civarındadır. Buna karşılık dörtlü aşıda 14–15 yıla ulaşan takip verileri mevcuttur. Yapılan karşılaştırmalı çalışmalarda, dokuzlu aşının yüksek dereceli lezyonlarda (CIN) plaseboya kıyasla belirgin bir azalma sağladığı gösterilmiştir. On iki yıllık takiplerde bu aşının etkinliğinin yüzde 95’e ulaştığı bildirilmektedir. Dokuzlu aşı ile aşılanan adölesanlarda, 10 yıllık takip boyunca seropozitiflik oranlarının yüzde 90’ın üzerinde kaldığı ve yüksek dereceli neoplazi ya da genital siğil vakalarına rastlanmadığı görülmüştür. Aşının etkinliği kadar güvenilirliği de önemlidir. Dünya Sağlık Örgütü, HPV aşılarının güvenilirlik profilinin son derece olumlu olduğunu ve lisans öncesi verilerle uyumlu seyrettiğini belirtmektedir. Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) de bilimsel kanıtların, HPV aşılarının güvenilirliğini ezici çoğunlukla desteklediğini açıklamaktadır” dedi.
“Aşılar sayesinde Avrupa, Amerika ve Avustralya’da rahim ağzı kanseri neredeyse sıfırlanmış durumda”
Dünyanın bazı ülkelerinde ileri yaşlardaki kadınlar için de HPV aşısının önerildiğini belirten Dr. Mutaf, “Son çalışmalarda 55 yaşına, hatta 60 yaşına kadar önerildiğini gösteren veriler bulunmaktadır. Aşının seropozitiflik oranlarının yüzde 90’ın üzerinde olması, bu geniş yaş aralığında kullanımını desteklemektedir. Ayrıca rahim ağzı kanser öncül lezyonları nedeniyle tedavi uygulanmış kadınlarda bile, sonradan yapılan aşının yeni lezyon gelişimini geciktirdiğini ya da önlediğini gösteren çalışmalar mevcuttur” şeklinde konuştu. Dr. Mutaf, Türkiye’de HPV aşısı henüz ulusal aşı takvimine dahil olmadığını ve SGK kapsamında ödenmediğinin bilgisini verirken Rahim Ağzı Kanseri’nin tedavisine göre oranlandığında aşının maliyetinin son derece düşük olduğuna dikkat çekti. Son olarak Dünya Sağlık Örgütü’nün 2030 hedefleri hakkında konuşan Dr. Mutaf, “kız çocuklarının yüzde 90’ının 15 yaşına kadar aşılanması, kadınların yüzde 70’inin 35 yaşına kadar taranması ve 45 yaşına kadar taramanın tekrarlanması, kanser ya da öncül lezyon saptanan kadınların yüzde 90’ının tedavi edilmesi hedeflenmektedir. Rahim ağzı kanseri, önlenebilir ve erken yakalandığında tedavi edilebilir bir hastalıktır. Öncel lezyonlardan kansere ilerleme süreci 5–20 yıl gibi uzun bir zaman dilimine yayıldığı için tarama ve aşılama ile bu hastalığın önüne geçmek mümkündür. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2024 güncellemesine göre, 2022 yılında görülen 348 bin rahim ağzı kanseri ölümünün yüzde 90’dan fazlası düşük ve orta gelirli ülkelerde gerçekleşmiştir. Bugün birçok ülkede ulusal HPV aşılama programları uygulanmakta; Avrupa, Amerika ve Avustralya’da rahim ağzı kanseri neredeyse sıfırlanmış durumdadır. Her yıl yaklaşık 36 bin 500 rahim ağzı kanseri vakasının HPV aşısı sayesinde önlendiği bildirilmektedir” diyerek sözlerine son verdi.
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cihan Mutaf’ın konuşmasını tamamlamasının ardından söz alan Kanser Erken Teşhis ve Eğitim Merkezi Birimi Doktoru Gizem İnan, HPV hakkında bilgiler verirken Kanser Erken Teşhis ve Eğitim Merkezi Birimi’nde yapılan çalışmalardan da bahsetti.
