Sosyal medya çağında doğru bilgiye ulaşmanın yanı sıra kişinin kendi önyargılarının farkına varmasının da büyük önem taşıdığını belirten Karahanoğlu, dezenformasyonun psikolojisini tüm yönleriyle anlattı.
"Dezenformasyon artık hayatımızı şekillendiriyor"
Sosyal medya platformlarının günlük hayatı neredeyse yönetir hale gelmesi, yoğun gündem içeriklerinin de farklı şekillerde sunulmasıyla insanların bakış açılarını daha keskin halde şekillendirir oldu. Dezenformasyonun yaygınlaşması, sadece yanlış bilginin yayılmasını değil insanların kimliklerini, kültürlerini, duygularını ve aidiyetlerini de etkiler boyuta geldi.
Psikolojik Danışman Kübra Karahanoğlu, "Peki dezenformasyonun psikolojisi nedir, neden insanlar gerçekler yerine inanmak istedikleri bilginin peşinden gitmeyi seçiyor?" sorusuna kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
Gerçeği mi arıyoruz, yoksa bize iyi hissettiren içerikleri mi?
Bilginin kitleleri manipüle etmek ve yanıltmak amacıyla bilinçli olarak üretilmesi ve yayılması olarak tanımlanan dezenformasyon, kitlelere anında ulaşmayı sağlayan dijital haber kaynaklarının çoğalması ile artık neredeyse bireysel ve toplumsal hayatı yönetir hale geldi.
Özellikle sosyal medya algoritmaları ile doğruluğu teyit edilmemiş haberler, belgeler, görseller ve videolar saniyeler içinde milyonlara ulaşabiliyor. Özellikle gündeme dair yoğun içeriklerin sürekli ve hızlı bir şekilde bu yollarla paylaşılması; insanlar arasında görüş ayrılıklarının artmasını, buna bağlı olarak farklı görüşlerin varlığını kabullenmenin zorlaşmasını, toplumsal güvenin de zedelenmesini beraberinde getiriyor.
Ait olma ihtiyacı ve taraflı düşünceler
İnsan zihni çoğu zaman doğru olana değil ait olunan grubun doğru kabul ettiğine inanmaya eğilimlidir. Çünkü bir gruba, bir oluşuma aidiyet kişiyi güvende tutar. Haliyle kişi, grubun doğru kabul ettiğini kabul etmeye meyleder.
Bu durum, beraberinde sosyal psikolojinin alanında tanımlanan başka durumların da varlığını gösterir. Doğru bilgiye ulaşmaktan çok sahip olunan düşünce ve inançları destekleyen bilgileri tercih etmeyi, bunları doğru kabul etmeyi ve bunlarla çelişenleri yok saymayı ifade eden "teyit önyargısı" bu durumlardan biridir.
Böylece kişi eleştirel düşünceye kapılarını kapatır, nötr ya da netlik kazanmamış durumları dahi kendi düşüncesini destekleyecek şekilde yorumlar. Bu durum, toplumsal yaşama önyargıların güçlenmesi, yanlı kararlar alınması ve kutuplaşmanın artması şeklinde yansır.
Bir diğer durum ise, kişinin kendi düşünce ve isteklerini destekleyen bilgilere inanmasını tanımlayan **"güdülenmiş muhakeme"**dir. Kişi, karşısına çıkan bir içeriği kendi düşünsel sistemi ile uyumlu ise doğru kabul ederken, kendi düşünsel sistemi ile çelişen bilgileri doğruluğu teyit edilmiş olsa dahi reddetme eğilimi gösterir. Çünkü bilinçaltı bilgileri, gerçek ya da doğru olanı değerlendirmek yerine istenilen sonuca ulaşmak için filtreler.
Bahsettiğimiz her iki durum; dezenformasyon ile bilinçli olarak üretilen ve yayılan yanlış bilginin, bilmeden paylaşılması anlamına gelen mezenformasyona da yol açar.
Dezenformasyon çoğu zaman iki karşıt görüş üzerinden yayılır. Çünkü bir tepki üretmek, bir çözüm üretmekten daha kolaydır. İnsanın, inandıklarını destekleyen bilgileri hemen kabul etmeye olan yatkınlığı düşünüldüğünde, aynı haberi okuyan iki kişiden birinin "Ben zaten böyle olacağını biliyordum.", diğerinin ise "Kesin yalan haberdir." demesi muhtemeldir. Çünkü burada belirleyici olan haberin doğruluğu değil, kişinin zihnidir.
