2003–2008 ve 2009–2010 yılları olmak üzere iki ayrı dönemde Yalova Valiliği görevini başarıyla yürüten Prof. Dr. Yusuf Erbay, uzmanlık alanı olan Avrupa Topluluğu Çevre Politikası, Türk Kamu Yönetimi, Çokuluslu Şirketlerin Yönetim ve Organizasyonu, Uluslararası Çevre Faaliyetleri ve Yerel Yönetimler üzerine yaptığı çalışmalarla dikkat çekiyor. Erbay, aynı zamanda Yalova’da eğitim faaliyetleri yürüten okullara konuk olarak gençlerle buluşmalarını sürdürüyor.

İlk olarak Özel Yalova Birey Okulları ve daha sonra da Yalova Bahçeşehir Koleji’nin davetleri üzerine Z kuşağından öğrencilerle bir araya gelen Prof. Dr. Erbay, “Z Kuşağına Notlar: Yeni Sürdürülebilir Liderlik Bağlamında Yeşil Liderlik” adını verdiği konuşma serine son olarak Yalova TED Koleji’nde devam etti.

28 Kasım Cuma günü Yalova TED Koleji’ne giden Prof. Dr. Erbay saat 14:00 itibariyle başlayan program kapsamında 1 saati aşkın bir süre boyunca “Z Neslinin Ortak Özellikleri, Sürdürülebilir Gelecek” ve “Yeşil Liderler” üzerine ufuk açıcı tespitler yaptı.

“Teknoloji sizin anavatanınız”

Salondaki genç öğrencilere hitap ederek konuşmasına başlayan Prof. Dr. Erbay, “Sizler gelecek dönemlerin liderleri olacaksınız. Yarın bu memleketi yönetecek kişiler sizlerin içinden çıkacak. Hatta Z kuşağında doğmuş gençlerin şimdiden yönetim kademelerinde yer almaya başladığını da görüyoruz. Üniversitedeki öğrencilerimin neredeyse tamamı Z kuşağına mensup. Sizden önceki kuşağa Y kuşağı, ondan öncekilere ise X kuşağı deniyor. X kuşağı, 68 kuşağı ve sonrasında doğan, mücadeleci kuşak olarak tanımlanır. Sizlerden sonra 2012–2024 arasında doğanlar Alfa kuşağı, 2025’ten sonra doğacak olanlar ise Beta kuşağı olarak adlandırılıyor. Alfabenin neredeyse tüm harflerini kullanıp tekrar başa döndük; “alfa” yeniden başlangıç demektir. Z kuşağına dünya genelinde verilen isim “dijital yerliler”dir. Siz dijital çağın yerlilerisiniz. Bu çağda doğdunuz, bu çağda büyüdünüz. Bizler ise bu çağın dijital göçmenleriyiz. Teknoloji sizin anavatanınız; bizim için ise sonradan göçtüğümüz bir yer. Dijital teknoloji, özellikle 20. yüzyılın sonundan itibaren büyük bir gelişme gösterdi ve siz bu teknolojinin yol göstericiliğinde büyüyen bir nesilsiniz. Klavyenin üzerinde büyümüş bir kuşak olduğunuz söyleniyor ve bu tanım hiç de yanlış değil” şeklinde konuştu.

“İnternet engellenemez ve bilgi akışı durdurulamaz”

Dünya genelinde Z kuşağına ilişkin pek çok araştırmalar yapıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Erbay, “Bu kuşak nelerden hoşlanır, neleri sevmez, davranış kalıpları nelerdir? Ben de hem araştırmalardan hem de üniversitedeki öğrencilerimden gözlemlediğim bazı özelliklerden bahsedeyim. Z kuşağının kimlik arayışı içtenlik, açıklık, özgürlük ve orijinallik üzerine kurulu. Kendine has, özgün olmak istiyor. İçten ilişkiler kurmak, şeffaf ve açık bir yaşam tercih etmek istiyor. Farklı kimliklere saygı duyuyor. Bu, bizim dönemlerimizde bu kadar belirgin değildi. Aynı zamanda çok yönlü bir kimlik arayışı içindeler. Sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak değil, dünya vatandaşı olarak da kendilerini tanımlamak istiyorlar. Çünkü dünya parmaklarınızın ucunda. Akıllı telefonlarla, internetle, yapay zekâyla her gün küresel bir ağın içindesiniz. Bilginin demokratikleştiği, akışın durdurulamadığı bir çağ bu. Bu nedenle yurt dışına ilgi duymanız, dünyayı tanımak istemeniz garipsenecek bir durum değil. Biz anne babalar bir noktada endişe etsek de, sizin küresel dünyayı tanımanız ve evrensel gidişatı takip etmeniz gerekiyor. Hiçbir ülke artık kendini kapatarak yaşayamaz. İnterneti engelleyemezsiniz, bilgi akışını durduramazsınız. Dolayısıyla sizin hem ulusal hem de küresel kimliğiniz olacak. Burada elbette bir tehlike var: Beyin göçü. Ülkenin beyin takımının büyük kısmını kaybetme riskinden endişe duymak doğal. Ancak bu çağ, küresel bir ekosistem içinde var olmayı gerektiriyor” dedi.