“2022 verilerine göre, dünya genelinde yaklaşık 660.000 yeni rahim ağzı kanseri vakası görüldü ve 350.000 kadın bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetti”
HPV enfeksiyonunun, cinsel olarak aktif kadınların yaklaşık %80’inin hayatının bir döneminde karşılaştığı bir enfeksiyon olduğunu açıklayan Dr. İnan, “Bu enfeksiyonların %90’dan fazlası, 1–2 yıl içerisinde vücuttan kendiliğinden veya uygun yaklaşımlarla temizlenebilmektedir. Temizlenemeyen HPV enfeksiyonları ise yıllar içinde prekanseröz lezyonlara, yani kanserin öncül lezyonlarına dönüşebilmekte; ardından da invaziv, yani daha agresif kanserlere ilerleyebilmektedir. Bu durum bilimsel olarak açıkça gösterilmiştir. HPV tiplerine baktığımızda; özellikle 16 ve 18 numaralı tipler çok yüksek riskli olarak tanımlanmaktadır. Bunların dışında 31, 33 ve 45 yüksek riskli; 52, 58 ve 61 ise orta riskli grupta yer almaktadır. Non-onkojenik, yani kanser yapmayan tipler de mevcuttur. Özellikle HPV 18 ve 45, adenokarsinom dediğimiz, daha geç tanı alan ve daha agresif seyreden kanser türleriyle ilişkilidir” şeklinde konuştu. Ocak ayının toplum bilincini artırmak, HPV taramalarını yaygınlaştırmak, daha fazla kadına ulaşmak ve kadınların sağlık hizmetlerine erişimini güçlendirmek amacıyla ulusal ve uluslararası düzeyde farkındalık ayı olarak kabul edildiğini ve bu yüzden de Yalova İl Sağlık Müdürlüğü ve Merkez Toplum Sağlığı Merkezi’nin çeşitli etkinlikler gerçekleştirdiğini belirten Dr. İnan, “Dünya Sağlık Örgütü’nün 2022 verilerine göre, dünya genelinde yaklaşık 660.000 yeni rahim ağzı kanseri vakası görülmüş ve 350.000 kadın bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Bu oldukça yüksek bir orandır. Rahim ağzı kanseri, kadın kanserleri arasında insidans açısından dördüncü sıradadır. İnsidans; risk altındaki sağlıklı bireylerin, belirli bir zaman diliminde bir hastalığa yakalanma olasılığını ifade eder. Aynı zamanda mortalite, yani ölüm riski de oldukça yüksektir. WHO raporlarına göre bu vakaların %85–90’ı düşük ve orta gelirli ülkelerde görülmektedir. Bu durum, sağlık hizmetlerine erişimde ciddi bir eşitsizliğe işaret etmektedir” ifadelerini kullandı.
“Rahim ağzı kanseri, tarama ile erken evrede yakalandığında neredeyse tamamen önlenebilen bir kanser”
Rahim ağzı kanserinin kadınlarda en sık görülen ilk 10 kanser arasında yer almakta olduğunu işaret eden Dr. İnan, “En sık 35–55 yaş aralığında görülmektedir. Erken evrede yakalandığında 5 yıllık sağkalım oranı %90’ın üzerindedir. Ancak geç evrede tanı alan olgularda bu oran dramatik biçimde düşmektedir. Türkiye’de yıllık yaklaşık 2.600 yeni vaka görülmekte, bunların yaklaşık 1.200’ü ölümle sonuçlanmaktadır. İnsidans her 100.000 kadında 4,5; mortalite ise 2,5 olarak hesaplanmıştır. Rahim ağzı kanseri, tarama ile erken evrede yakalandığında neredeyse tamamen önlenebilen bir kanserdir. Bu nedenle WHO’nun 2030 hedefleri arasında servikal kanser eliminasyon programı yer almaktadır. Bu programın temel hedefleri “90-70-90” olarak tanımlanmıştır: 15 yaşına kadar kız çocuklarının %90’ının HPV aşısı ile aşılanması, 35 ve 45 yaşlarında kadınların %70’inin taranması ve tanı alan kadınların %90’ının uygun şekilde tedavi edilmesi” şeklinde konuştu. Kendi çalıştığı birim olan KETEM’lerin bu kapsamda faaliyetlerinden bahseden Dr. İnan, “KETEM’lerde 30–65 yaş arası kadınlara 5 yılda bir HPV DNA taraması yapılmaktadır. Tarama sonuçları merkezi sisteme kaydedilmekte, pozitif veya şüpheli olgular ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarına yönlendirilmektedir. Pap smear ve kolposkopi gibi ileri tetkikler bu aşamada yapılmaktadır. HPV DNA testi, Pap smear testine göre daha yüksek duyarlılığa sahiptir. Bu nedenle güncel tarama programlarında öncelikli olarak kullanılmaktadır. Pap smear testleri ise hastanelerde yapılmaktadır ve ihmal edilmemelidir. HPV testi negatif olan bireyler 5 yılda bir rutin taramaya devam eder. HPV pozitif ancak sitoloji normal ise tiplendirme yapılır ve gerekirse 1 yıl sonra test tekrarı istenir. Tekrar pozitiflik durumunda kadın doğum uzmanına sevk edilir. Sitoloji yetersiz ise 3 ay sonra tekrar değerlendirme yapılır. Sonuç olarak; aile hekimleri, KETEM’ler ve Sağlıklı Hayat Merkezleri aracılığıyla yürütülen bu tarama programları sayesinde, rahim ağzı kanseri erken tanınabilen ve büyük ölçüde önlenebilen bir hastalıktır. Sizlerin katılımı ve farkındalığı bu sürecin en önemli parçasıdır” dedi.
