17 Ağustos 1999 tarihinde, saat 03.02'de meydana gelen 7,4 büyüklüğündeki Gölcük merkezli deprem, Marmara Bölgesi'nde tarifi güç acılara neden oldu. Resmî kayıtlara göre 17 bini aşkın kişinin hayatını kaybettiği felaket, Türkiye'nin en büyük depremlerinden biri olarak hafızalara kazındı.

Depremden en ağır etkilenen illerden biri olan Yalova'da da resmî kayıtlara göre 2 bin 500'den fazla kişi yaşamını yitirdi. Aradan geçen 27 yıla rağmen acılar hâlâ tazeliğini korurken, kaybedilen vatandaşların anısı yaşatılmaya devam ediyor. Bir yandan da benzer bir felaketin yeniden yaşanmaması için afet bilincinin artırılması ve depreme hazırlık çalışmaları sürdürülüyor.

Bu çalışmaların önemli isimlerinden biri olan Sabri Karaçam, 2001 yılında kurulan Mahalle Afet Gönüllüleri Derneği'nde (MAG-DER) 20 yılı aşkın süre başkanlık yaptı. Yıllarca gönüllü olarak yürüttüğü çalışmalarla binlerce kişiye afet eğitimi veren Karaçam, Yalova'da afet gönüllülüğü denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olarak gösteriliyor.

Yalova Gazetesi'nin her yıl geleneksel olarak hazırladığı "Deprem Özel" programına konuk olan Karaçam, 17 Ağustos Depremi'nde hayatını kaybedenlerin anısını yaşatmak amacıyla inşa edilen Deprem Anıtı'nda sorularımızı yanıtladı. Röportajda olası Marmara Depremi, kentsel dönüşüm, afet toplanma alanları, gönüllü arama-kurtarma çalışmaları ve deprem anında doğru davranış biçimleri hakkında önemli değerlendirmelerde bulunan Karaçam, hem vatandaşlara hem de kamu kurumlarına dikkat çeken çağrılarda bulundu.

Yalova Mahalle Afet Gonullu 17 Agustos Deprem Ozel Program (9)

“İsviçre'den gelen bir arama-kurtarma ekibine hayran kalmıştım”

İlk olarak kendisini tanıtan Karaçam, “Tabii. Ben aslen Rize doğumluyum. Babamın iş durumu nedeniyle Erzincan'a yerleştik ve yaklaşık 35 yılım Erzincan'da geçti. 1992 Erzincan Depremi'nde iş yerimiz yıkılınca Yalova'ya taşındık. Burada yeni bir hayat kurduk. Ardından afet gönüllülüğü çalışmalarına başladım. Yaklaşık 20 yıl boyunca dernek başkanlığı yaptım ve arama-kurtarma ile afetlere yönelik birçok çalışmada görev aldım” dedi. Afet gönüllüsü olma fikrinin çıkış hikayesini paylaşan Karaçam, “1992 Erzincan Depremi'nin üçüncü gününde İsviçre'den bir arama-kurtarma ekibi geldi. Kadınlı erkekli, eğitimli personelleri ve arama köpekleriyle çok profesyonel bir çalışma yürüttüler. Enkazlara girdiler, yaralıları çıkardılar. Dikkatimi çeken en önemli şey ise çalışma disiplinleriydi. Hiç gereksiz konuşma yoktu. Yaralı sağ çıkarılmışsa hangi ambulansa götürüleceği anında belli oluyordu. Herkes görevini sessiz ve koordineli bir şekilde yerine getiriyordu. O dönem onlara gerçekten hayran kalmıştım. "Ne kadar güzel bir çalışma" diye düşünmüştüm. Daha sonra Yalova'ya geldikten sonra burada da böyle bir gönüllülük çalışmasının yürütüldüğünü öğrendim. Bana da "Katılır mısın?" diye teklif edildi. Ben de "Ne demek katılır mıyım?" dedim ve gönüllü eğitimlerine katıldım” şeklinde konuştu.