“Z kuşağı kendi gerçeğini yaşayan, özgün bir nesil”

Z kuşağının ortak özelikleri üzerine bilgiler veren Prof. Dr. Erbay, “Z kuşağı kurallara karşı daha sorgulayıcı. Dün bir öğrencimde yaşadım. Bir notuna itiraz ediyor. “Bunu böyle yaptın” diyorum, “Hayır hocam, kâğıdımı görmek istiyorum” diyor. Teneffüste çıktık, baktık. “Kızım, sen mi öğretmensin ben mi?” dedim. “Ama siz bize sorgulayın diyorsunuz, ben de sorguluyorum, hakkımı arıyorum” dedi. Söylenecek bir şey yok. Haklıydı. Kendi hakkını araması güzel. Z kuşağı girişimci bir kuşak. Büyük çoğunluğu kendi işini kurmak istiyor. Bundan 10–15 yıl önce devlet memurluğu en çok tercih edilen alanlardandı; bugün ise mühendisliğe, teknolojiye, algoritmaya dayalı bölümlere ciddi yönelim var. Çünkü bu alanlar geleceği şekillendiriyor. Dijital dünyada kendinizi ifade etmek istiyorsunuz. Sadece tüketici değil, üretici olmak istiyorsunuz. Çevre bilinci, etik değerler, sosyal sorumluluk konularında önceki nesillerden çok daha gelişmiş bir farkındalığınız var. Bu çok sevindirici. Tabii ekonomik odaklı davrandığınız da araştırmalarla ortaya konuyor. Kısacası Z kuşağı kendi gerçeğini yaşayan, özgün bir nesildir. Klasik kuşak çatışmaları vardır ama bu dönemde çatışmanın boyutu teknolojik sıçramaların etkisiyle daha büyüktür. Bu nedenle önceki kuşakların sizleri sabırla dinlemesi, dikte etmeden yönlendirmesi gerekir. Çünkü Z kuşağı baskıyla hareket etmiyor; kendi çözümünü kendisi bulmak istiyor” ifadelerini kullandı.

“Türkiye’deki Z kuşağının ciddi endişeleri var”

Türkiye’deki Z kuşağının ortak özellikleri üzerine konuşan Prof. Dr. Erbay, “Uluslararası firmalarda çalışma isteği çok yüksek. Kamuda çalışma isteği giderek azalıyor. Eğitim, işsizlik, kadın-erkek eşitliği en çok önem verilen başlıklar. Fırsat eşitliği konusunda ciddi endişeler var. En büyük kaygılardan biri, kamudaki kayırmacılık yani nepotizm” dedi ve Türkiye’deki eğitimde ve çalışma hayatında liyakat dışında hiçbir ölçütün olmadığı bir sistem kurulmadıkça gençlerin yurt dışına gitme isteği artacağını, gençlerin bir yandan ülkenin geleneksel değerleriyle modern dünyanın değerleri arasında bir yol bulmaya çalıştığını ve bunun doğal bir süreç olduğunu belirtti. Z kuşağının özelliklerine dair endişe edilenler hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Erbay, “Hızlı ve kesin başarı beklentisi. Uzun soluklu süreçlere sabır gösterememe. Dijital yoğunluk nedeniyle beğeni–onay mekanizmasına bağımlılık. İmaj yönetiminin bireyciliği artırma tehlikesi. Sanal dünyada fazla zaman geçirmeye bağlı olarak gerçeklikten uzaklaşma riski. Sosyal medyada idealize edilen hayatların gerçekçi olmayan beklentiler yaratması. Kriz ve çatışmalarda direnç kaybı. Dikkat dağınıklığı ve odaklanma sorunları. Tüm bunlar, dijital teknolojinin hayatımıza kattığı olumlu yönlerin yanında getirdiği riskler olarak değerlendirilmelidir. Bu riskleri aşmak, hem sizin hem de eğitim sisteminin en önemli görevlerinden biridir” şeklinde konuştu.