Yönlendirici haberler ve sosyal medya
Yönlendirici haberlerin doğruluğu teyit edilmeden sosyal medyada, özellikle az önce bahsettiğimiz düşünsel sistemlere bağlı olarak paylaşılması, linç kültürünü ve kolay yargılamayı da beraberinde getiriyor.
Çünkü linç kültürü; acele karar vermekten, hemen yargıda bulunmaktan, duygulardan ve kalabalıkların cesaretinden besleniyor. Algoritmalar da bu içerikleri besleyerek dolaylı olarak insanın en yoğun hissettiği öfke, korku ve şaşkınlık duygularını besliyor. Haliyle doğru bilgi değil, en çok tepki verilen yani etkileşim alan içerikler öne çıkıyor. Böylece yanlış bilgi, doğru bilgiden daha hızlı yayılıyor.
Neden insanlar komplo teorilerine daha çabuk inanıyor?
Belirsizlik, insan zihnini rahatsız ediyor. Bunu 1957 yılında psikolog Leon Festinger, "Bilişsel Çelişki Kuramı" ile açıklıyor.
İnsan; tutum, davranış ve inançları arasında uyumsuzluk olduğunda bundan rahatsızlık duyuyor ve bunu gidermek istiyor. Mevcut düşünce ve inançlarıyla çelişen bir bilgiyle karşılaştığında huzursuz oluyor. Çünkü bu düşünce ve inançlar arasındaki uyumsuzluk, içsel bir gerginlik yaratarak zihinsel dengeyi bozuyor.
Bu uyumsuzluktan kurtulmak için kişi ya düşüncelerini değiştiriyor ya da birtakım gerekçelere dayandırarak karşılaştığı bilgiyi reddediyor. Genellikle ikinci yolu tercih ediyor. Çünkü bunu yapmak daha kolay geliyor ve içsel değerlendirmeyi gerektirmiyor.
Bu noktada, komplo teorilerinin karmaşık olaylara basit açıklamalar sunması ve basit açıklamaların insan zihnine daha konforlu gelmesi, bunlara inanmayı kolaylaştırıyor.
Çözüm ne?
Dijitalleşme, sosyal birliktelikleri gerçek ortamlardan sanal ortamlara taşıyınca insanlar artık aynı kentlerden çok aynı algoritmaların içinde yaşar hale geldi. Haliyle farklı düşüncelerle karşılaşmayacakları dijital ortamlar (arkadaş grupları, üyelik sayfaları vb.) oluşturma şansına da sahip oldu.
Böylece farklı düşüncelerle karşılaşmayarak kendi yankı odalarında, kendi mahallelerinde haklı oldukları inancıyla yaşamayı sürdürüyor. Bu durum, anlama ihtiyacını ve empatiyi de ciddi oranda azaltmış durumda.
Çünkü araya ekran girdiğinde insanlar birbirinin yüzünü görmüyor, sesini duymuyor, acısını hissetmiyor. Haliyle kendi yaşamadığını acıdan saymıyor. Onun için karşısındaki kişi ya da kişiler, bir insan olmaktan çok bir kullanıcı adına dönüşüyor. Böylece eleştirmek, yargılamak hatta hakaret etmek kolaylaşıyor.
Dezenformasyonun en büyük başarısı da burada ortaya çıkıyor: İnsanlara yanlış bilgi vermekten öte onları sadece kendi duymak istediklerini duyar hâle getirmesi.
Bilgi çağı yerini dikkat çağına bırakırken dikkati gerçeklerden çok duygular yönetiyor. Bu nedenle sosyal medya platformlarında kanıtlardan önce isimler ve etiketler değerlendiriliyor ve yargıda bulunuluyor.
Bir haberi veya bilgiyi duygularımızla mı yoksa mantığın gerektirdiği nesnellikle mi değerlendirdiğimizin farkında olmak gerekiyor. "Bu içerik, duygularımı yüzeye çıkarmak için mi sunuluyor, yoksa gerçekten doğru bilgiye mi dayanıyor?" sorusunu sorabilmek önem taşıyor.
Bir haber bizi iyi hissettiriyorsa, tam da o an durup düşünmek gerekiyor. Çünkü doğru bilgi çoğu zaman duygularımıza hitap etmez, bizi sorgulamaya davet eder.
Psikolojik Danışman Kübra Karahanoğlu, dijital çağın en büyük okuryazarlığının yalnızca bilgiye ulaşmak değil, ulaşılan bilgiyi sorgulayabilmek ve kişinin kendi önyargılarının farkına varabilmek olduğunu vurguladı.