“Hacı Mehmet Ovası'nda, şehir merkezinde ve stadın karşısındaki yıkılan binalarda çok acı görüntüler vardı”

1999 depreminde Yalova’da karşılaştığı tablo hakkında konuşan Karaçam, “1992 Erzincan Depremi'ni yaşamış biri olarak deprem konusunda bir tecrübem vardı. Ancak burada insanlar büyük ölçüde bilinçsizdi. Deprem olur olmaz herkes dışarı çıktı. Büyük bir panik vardı. İnsanlar bağırıyor, çağırıyor, bazıları tekrar binalarına girmeye çalışıyordu. Elektrikler de kesikti. Biz elimizden geldiğince insanlara doğru yön göstermeye çalıştık. "Bunu yapmayın", "Şöyle hareket edin" diyerek yanlış davranışların önüne geçmeye çalışıyorduk. Tabii bazı bölgelerde manzara gerçekten çok ağırdı. Hacı Mehmet Ovası'nda, şehir merkezinde ve stadın karşısındaki yıkılan binalarda çok acı görüntüler vardı. Gerçekten çok zor bir tabloyla karşı karşıyaydık. Ben ise Erzincan'da yaşadığım deprem nedeniyle psikolojik olarak bu duruma bir nebze hazırlıklıydım. O dönemde henüz profesyonel arama-kurtarma eğitimimiz yoktu. Ancak sahip olduğumuz bilgi ve tecrübeyle insanlara doğru yön göstermeye, yanlış uygulamaların önüne geçmeye ve elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalıştık” ifadelerini kullandı.

“Maraş depreminde çok ağır bir yıkım vardı”

6 Şubat 2026 tarihinde meydana gelen ve 11 ili etkisi altına alan Kahramanmaraş Depremi sonrası MAG-DER gönüllüleriyle birlikte yaşadıklarını anlatan Karaçam, “Gerçekten çok üzücü bir tabloyla karşılaştık. Depremin olduğu gece yarısı bir arkadaşım beni aradı ve büyük bir deprem meydana geldiğini söyledi. Hemen televizyonu açtım. Gördüğüm manzara gerçekten korkunçtu. O sırada Yalova AFAD Müdürlüğü'nü aradık. "Böyle büyük bir deprem oldu, ne yapılacak?" diye sorduk. "Bölgeye gidiyoruz." dediler. Biz de hemen hazırlıklara başladık. Ekibimize haber verdim. Kısa sürede bir ekip oluşturduk ve ekipmanlarımızı hazırladık. Aslında kara yoluyla gitmeyi planlıyorduk. Ancak son anda uçakla sevk edileceğimiz bildirildi. İlk görev yerimiz Malatya olarak belirlenmişti. Fakat biz uçaktayken ikinci büyük deprem meydana geldi ve Malatya Havalimanı kullanılamaz hale geldi. Bunun üzerine uçağımız Kayseri'ye yönlendirildi. Kayseri'den otobüslerle Kahramanmaraş'a hareket ettik. Kahramanmaraş'a yaklaştıkça felaketin boyutlarını daha net görmeye başladık. Gerçekten çok ağır bir yıkım vardı. Özellikle çok katlı binaların bu şekilde çökmüş olması beni çok şaşırttı” dedi.

Yalova Mahalle Afet Gonullu 17 Agustos Deprem Ozel Program (10)

“Yalova depremi, Maraş depreminin yanında cennet gibi kalıyor”