“HPV taraması, kanser gelişim zincirini en düşük maliyetli aşamada kesiyor”
Ucuz olan tarama programlarının pahalı tedavileri önleyeceğini dikkat çeken Dr. İnan, “Rahim ağzı kanseri doğru halk sağlığı stratejileriyle erken tanınarak önlenebilir bir kanserdir. Geç tanı ise hem hasta hem de sağlık sistemi için oldukça yüksek maliyetler doğurur. Çünkü HPV taraması, kanser gelişim zincirini en düşük maliyetli aşamada kesmektedir. Şöyle açıklayayım: Prekanseröz lezyon evresinde takip ve küçük girişimler yeterliyken; evre 1, evre 2, evre 3 ve evre 4’te tedavi maliyetleri katlanarak artmaktadır. Ben de bunu basit bir senaryo ile anlatmak istedim. Örneğin 1.000 kadına HPV taraması yaptığımızı düşünelim. Bir tarama maliyetini 400 TL olarak kabul edersek, toplam maliyet 400.000 TL olur. Tarama sayesinde yalnızca bir ileri evre kanserin önlendiğini varsayalım. Oysa tek bir ileri evre rahim ağzı kanserinin ortalama tedavi maliyeti yaklaşık 200.000 TL’dir. Yani sadece maddi açıdan bile taramanın ne kadar maliyet-etkin olduğunu açıkça görebiliyoruz. Sağlık Bakanlığı’nın bu tarama programlarını yaygınlaştırmasının temel amacı da budur: Hem tedavi maliyetlerini düşürmek hem de toplum sağlığını korumak” ifadelerini kullandı.
“Üç dozluk aşının toplam maliyeti yaklaşık 14.000 TL civarında”
HPV’nin ortaya çıkma nedenleri hakkında bilgiler veren Dr. İnan, “Uyku ve stres yönetimi de çok kritiktir. Kronik stres, hücresel bağışıklığı baskılar. Düzenli ve yeterli uyku ise T hücre fonksiyonlarını destekler. T hücreleri vücudumuzun en önemli savunma hücrelerindendir. Fiziksel aktivite ve psikososyal destek de stres yönetiminde oldukça etkilidir. Sigara ve alkol en önemli risk faktörlerinden biridir; özellikle sigara. Servikal mukozada lokal immün baskılanma yaparak HPV’nin kalıcılığını artırır ve invaziv kanser dediğimiz lezyon progresyonunu hızlandırır. Bu nedenle HPV pozitif bireylerde sigaranın mutlaka bırakılması önerilmektedir. Çoklu cinsel partner, yeniden enfeksiyon riskini artırır. Kondom tam koruma sağlamaz; viral yük yeniden bulaşı tetikleyebilir. Uzun süreli oral kontraseptif kullanımı rahim ağzı kanseriyle hafif bir risk artışıyla ilişkilendirilmiştir. Ancak burada mutlaka risk–fayda değerlendirmesi yapılır ve bu kararı kadın doğum uzmanları verir” şeklinde konuştu. HPV aşıları hakkında kritik bilgiler veren Dr. İnan, “HPV aşıları canlı virüs içermez. Aksine, bağışıklık sistemi bu yapıları gerçek bir virüs gibi tanır ancak enfeksiyon oluşturmaz. Türkiye’de güncel olarak en yaygın kullanılan aşı Gardasil 9’dur. Dokuz HPV tipine karşı koruma sağlar ve en geniş kapsamlı aşıdır. Cervarix artık Türkiye’de bulunmamaktadır. HPV aşıları ruhsatlıdır ancak henüz ulusal aşı takviminde zorunlu değildir ve özel olarak uygulanmaktadır. Üç dozluk aşının toplam maliyeti yaklaşık 14.000 TL civarındadır. Bu durum sağlıkta eşitsizlik yaratabilmektedir; ancak bu konuda Bakanlığın çalışmalarının devam ettiğini biliyoruz. Yine de bu maliyeti 1 yıllık değil, 10–20 yıllık bir kanserden korunma yatırımı olarak değerlendirmek gerekir. 9–14 yaş arasında iki doz yeterliyken, 15 yaş üzeri bireylerde ve bağışıklığı baskılanmış kişilerde 0–2–6 ay şeklinde üç doz önerilmektedir. HPV aşısının en önemli avantajları; kanser oluşmadan önce koruma sağlaması, uzun süreli bağışıklık oluşturması, güvenli olması ve ciddi yan etkilerinin oldukça nadir görülmesidir. Aynı zamanda toplum bağışıklığı etkisi yaratır ve tedavi maliyetlerini azaltır. Bilimsel veriler HPV aşısının; HPV 16 ve 18 enfeksiyonlarını %90’ın üzerinde, yüksek dereceli servikal lezyonları %85–90 oranında, rahim ağzı kanseri riskini ise yaklaşık %90 oranında azalttığını göstermektedir. Genital siğillerde de %90’ın üzerinde azalma sağladığı bilinmektedir” dedi.
