GÜNAYDIN Değerli Okurlar,
Sosyal medyada paylaşılan videolar bazen bana da geliyor. Bu gün, bazı videolardaki içerikleri sizlerle paylaşacağım.
Bir vatandaş videoda konuşuyor:
“ Kendi ülkemde kafayı yemek üzereyim. Siz benim vatanımda, bu ülkenin evlâtlarına, neden televizyonda hap atan adamı izletiyorsunuz? Neden bu adama katliam yaptırıp havalı gösteriyorsunuz? Neden mafya güzellemesi yapıyorsunuz? Neden kendi annesini öldüren adamı izliyor bu millet? Neden saçma sapan raconları izliyor? Neden aldatma izliyor? Neden ihanet izliyor? Ben devlet düşmanı değilim. Vatansever olduğum kadar vatanperverim. Hepimizin öyle olması lâzım. Kim ne yaparsa yapsın, siz bu gençlikten ne bekliyorsunuz? Televizyonda ihaneti meşrulaştırarak, aldatmayı normalleştirerek, uyuşturucu kullanımını özendirerek, mafyaları güzelleyerek neyi amaçlıyorsunuz? Hoşumuza mı gidiyor, bunlara özenip birilerini öldüren çocuklar? Hoşunuza mı gidiyor uyuşturucu bataklığına düşen çocuklar? Ondan sonra bir sürü çete… Bu gidişle daha çok çete çıkar. Daha çok suç örgütü çıkar. Televizyonlarda sabah ihanet, öğlen aldatma, akşam da mafyacılık, çetecilik var. Dizilerin reytingleri güzel ama bu ülkenin evlâtları kirleniyor. Türkiye’ nin en çok izlenen dizisinde, üç tane kadın, üç de başkasından hamile…”
Bakın Rus bir sosyolog Türk dizileri hakkında ne düşünüyor:
“ Türk dizilerinde bir yozlaşma yaşanıyor. Genel olarak ne görüyoruz? Entrika var, dedikodu var, agresiflik ve acımasızlık var, aldatma var. İnsan bunu izlediğinde, hayatın normali böyle diye düşünmeye başlıyor. Yani o da farkında olmadan buna inanıyor. İnsan bu şekilde yaşamak istemez evet ama bu dizilere böyle yapışıp kalmak ona odaklanmaktan dolayı beyindeki sinirsel bağlantı ve devreler bunu kopyalıyor, belli bir süre sonra aynısını o da yapıyor. Ve ileride kendi hayatında bunu gösteriyor. Bu çok üzücü bir şey… Sürekli dedikodu, saldırganlık, acımasızlık ve aldatma konularını işleyen Türk dizileri dünyayı zehirliyor.”
Türkiye’de sanki bir anlamda sosyal çürüme yaşanıyor.
Bakın bir vatandaş sokak röportajı yapan kişiye düşüncelerini nasıl açıklıyor:
“ Türkiye’ nin başka bir gerçekliliği var. Bu gerçeklik iktisadî gerçeklik değil, sosyal çürüme var şu anda Türkiye’ de… Dünya tarihi iktisadî olarak her zaman toparlandı. Bir sürü kriz gördü. Ekonomi her zaman toparlanır. Kapital kendini yok etmez. Ama sosyal çürümeyi düzeltemezsiniz. Şu anda Türkiye’ de sosyal çürüme var. Bunun düzeltilmesi çok zor. Çok zor. Bir başka toplum olduk. Biz Güney Amerika ülkesi değildik ama Güney Amerika ülkesi olmaya başladık. Çok tuhaf değil mi?”
Türkiye’ de 3-5 beş dizi hariç hepsi Türk örf ve adetlerine ters… Şiddet sahneleri sorun çözme yöntemi olarak gösterilmemeli… Garip olan ise herkes bunu biliyor ama yine de izliyor. Anne- baba çocuğuyla izliyor. Hayret!