Gece karanlığında enkazların bulunduğu bölgelerden geçerken dikkatini çeken en önemli şeyin, enkaz başında neredeyse hiç kimsenin olmaması olduğunu belirten Karaçam, “O anda arkadaşlarıma da şunu söyledim: "Eğer burada Mahalle Afet Gönüllüleri gibi örgütlü yapılar olsaydı, en azından ilk saatlerde hafif arama-kurtarma çalışmaları yapılabilir, enkaz başında organize bir müdahale gerçekleştirilebilirdi." Ancak enkazların büyük bölümü sessizliğe bürünmüştü. Her yer karanlıktı. Sanırım saat 08.00 ya da 08.30 civarında Kahramanmaraş'a ulaştık. Doğrudan AFAD Müdürlüğü'ne gittik ve hiç vakit kaybetmeden ilk görev noktamıza sevk edildik. Karşılaştığımız manzara gerçekten korkunçtu. Yedi-sekiz katlı binalar tamamen çökmüş, adeta yere serilmişti. Biz de kamera sistemleriyle sessiz bir şekilde arama çalışmalarına başladık. Sürekli yaşam belirtisi arıyorduk ancak maalesef hiçbir ses duyamadık. Enkazın üst bölümlerinde de çalışmalar yaptık fakat herhangi bir canlıya ulaşamadık. Ben hem 1992 Erzincan Depremi'ni hem de 1999 Marmara Depremi'ni yaşamış biriyim. Ancak Kahramanmaraş'taki yıkımın boyutu çok daha farklıydı. Gerçekten tarif edilmesi zor bir felaketti” şeklinde konuştu ve Maraş depremi ile Yalova depremini karşılaştırmasını istememiz üzerine, “ben o günlerde sık sık şunu söylüyordum: "Yalova Depremi, bunun yanında adeta cennet kalıyor." Elbette her deprem büyük bir acıdır ama Kahramanmaraş'ta gördüğümüz yıkımın ölçeği çok farklıydı. Hiç unutmuyorum, Azerbaycan Bulvarı boyunca yaklaşık iki buçuk kilometrelik bir hatta neredeyse bütün binalar yıkılmıştı. Sadece aralarda tek tük ayakta kalan binalar vardı. Onların da bir kısmı ağır hasarlıydı. Gerçekten çok büyük ve çok üzücü bir felaketti. 6 Şubat depremlerinin bıraktığı yıkımı ve acıyı tarif etmek gerçekten kolay değil” ifadelerini kullandı.

“Japonların teklifi keşke değerlendirilseydi, fırsat kaçtı”

Türkiye'nin deprem ve afet bilinci açısından istenilen noktaya gelmediğini işaret eden Karaçam, “Ben şunu hatırlıyorum; 1999 Marmara Depremi'nin ardından Japonlar önemli bir teklifte bulunmuştu. İstanbul'u ve depremden etkilenen bölgeleri yeniden inşa edebileceklerini, bunun maliyetinin de uzun vadeli bir ödeme planıyla karşılanabileceğini söylemişlerdi. Ancak o dönem bu fırsat değerlendirilmedi. O yıllar, yani 2000'li yılların başıydı. Bugün ise hâlâ kentsel dönüşümü konuşuyoruz. Japonya ile bu konularda birçok görüşme yaptık. Orada 9 büyüklüğünü aşan depremler yaşanıyor. Elbette can kayıpları oluyor ancak yıkımın etkisi ve kayıp sayısı bizim yaşadıklarımızla kıyaslandığında çok daha düşük seviyelerde kalabiliyor. Çünkü insanlar bilinçli, yapılar ise depreme dayanıklı. Beni en çok üzen konulardan biri de toplumdaki davranış biçimi. Yaklaşık yedi-sekiz ay önce Uğur Mumcu Kültür Merkezi'nin önünde bir etkinlikteydik. O sırada bir deprem meydana geldi. Refleks olarak hemen, "Arkadaşlar, herkes çöksün." diye seslendim. Biz bulunduğumuz yerde çök-kapan pozisyonunu aldık. Ancak binanın içindeki insanlar dışarı çıktıktan sonra binanın hemen önünde beklemeye başladılar. Ben çöktüğüm yerden bağırarak, "Arkadaşlar, orada durmayın." diye uyardım. Çünkü deprem sırasında bina yıkılmasa bile cepheden camlar, sıvalar ya da farklı parçalar düşebilir. Nitekim öyle de oldu. Binadan kopan bir cam parçası aşağı düştü ve bir vatandaşın başından yaralanmasına neden oldu. İşte biz yıllardır bunları anlatmaya çalışıyoruz. Vatandaşlarımızdan sürekli şunu rica ediyorum: Lütfen eğitimlere katılın, bilgi sahibi olun. Çünkü deprem sadece binaların yıkılması demek değildir. Panik nedeniyle de insanlar yaralanabilir, hatta hayatını kaybedebilir” dedi.

Yalova Mahalle Afet Gonullu 17 Agustos Deprem Ozel Program (11)

Deprem Anında Neler Yapılmalı?