HPV Aşısının Kullanımına Dair Önemli Bilgiler Verdi
HPV aşılarının rahim ağzı kanserinin tedavisinde kullanılmadığını ancak rahim ağzı kanserinin ortaya çıkmasını büyük oranda engellediğini açıklayan Dr. İnan, “Mevcut HPV enfeksiyonunu ya da kanseri tedavi etmez. Ancak yeni HPV tipleriyle enfekte olmayı önler. Çoklu HPV tipleriyle yeniden enfekte olma riski olduğu için, tedavi sonrası dönemde de aşı yapılması önerilmektedir. Bu sayede yeni lezyon gelişimi ve reenfeksiyon riski azaltılabilir. Kanserleşme sürecini doğrudan yavaşlatmaz; ancak kanserleşmeye yol açan HPV enfeksiyonunun oluşmasını engeller. Temel mekanizma budur: Enfeksiyon olmazsa hücresel dönüşüm olmaz, kanser gelişmez” ifadelerini kullandı. HPV aşının kimlere vurulabileceğine dair çok önemli bilgiler veren Dr. İnan, “Aktif HPV enfeksiyonu varken HPV aşısı yapılabilir. Ancak tedavi amacıyla değil, gelecekteki HPV tiplerine karşı koruma sağlamak amacıyla yapılır. Cinsel aktif olmak, tüm HPV tipleriyle karşılaşıldığı anlamına gelmez. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü ve CDC, cinsel aktif bireylerde de aşıyı önermektedir. Bilimsel veriler, yalnızca taramanın kanser riskini %50–60, yalnızca aşının %65–75 oranında azalttığını; tarama ve aşının birlikte uygulanması hâlinde bu oranın %90’ın üzerine çıktığını göstermektedir. Senaryolara baktığımızda; yalnızca kız çocuklarının aşılanması mortaliteyi sınırlı düzeyde azaltırken, aşı ile birlikte tarama ve tedavi programlarının eklenmesi mortaliteyi çok daha hızlı düşürmektedir. En güçlü etki ise hem kız hem erkek bireylerin aşılanmasıyla sağlanmaktadır. Bu nedenle erkeklerin aşılanması da son derece önemlidir. Gebelikte HPV aşısı rutin olarak önerilmez; ancak yanlışlıkla yapılmışsa gebelik sonlandırılmaz. Çalışmalarda spontan abortus, konjenital anomaliler, preterm doğum ya da düşük doğum ağırlığında artış saptanmamıştır. Emzirme döneminde HPV aşısı güvenle uygulanabilir; çünkü canlı virüs içermez ve anne sütüne geçmez. Sonuç olarak HPV aşıları, rahim ağzı kanseri başta olmak üzere HPV ile ilişkili kanserlerin önlenmesinde bilimsel olarak kanıtlanmış, güvenli ve etkili bir müdahaledir. Tarama programlarıyla birlikte uygulandığında Dünya Sağlık Örgütü’nün 2030 eliminasyon hedeflerine ulaşmayı mümkün kılmaktadır” şeklinde konuştu.
Son olarak Rahim Ağzı Kanserinin bir kader olmadığını, aşıyla önlenebileceğini, taramayla erken yakalanıp zamanında müdahaleyle ortadan kaldırılabileceğini işaret eden Dr. İnan, “Bilim bize çok net bir yol haritası sunuyor. HPV aşılaması yapacağız, etkili tarama programlarını sürdüreceğiz ve zamanında tedaviyle rahim ağzı kanserini bir halk sağlığı sorunu olmaktan çıkaracağız” diyerek sözlerine son verdi.
Dr. Mutaf ve Dr. İnan’ın konuşmalarının tamamlanmasının ardından BİKAMDER Başkan Yardımcısı Dr. Deniz Öner, uzman isimler adına TEMA Vakfı adına yapılan fidan bağışı belgelerini takdim ederek gerçekleştirdikleri bilgilendirme semineri için teşekkür etmek amacıyla çiçeklerini verdi. Program hatıra fotoğrafları çektirilmesinin ardından son buldu.