Bizim evde pek dizi seyredilmez. Yorumsuz haberleri izlemek ve sonra da film kanallarının birinden güzel bir komedi tarzı filmi izlemek bizim için yeterli oluyor.
Bir süre önce, gündüz televizyon kanalları arasında dolaşırken, bir akşam dizisinin tekrarı ile karşılaştım. Genç bir delikanlı, açık denizdeki balıkçı teknesinde, oltasını denize atmış balık tutmaya çalışıyor; bir taraftan da yüksek sesle kafasının içinden geçen günlük olayların muhasebesini yapıyordu. Bir süre böyle devam ettikten sonra, birden irkildi. Oltaya bir şey takılmıştı. Merakla, ‘büyük bir balık galiba’ dedi. Oltayı ağır ağır çekmeye başladı. Bir süre sonra, suyun içinden çıkan görüldü. Genç bir kızdı sudan çıkan. Tekneye zor bela çekti. Kız sırt üstü tekneye yatınca, birden irkildi, ağzından su boşaldı ve canlandı. Yani, delikanlı, suyun içinde saatlerce kalan bir genç kızı, denizin ortasında oltayla tutmuştu:)) Şaka gibi…
Birkaç gün önce, yine televizyon kanalları arasında gezinirken, tesadüfen aynı genci gördüm. Birkaç arkadaşıyla teknede balık tutuyorlardı. Birden içlerinden birinin oltasına ağır bir şey takıldı. Büyük bir balık zannederlerken, oltanın ucunda bir sandık görüldü. Kapağını açtılar, içi altın doluydu. Yani oltaya suyun dibindeki ağır bir altın sandığı takılmıştı. Gülmeyin aynen böyle oldu. Artık nedir ne değildir, dizinin konusuyla ilgisi nedir bilmiyorum.
Bir başka dizi gördüm. Anlatımlar bana tuhaf gelince, internette konusuna baktım. Evli iki erkek kardeş var. İkisi de kardeşinin en büyük aşkları yani sevgilileriyle evli… Bitmedi. Bu kadınlar, kocalarından değil, sevgililerinden hamile… Aynı dizinin başrolündeki kadın sanatçı, annesini balkondan aşağı itiyor (!)
Birkaç dizinin konusuna baktım. Hep mafya, yeraltının karanlık dünyası, uyuşturucu kaçakçılığı, suçluların yakalanmadığı cinayetler…
Nereye gidiyoruz, bilen var mı?
Yine anonim bir alıntıyla devam edelim.
Japonya’da insanların büyük bir kısmı kendini herhangi bir dine bağlı hissetmiyor. Bazı araştırmalara göre bu oran %70’ e kadar çıkıyor. Ama asıl dikkat çekici olan, bu düzenin insanların içselleştirdiği değerlerle ayakta kalması… Çünkü Japonya’ da insanlar saygıyı bir kural değil, yaşam biçimi olarak görüyor. Ayrıca Japonya’ da ahlâk, sadece iyi insan olmak değil, başkasına yük olmamayı da bilmek…
Bu yüzden insanları rahatsız etmemek için metroda bile sessiz kalıyorlar. Ve onlarda söz vermek, işini düzgün yapmak, emanete sahip çıkmak çok önemli görülüyor.
“Ben ne istiyorum değil, bu başkasını nasıl etkiler” diye düşünüyorlar.
Ayrıca temizliği sadece bir kural olduğu için değil, ahlâkî bir değer olarak görüyorlar.
Yani insan olmayı sadece kurallarla değil, değerlerle yaşamayı öğrenmişler. Ve belki de asıl fark tam olarak bu!
Peki, sizce bu noktada bir toplumu ayakta tutan şey sadece kurallar mı, yoksa insanların içindeki değerler mi?
*
GÜNÜN SÖZÜ: “ Din, şekil ve şov değil; ahlâk ve adalettir.”
Ne Mutlu Türk’ üm Diyene!