Deprem anında yapılması gerekenleri açıklayan Karaçam, “Deprem anında yapılması gerekenleri konuşmadan önce aslında depremden önce yapılması gerekenlerden bahsetmek gerekiyor. Biz eğitimlerde özellikle bunu vurguluyoruz. Aile bireyleri bir araya gelmeli ve deprem planını önceden oluşturmalı. Ev içerisinde güvenli toplanma alanları belirlenmeli. Peki bu güvenli alanlar nereler olabilir? Oturma odası, salon ya da yatak odası gibi alanlar tercih edilebilir. Ancak tuvalet, banyo ve mutfak gibi fayanslı bölümleri kesinlikle önermiyoruz. Çünkü deprem sırasında fayanslar yerinden kopabilir, dolaplardan tencere, tabak veya bardak gibi eşyalar düşebilir ve ciddi yaralanmalara neden olabilir. Depremi hissettiğiniz anda ilk 15 saniye çok önemlidir. Eğer bulunduğunuz yere yakın güvenli bir alan varsa, bu süre içinde oraya geçebilirsiniz. Çünkü yaklaşık 15 saniyeden sonra depremin şiddeti artmaya başlar. Yıkıcı bir depremse önce en yüksek seviyeye ulaşır, ardından şiddeti giderek azalır ve sona erer. Bu nedenle ilk saniyelerde kendinizi önceden belirlediğiniz güvenli alana bırakmanız gerekir. Ardından "çök, kapan, tutun" hareketini uygulayın. Eğer bir kanepe ya da sağlam bir eşyanın yanındaysanız, cenin pozisyonuna benzer şekilde yere uzanabilirsiniz. Ancak en önemlisi, bir elinizle mutlaka başınızı koruyun. Güvenli bir şekilde dışarı çıkarken de elinizi başınızdan ayırmayın. Açık alana ulaşıncaya kadar başınızı korumaya devam edin” şeklinde konuştu.

“Kentsel dönüşümün devlet destekli bir modelle yürütülmesi gerekiyor”

Depremde en az zararı görmek için kentsel dönüşüm çalışmalarının çok önemli olduğunu işaret eden Karaçam, “Şu anda maddi durumu uygun olan vatandaşların binalarında dönüşüm çalışmaları başladı ve devam ediyor. Ancak bu yeterli değil. 2022-2023 yıllarında Kent Konseyi Deprem Çalışma Grubu Başkanlığı görevini yürüttüm. O dönemde kentsel dönüşüm ve dirençli kentler konusunda çok önemli çalışmalar yaptık. Vatandaşlarla da sık sık bir araya geldik. Ancak vatandaşın da haklı olduğu noktalar var. İnsanlar, "Ben 60-65 yaşına geldim. Aldığım emekli maaşıyla bu dönüşümün maliyetini nasıl karşılayacağım? Devlet desteği olmadan bunu yapmam mümkün değil." diyor. Gerçekten de birçok kişi ekonomik nedenlerle dönüşüme yanaşamıyor. Bu nedenle kentsel dönüşümün devlet destekli bir modelle yürütülmesi gerektiğini düşünüyorum. İstanbul'da bunun örnekleri uygulanıyor. Yalova'da da Yalova Belediyesi bu konuda bir imza kampanyası başlattı ve kampanya hâlâ devam ediyor. Vatandaşlarımız muhtarlıklara giderek destek verebilirler” ifadelerini kullandı.

“Vatandaşların kafasını karıştıracak tartışmalardan kaçınılmalı”

TÜKD Yalova Şubesi ve Hacı Saffet Çam Vakfı’ndan İş Birliği Adımı
TÜKD Yalova Şubesi ve Hacı Saffet Çam Vakfı’ndan İş Birliği Adımı
İçeriği Görüntüle

