Yalova küçük bir şehir olabilir ama köyleriyle, üreticisiyle, tarımı ve hayvancılığıyla yıllardır önemli bir üretim kültürüne sahip.
Biz de yaklaşık yarım asırdır yem, un ve zahire işiyle uğraşan bir aile olarak Yalova’nın köylerini, üreticisini ve hayvancılığın yıllar içinde geçirdiği değişimi yakından görme fırsatı bulduk.
Eskiden köylere gittiğimizde birçok evin ahırında birkaç büyükbaş, birkaç küçükbaş hayvan görmek çok normaldi. Kimi kendi ailesinin sütünü üretir, kimi birkaç hayvan besleyerek ev ekonomisine katkı sağlardı.
Bugün ise birçok köyümüzde ahırların boşaldığını görüyoruz.
Elbette hâlâ büyük bir özveriyle üretim yapan vatandaşlarımız var. Sabahın erken saatinde hayvanının başına geçen, yaz-kış demeden çalışan üreticilerimizi takdir etmek gerekiyor.
Ancak sayı giderek azalıyor.
Peki neden?
İlk akla gelen sebep maliyetler.
Yem, saman, mazot, elektrik, veteriner hizmetleri, ilaç ve nakliye derken üreticinin giderleri her geçen gün ağırlaşıyor.
Fakat yıllardır üreticilerimizle yaptığımız sohbetlerden şunu da görüyoruz:
Üreticinin en büyük sıkıntılarından biri yalnızca maliyet değil, önünü görememek.
Bugün hayvan alan bir vatandaşımız birkaç ay sonra sütünü hangi fiyattan satacağını, beslediği hayvanın değerinin ne olacağını, yemin ve diğer girdilerin hangi seviyeye geleceğini tam olarak bilemiyor.
Belirsizlik arttıkça üretici de yeni yatırım yapmaktan çekiniyor.
Bir başka önemli mesele gençlerimiz.
Bugün köylerimizde hayvancılığı devam ettiren vatandaşlarımıza baktığımızda yaş ortalamasının giderek yükseldiğini görüyoruz.
Gençlerimizin önemli bir bölümü şehirde çalışmayı tercih ediyor.
Onları da anlamak gerekiyor.
Hayvancılık, sabah sekiz akşam beş yapılan bir iş değildir. Bayramı, hafta sonu, tatili yoktur. Hayvanın bakımı her gün devam eder.
Bu kadar ağır emeğin karşılığında genç önünü göremiyorsa doğal olarak başka işlere yöneliyor.
Ancak burada hepimizin düşünmesi gereken önemli bir soru var:
Bugünün üreticisi bıraktığında yarın bu üretimi kim yapacak?
Bu mesele yalnızca köyde yaşayan vatandaşımızı ilgilendirmiyor.
Hayvancılık azalırsa süt azalır.
Et üretimi azalır.
Yerli üretim azalır.
Üretim azaldığında ise bunun bedelini yalnızca üretici değil, şehirde yaşayan tüketici de öder.
Bu yüzden üreticiyi desteklemek sadece hayvancıyla ilgili bir mesele değildir.
Üreticiyi korumak, aslında tüketicinin sofrasını korumaktır.
Yalova’nın Çiftlikköy’ünden Altınova’ya, Termal’den Çınarcık’a kadar birçok köyünde hâlâ üretim yapan insanlarımız var.
Bu insanların üretimde kalması gerekiyor.
Bunun için günü kurtaran çözümlerden ziyade üreticinin birkaç yıl sonrasını görebileceği politikalar oluşturulmalı.
Gençlerin yeniden tarım ve hayvancılığa yönelmesini sağlayacak teşvikler artırılmalı.
Meralarımız, kaba yem kaynaklarımız ve yerli üretim imkânlarımız daha iyi değerlendirilmelidir.
Çünkü bir ülke için üretmek kadar değerli çok az şey vardır.
Yıllardır köylerimizi gezerken şunu öğrendim:
Üretici çok şey istemiyor.
Emeğinin karşılığını almak ve yarını görebilmek istiyor.
Ahırların ışıkları sönmesin.
Tarlalarımız ekilmeye, üreticimiz üretmeye devam etsin.
Çünkü unutmayalım:
Üretim varsa bereket vardır.
Üretici varsa soframız güvendedir.