Dijitalleşmenin hızlandırdığı yaşam, bireyleri yalnızca bedenen değil zihinsel olarak da yoruyor. Psikolojik Danışman ve Yazar Kübra Karahanoğlu, giderek artan sabırsızlık ve tahammülsüzlük hâlinin ardında bireysel kusurlardan çok kolektif bir tükenmişlik olduğunu söylüyor. Karahanoğlu’na göre günümüz insanı kötü olduğu için değil, yorgun olduğu için nezaketten uzaklaşıyor.

Dijital hız, duygusal derinliği aşındırıyor

Dijitalleşme ve sosyal medyanın hayatın her alanına sirayet etmesiyle birlikte bireylerin sakin ve yavaş olma hâlinin neredeyse kaybolduğunu ifade eden Psikolojik Danışman ve Yazar Kübra Karahanoğlu, bu durumun duygusal dünyayı da derinden etkilediğini söylüyor.

“Sosyal medya platformlarında birkaç saniyeye sıkıştırılmış içerikler, sabırsızlığı normalleştiriyor. Düşüneni değil, refleks üreteni ödüllendiren bir sistemin içindeyiz. Bu da düşünme, muhakeme etme, anlama ve sabretme becerilerimizi köreltiyor” diyen Karahanoğlu, birçok kişinin 30–40 saniyelik videoları bile ilerleterek izlediğine dikkat çekiyor.

Bu hızın, günlük hayata da aynı şekilde yansıdığını vurgulayan Karahanoğlu, tahammülsüzlüğün çoğu zaman yanlış yorumlandığını belirtiyor.

“Tahammülsüzlük çoğu zaman bir kişilik özelliği, kabalık ya da nezaketsizlik olarak görülüyor. Oysa bu, büyük ölçüde toplumsal bir yorgunluğun dışa vurumu.”

“İnsan zihni huzur ister”

Günümüz insanının sürekli bir baskı ve belirsizlik hâliyle yaşadığını ifade eden Karahanoğlu, zihnin bu yükle baş edebilmek için savunma mekanizmaları geliştirdiğini söylüyor.

“Belirsizlikler, krizler, gelecek kaygısı ve hızlı yaşam zihni sürekli gerer. Zihin de kendini korumaya alır. İşte bu korunma hâli, sabırsızlık ve tahammülsüzlük olarak karşımıza çıkar. Çünkü yorgun bir zihin için tahammül bir lükstür.”

Bu durumun sadece bireysel hayatlarla sınırlı kalmadığını vurgulayan Karahanoğlu, toplumsal koşulların da bu yorgunluğu derinleştirdiğini belirtiyor.

“İnsan sadece kötü olduğunda değil, yorgun olduğunda da nezaketten uzaklaşır”

Toplumsal gündem, ekonomik sorunlar ve sürekli değişen koşulların kolektif bir tükenmişliğe yol açtığını ifade eden Karahanoğlu, bu hâlin bulaşıcı olduğuna dikkat çekiyor.

“Artık tek tek değil, topluca yoruluyoruz. Bu yüzden tahammülsüzlük de hızla yayılıyor” diyen Karahanoğlu, günlük hayattan örnekler veriyor:

“Markette sırada beklerken, çağrı merkezinde uzun süre hatta kaldığımızda, biri bize bir şey anlatırken ‘sadede gel’ dediğimizde ya da trafikte önümüzdeki araç istediğimiz anda yol vermediğinde tahammül sınırlarımız zorlanıyor. Çünkü zihnimiz enerji tasarrufuna geçiyor ve en kısa yolu seçiyor: Söylenmek, yargılamak, tartışmak.”

Yalova’da İkinci Dönem “İlk Ders: Bayrak” Temasıyla Açıldı
Yalova’da İkinci Dönem “İlk Ders: Bayrak” Temasıyla Açıldı
İçeriği Görüntüle

“Yorgun insan düşünmez, yargılar”

Tahammülsüzlüğün en çok iletişim biçimlerini etkilediğini söyleyen Karahanoğlu, dijital dünyanın insanlardan sabır becerisini aldığını ifade ediyor.

“Sabır, ilişkilerin temelidir. Ancak kolektif yorgunluk, toplum genelinde sabrı da ortadan kaldırıyor. Yorgun ve tükenmiş bir insan kendi duygusunu düzenleyemez. Bu nedenle ilişkiler yüzeyselleşiyor, en basit durumlar bile büyük krizlere dönüşebiliyor.”

Sağlıklı iletişimin dinlemek ve anlamakla mümkün olduğunu hatırlatan Karahanoğlu, bunun için öncelikle anlamayı istemek gerektiğini vurguluyor.

Empati tükenen bir kaynak gibi

Empatinin günümüzde giderek zayıfladığını belirten Karahanoğlu, bu durumu çarpıcı bir benzetmeyle açıklıyor:

“Empati bir doğal kaynak gibidir. Kullanılmadığında azalır ve zamanla yok olur.”

Sürekli olumsuzluklara maruz kalan bireylerin zamanla hissizleştiğini söyleyen Karahanoğlu, bunun bir kötülük hâli değil, bir savunma mekanizması olduğunu ifade ediyor.

Ancak çözümün, sıkça dile getirilen “pozitif ol”, “şükret” gibi söylemlerde olmadığını da özellikle vurguluyor:

“Sürekli iyi hissetmeye çalışmak, toksik pozitifliktir ve yorgunluğu daha da artırır.”

“Yapılacak ilk şey: Kabul”

Kolektif yorgunluk ve tahammülsüzlükle baş edebilmenin ilk adımının kabullenmek olduğunu söyleyen Karahanoğlu, bireylere önemli bir hatırlatmada bulunuyor:

“Bu yorgunluğu kabul etmek gerekiyor. Çünkü bir durumu anlamanın ve çözmenin ilk adımı kabuldür.”

Tahammülsüzlük karşısında kişinin kendini hemen suçlamaması gerektiğini ancak bunu normalleştirmenin de tehlikeli olduğunu belirten Karahanoğlu, sözlerini şöyle tamamlıyor:

“Biraz yavaşlamak, geri çekilip değerlendirmek ve düşünmek iyi olacaktır. Çünkü dünyayla yarışmıyoruz. Kolektif bir alanda, herkes kendi yolunda ilerliyor.”

Muhabir: Sezgin Altınel