Uzman isimlerin olası büyük bir depreme ilişkin yorumları hakkında konuşan Karaçam, “İnsanlar bazen onları küçümseyen ifadeler kullanıyor. Oysa her bilim insanı kendi uzmanlık alanındaki bilgi ve veriler doğrultusunda değerlendirme yapıyor. Aslında amaçları halkı uyarmak ve bilinçlendirmek. Benim karşı olduğum nokta ise kamuoyunda oluşan karmaşa. Bir bilim insanı "Deprem olacak." diyor, diğeri "Olmayabilir." diyor. Bu kez vatandaş da deprem olmayacağını söyleyen görüşe inanmayı tercih ediyor. "Nasıl olsa deprem olmayacak, neden önlem alalım?" diye düşünüyor. Asıl yanlış olan da bu. Ben bütün bilim insanlarına saygı duyuyorum. Ancak vatandaşın kafasını karıştıracak tartışmalardan kaçınılması gerektiğini düşünüyorum. Ben sosyal medyada da sık sık şunu yazıyorum: Arkadaşlar, deprem bir gerçek. 6 Şubat'ta Maraş'ta 7,7 ve 7,6 büyüklüğünde depremler yaşandı. İnsanlar eğitimli olsaydı, doğru davranışları bilselerdi, çok daha fazla kişi hayatta kalabilirdi. Sürekli korkmak ya da yakınmak yerine lütfen eğitim alın. İnsanlara yıllardır bunu anlatmaya çalışıyoruz” dedi.

“Vatandaşlarımızın kendilerini yetiştirmesi, eğitim alması ve bilinçlenmesi gerekiyor”

Deprem olacak mı, olmayacak mı?" tartışmasından öte depreme nasıl hazırlanılması gerektiğinin daha fazla gündeme gelmesi gerektiğini bildiren Karaçam, “Çünkü Marmara Bölgesi zaten birinci derece deprem kuşağında yer alıyor. İstesek de istemesek de bu bölgede deprem olacak. Fay hatları belirli dönemlerde biriktirdiği enerjiyi mutlaka boşaltacaktır. Bazı açıklamaların ise zaman zaman gereğinden fazla abartıldığını düşünüyorum. Geçtiğimiz günlerde 7,5 büyüklüğünde bir Marmara depremiyle ilgili bir değerlendirme okudum. Daha önce Sayın Ahmet Ercan Yalova'ya gelmiş ve birlikte bir seminer düzenlemiştik. Orada yaptığı açıklamada, 7,5 büyüklüğünde bir depremin oluşabilmesi için yaklaşık 500 kilometrelik kesintisiz bir fay hattına ihtiyaç olduğunu, Marmara'da ise böyle bir fay uzunluğunun bulunmadığını ifade etmişti. Anlatıldığına göre, Çınarcık Çukuru'ndan başlayacak olası kırılmanın önünde deniz altında büyük bir kaya kütlesi bulunuyor. Eğer kırılma burada son bulursa daha düşük büyüklükte bir deprem yaşanabileceği, devam etmesi halinde ise 7'nin üzerinde bir depremin meydana gelebileceği değerlendiriliyor. Bu nedenle vatandaşlarımızın kendilerini yetiştirmesi, eğitim alması ve bilinçlenmesi gerekiyor. Ama tekrar söylüyorum; bütün bunların yanında en önemli önceliğimiz kentsel dönüşüm olmalıdır” şeklinde konuştu.

“Tabelalarını asmak tek başına yeterli değil”

Yalova genelinde ilçeler dahil olmak üzere toplam 87 Afet ve Acil Durum Toplanma Alanı’nın bulunduğunu söyleyen ve bu alanların yeterliliğini sorgulayan Karaçam, “Benim yıllardır üzerinde durduğum mesele de tam olarak bu. Toplanma alanlarını belirlemek ve tabelalarını asmak tek başına yeterli değil. Asıl önemli olan bu alanların altyapısını hazırlamaktır. Peki bu altyapıdan kastımız nedir? Elbette buralara bina yapmayacağız. Ama su hatları, kanalizasyon bağlantıları ve gerekli teknik altyapı önceden hazırlanmalı. Olası bir depremde bu alanlara hızla çadırlar kurulabilmeli, seyyar yaşam alanları oluşturulabilmeli. Bazı belediyeler bu konuda örnek çalışmalar yaptı. Örneğin Çiftlikköy Belediyesi, bazı toplanma alanlarında konteynerler oluşturdu. Bu konteynerlerde ilk etapta kullanılabilecek kuru gıda, içme suyu ve temel ihtiyaç malzemeleri stoklanıyor. Yine bazı bölgelerde, olası bir su kesintisine karşı plastik su depoları yerleştirildi. Eğer deprem sonrasında su hatlarında hasar oluşursa, bu depolardaki su geçici süreyle vatandaşların ihtiyacını karşılayabilir. İşte toplanma alanlarının bu şekilde hazır olması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“Toplanma alanlarının büyük bölümü tamamen boş durumda”

