1995 veya 1996 yılı gençlik yıllarımızın Karaoğlanı heyecanı içinde, yeni il olmuş Yalova’da olmayan il başkanlığı tabelası için can atıyoruz. Kim olursa olsun yeter ki DSP İl Başkanlığı kurulsun düşüncesi tüm Karaoğlan severlerde gönüllerde yanıyor. Zaman zaman gönüllüler bir araya gelip dertleşiyoruz. Fakat DSP Genel Merkezi ile direk iletişimi olan kimse yok. Yeni il olmuş Yalova, Genel Merkezin insafına kalmış durumda. Bir akşam bir toplantıda ‘yahu ne olacak, 3 kişi gitsin konuyu Genel Merkeze anlatsın’ dendi. Uzatmayayım. Erol Garipoğlu, Kerim Yıldırım ve ben oluşturulan bir listede yanımızda Ankara’da Genel Merkez’in mutfağında bulduk kendimizi. Mutfak dediğim giriş katındaki bir dairenin mutfağıdır, öyle yöneticilerin çalıştığı bir siyasi mutfak değil ha, yanlış anlamayın. Tabir yerindeyse sabahtan öğlene kadar çay içmekten canımız çıkana kadar oturduk ve Rahşan Ecevit’in bizi kabul edeceğini bekledik. Olmadı tabi, gerisin geri döndük, ben arabanın arka koltuğunda oturuyorum. Bir espri yaptım. ‘Rahşan Hanım, pencereden el sallıyor’ dedim. 4-5 saatlik beklemenin verdiği gerginliğin sonunda birden sinirlerimiz boşalınca başladık gülmeye. Erol Abi ‘Hayri ilk molada bir fıkra anlatacam’ dedi ve biz Yalova’ya yola koyulduk.
……………
Deprem sonrası günler 1999-2000. 57. Hükümet dönemi. DSP-ANAP-MHP koalisyonu yani. Gazetede oturuyoruz. Akşam saati. Telefon çaldı, faks sinyali istendi ben de verdim. Çok önemli bir şey değil. Öyle şimdiki teknoloji yoktu yani. Gelen faksta DSP İl Başkanlığı atamam ve yönetim listesi. Ben de şok vaziyeti. Talebim yok. Yönetimin yarısını tanımıyorum bile. Konu bu değil sadece bir fikir oluşsun diye yazıyorum.
Bir görev verilmiş ya. Yokluk yıllarında koşturup duruyoruz. O günlerde Başbakanımız Bülent Ecevit, Romanya da bir Fethullah Gülen okulunun açılışına katılıyor. O dönemde Yalova’da Fethullah Gülen’in temsilcileri olarak anılan bir STK’nın üyeleri DSP İl Başkanlığını ziyaret edip, bir teşekkür etmek için randevu istiyorlar. Yahu yıllarca karşı çıktığımız fikirlerin adamlarını nasıl ağırlayalım. İçime sinmiyor ve Genel Merkezi arıyorum. Dönemin Genel Sekreteri Zeki Sezer telefonda, konuşuyoruz, ne yapalım diyorum. Gelsinler ağırlayın. Yapmayın, etmeyin diyorum. Sinirleniyor ve ‘Sen işine bak’ diyor.
‘Sen işine bak’. O kadar yani. Senin fikrin falan yok. Sen insan değilsin. Sen adam mısın falan. Ne derseniz deyin işte.
…………
Efendim.
Batan bir gemiden üç kişi kurtulmuş.
Yaşlı bir beyefendi, genç ve güzel eşi ile bir de yakışıklı bir delikanlı.
Çıkmışlar adaya.
Karşıdan gemiler geçse de seslerini duyuramıyorlar.
Ateş yakacaklar çakmak taşı yok.
Eeeee, genç bir hanım, yakışıklı delikanlı. Kan kaynamaya başlamış işte.
Nasıl olacak, delikanlı genç hatun ile nasıl yalnız kalacak.
Düşünmüş taşınmış, aklına gelen fikri uygulamaya koymuş.
Yaşlı beyefendiye ‘Bu iş böyle olmayacak demiş, Altında oturduğumuz şu yüksek palmiyeye her gün birimiz çıkalım. Geçen gemilere çıkardığımız gömleklerimizi sallayalım’ demiş. Yaşlı Beyefendiye de mantıklı gelmiş.
Yakışıklı delikanlı ‘önce ben çıkayım’ demiş.
Delikanlı yukarıda, yaşlı bey ve genç eşi aşağıda.
Ama yukarıda olan delikanlı arada aşağıya bakıp, sesleniyormuş.
‘Yahu yapmayın, yalnız değilsiniz, uslu durun’ gibi falan aşağıya sesleniyormuş. Yaşlı bey bir şey yapmadıklarını söyleyip, delikanlının söylediklerini bir anlam veremiyormuş.
O gün, gün boyunca bu olay sürmüş.
Ertesi gün gelmiş.
Sıra yaşlı beyde, yukarı çıkmış.
Yakışıklı delikanlı ve genç hatun aşağıda baş başa. Ateş ve barut yan yana durur mu?
Hoppa, halvet halleri.
Yaşlı bey yukarıdan bakmış, aşağıda al, takke ver külah.
‘Hay Allah çocuk ta haklıymış, yukarıdan böyle görünüyor’ demiş.
………
Efendim.
Erol Garipoğlu’nun anlattığı fıkra bu kadar.
……….
Özgür Özel halkın arasında iken imzalamayız, diyordu ya, hani.
Orası Ankara efendim.
Demek ki oradan öyle görünüyor.
Kıssadan hisse.