Birçok toplanma alanının sadece boş bir arazi olarak durduğunu iddia eden Karaçam, “Örneğin Raif Dinçkök Kültür Merkezi'nin önü bir toplanma alanı. Burada tuvalet ve çelik konstrüksiyonlu güvenli kapalı alanlar bulunuyor. Şehir Stadı da benzer şekilde belli imkânlara sahip. Adnan Menderes Mahallesi'ndeki pazar alanında da tuvalet ve kapalı alan gibi bazı temel ihtiyaçlar karşılanabiliyor. Ancak bunların dışında kalan toplanma alanlarının büyük bölümü tamamen boş durumda. Vatandaş depremden sonra oraya gittiğinde ne yapacak? İşte asıl cevaplanması gereken soru bu. Bu konuda 6 Şubat depremlerinde yaşadığımız bir olayı hiç unutamıyorum. Enkazdan yaşlı bir kadını kurtarmıştık. Hemen çevredekilere kim olduğunu sorduk. Yakınları bulundu. Oğlunun yeni doğmuş bir bebeği vardı. Eşiyle bebeğini güvenli bir yere, akrabalarının yanına bırakıp tekrar enkaz başına dönmeye çalışıyordu. Ben o insanı hiç yadırgamadım. Çünkü yeni doğmuş bir bebeğin o soğukta açık alanda yaşaması mümkün değildi. Eğer hazır toplanma alanları olsaydı, AFAD'ın çadırları kısa sürede kurulabilir, insanlar güvenli şekilde burada barınabilirdi” dedi.

Yalova Mahalle Afet Gonullu 17 Agustos Deprem Ozel Program (12)

“Devletin elindeki arama-kurtarma ekiplerinin ya da sivil gönüllü ekiplerin aynı anda her noktaya yetişmesi mümkün olmayacak”

Olası büyük bir depremin Yalova’ya olan zararını düşünmek bile istemediğini söyleyen Karaçam, “Örneğin Barbaros Bulvarı ve üst yol çevresinde, yüksek katlı ve bitişik nizam birçok bina bulunuyor. Olası büyük bir depremde bu yapıların önemli bir bölümünün zarar görme ya da yıkılma riski var. Şimdi düşünün; binalar yıkıldı, üst geçitler veya köprüler hasar gördü. Bunların tamamı ulaşımı engelleyecek. Bu durumda dışarıdan gelecek arama-kurtarma ekipleri bölgeye ulaşmakta zorlanacak, aynı şekilde yardım malzemelerinin ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması da gecikecek. İşte bu nedenle ortaya çıkacak tablo beni hem arama-kurtarma hem de afet yönetimi açısından ciddi anlamda endişelendiriyor. Unutmamak gerekir ki sadece Yalova değil, Marmara Bölgesi'nin büyük bir bölümü bu depremden etkilenecek. İstanbul başta olmak üzere çevrede çok geniş bir nüfus yaşıyor. Sadece İstanbul'da, nüfus bakımından Yalova büyüklüğünde onlarca ilçe var. Böylesine geniş bir afet alanında devletin elindeki arama-kurtarma ekiplerinin ya da sivil gönüllü ekiplerin aynı anda her noktaya yetişmesi mümkün olmayacaktır. Bu yüzden ben yıllardır aynı çağrıyı yapıyorum: Her il, ilk saatlerde kendi imkânlarıyla ayakta kalabilecek hazırlığa sahip olmalıdır. Gönüllülük çalışmalarına bu nedenle çok büyük önem verilmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.

“Çocuklarda gördüğümüz bilinç düzeyini maalesef yetişkinlerde göremiyoruz”

Olası büyük bir depreme karşı vatandaşların neler yapması gerektiğine ilişkin sorumuzu cevaplayan Karaçam, “Ben öncelikle vatandaşlarımızın mutlaka eğitim alması gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda kesinlikle bilinçlenmemiz gerekiyor. Biz yıllardır okullarda eğitimler veriyoruz. Anaokulunda eğitim verdiğimiz çocukların bugün liseye geldiğini görüyoruz. Deprem eğitimlerinde çocuklara, "Deprem olduğunda ne yapacaksınız?" diye sorduğumuzda neredeyse bütün eller kalkıyor. Doğru davranışları biliyor olmaları gerçekten çok sevindirici. Ancak aynı bilinç düzeyini maalesef yetişkinlerde her zaman göremiyoruz. Biz 7 gün 24 saat eğitim vermeye hazırız. Fakat ne yazık ki insanlar çoğu zaman bu eğitimleri almak istemiyor. "Bir şey olmaz.", "Profesörlerden biri 6,5 büyüklüğünde olur, büyük yıkım olmaz demiş." gibi düşüncelerle konuyu geçiştirmemek gerekiyor. Bilgi sahibi olmanın kimseye zararı olmaz. İhtiyaç duyarsanız o bilgiyi kullanırsınız, ihtiyaç duymazsanız zaten kullanmazsınız. Ama bilmek her zaman bir avantajdır. Bu nedenle vatandaşlarımız eğitimli ve bilinçli olmalı, deprem anında da yetkililerin yaptığı uyarı ve yönlendirmelere mutlaka uymalıdır. Böylece hem panik hem de kargaşa önlenebilir” ifadelerini kullandı.

“Afetlere hazırlık ihmal edilecek bir konu değil”

Kurumlara da büyük sorumluluklar düştüğüne dikkat çeken Karaçam, “Eğitim konusunda vatandaşları teşvik edecek çalışmalar yapılmalı. Benim söylemem başka, aynı mesajın kamu kurumları ve şehrin yöneticileri tarafından verilmesi çok daha etkili olacaktır. Elbette kamu kurumlarının en önemli sorumluluğu kentsel dönüşümü hızlandırmaktır. Bunun yanında zemin etütlerine büyük önem verilmesi gerekiyor. Zemini uygun olmayan bölgelerde yüksek katlı yapılaşmaya izin verilmemeli, sağlam zeminlerde ise yapılaşma bilimsel veriler doğrultusunda planlanmalıdır. Elbette sağlam zeminlerde yüksek katlı binalar yapılabilir. Ancak bunun için gerekli mühendislik hesaplarının doğru yapılması, uygun temel sistemlerinin uygulanması ve tüm sürecin titizlikle denetlenmesi gerekir. Bir konuya daha değinmek istiyorum. Bazı uzmanlar Marmara Denizi'nin kapalı bir iç deniz olması nedeniyle büyük dalgaların oluşmayacağını söylüyor. Bazıları ise bunu tsunami olarak değerlendiriyor. Ben teknik tanımlamadan ziyade, deprem sonrasında oluşabilecek büyük dalga riskinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Örneğin, Çınarcık Çukuru'nda meydana gelebilecek büyük bir deprem sırasında deniz tabanındaki kum birikintilerinin hareket etmesiyle oluşabilecek dalgaların Yalova, Çınarcık, Armutlu ve karşı kıyılara ulaşabileceği yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Tarihî kayıtlarda da benzer örnekler bulunuyor. 1509 yılında meydana gelen ve Osmanlı kaynaklarında yer alan büyük deprem sonrasında denizin surlara kadar ulaştığı yönünde bilgiler aktarılıyor. Yine bölgede görev yapmış rahmetli bir jeoloji mühendisinden, Tavşanlı Köprüsü civarında deniz kabuklarına rastlandığına ilişkin çalışmaları dinleme fırsatımız olmuştu. Bütün bunlar bize şunu gösteriyor: Afetlere hazırlık ihmal edilecek bir konu değildir. Aslında herkesin görev ve sorumluluğu bellidir. Önemli olan bu görevleri sadece kâğıt üzerinde bırakmamak, uygulamada da eksiksiz yerine getirmektir” diyerek konuşmasına son verdi.

Muhabir: Göktuğ Doğukan Yüksel