“İkinci Rönesans dönemi ile karşı karşıyayız”

Geleceğin toplumunu “yeşil yeni kuşaklar” olarak adlandırılan Z kuşağının oluşturacağını bir kez daha yineleyen Prof. Dr. Erbay, “Bugün hâlâ eski kafalarla memleketi yönetenlerin, 3-5 yıl ya da 10 yıl içerisinde artık sizlerin yönetimi ele alacağını, sizlerin bu dünyayı dolduracağını ve bu dünyaya anlam vereceğini hesaba katmaları gerekir. Bu, aslında büyük bir yol ayrımıdır. Teknolojinin bütün insanlığı kapısının önüne getirip bıraktığı, ikinci bir Rönesans dönemiyle karşı karşıyayız arkadaşlar. Hani 1300–1400’lü yıllarda başlayan birinci Rönesans vardı ya, işte onun ikincisinin “eli kulağında” derler; dünyanın bazı ülkeleri ve toplumları o bilgi çağı dönemine çoktan girmiş vaziyette. Bu büyük bir yol ayrımıdır. Bu yol ayrımında bize lazım olan yeşil yeni liderler, bu kuşağın içinden çıkacak arkadaşlar. 1900 model kafalarla geleceğin yönetilmesi mümkün değildir. Tarihte bir kez daha yeniden doğum —ki Rönesans zaten yeniden doğum demektir— yaşanıyor. Bu dönemi düzenleyecek, açıklayacak kavramlara; bu yeni düzeni gerçekleştirecek araçlara ve bunları yönlendirecek zihinlere ihtiyaç duyuluyor. İşte biz bu zihin yapısına sahip, geleceği yönetebilecek insanlara “yeşil yeni liderler” diyoruz. Reklam spotu gibi olacak ama şöyle diyebiliriz: Şimdi Z kuşağı zamanı” ifadelerini kullandı.

Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Kasım Ayı Diyabet Okulu Eğitimi Tamamlandı
Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Kasım Ayı Diyabet Okulu Eğitimi Tamamlandı
İçeriği Görüntüle

“Kuşak geçişlerinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi gerekiyor”

20. ve 21. yüzyılın başlarından itibaren yönetim alanında “yönetişim” kavramının ön plana çıkmaya başladığını söyleyen Prof. Dr. Erbay, “İçine açıklığı, hesap verebilirliği, katılımı katan bir yönetim şeklinden söz ediyoruz. İşte bu geleceğin yönetim biçimini hayata geçirecek olanlar sizlersiniz. Çünkü saydığımız özellikleriniz, yönetişim anlayışının gerçek sahiplerinin siz olduğunuzu gösteriyor. Savaşçı X kuşağı dedim; Y ve Z kuşağı arasında ise geçişler var. Bunları nöbet devri olarak görebilirsiniz. Bu geçişin toplumsal yaşamın her alanında sağlıklı bir biçimde gerçekleşmesi gerekiyor. Bizim size bu nöbeti sağlıklı bir şekilde devretmemiz gerekiyor arkadaşlar. Bunun zamanı geldi. Bu süreç, bir anda “karpuz keser gibi” bir yerden bir yere atlanan bir süreç değildir. Dönüşümün nesiller arasında sağlanması ve bu dönüşümü sağlıklı biçimde gerçekleştirecek yolların bulunması gerekir. Mesele budur. Bütün bu yeniliklerin arkasında, hangi yeni kuşak olursa olsun, bir birikimin devamı yatar. İnsanlık medeniyeti de birikimin devamıdır. “Kümülasyon” dediğimiz bu birikim olmadan yeni şeylerin ortaya çıkması mümkün değildir arkadaşlar. Su 10 derece, 20 derece, 50 derece ısınır; niceliksel bir farklılık olur. 90 derece de niceldir ama 100 dereceye gelince o birikimin sonucunda başka bir şeye dönüşür; buhar olur. Orada niteliksel bir değişim yaşanır” dedi.

“19. yüzyıl kafasıyla 21. yüzyılı yönetmeye çalışanlar ise çok geride kalır”

Konuşmasına kavramlar üzerine yaptığı bilgilendirmelerle devam eden Prof. Dr. Erbay, “Küreselleşme kavramıyla bolca karşılaşacaksınız. Küreselleşme ve yönetişim, yıllarca dersini verdiğimiz temel kavramlardır. Endüstri 4.0 diye bir şey duyacaksınız. Mühendis olduğunuzda akıllı fabrikalarda, akıllı üretim biçimlerinde görev aldığınızda daha iyi anlayacaksınız. Endüstri 1.0: buhar, Endüstri 2.0: elektrik, Endüstri 3.0: elektronik, Endüstri 4.0: nesnelerin interneti, akıllı sistemler, yapay zeka… Diyalektik boşluk dediğimiz mesele önemlidir. Bilim değişir, teknoloji değişir; teknoloji değişince üretim biçimi değişir; üretim biçimi değişince toplumsal üstyapı, kültür, hukuk ve siyaset değişir. Bilimin değişmesinden siyasetin değişmesine kadar geçen süreye “diyalektik boşluk” diyoruz. Bu boşluğun hızla doldurulması gerekir. Bu ne demektir biliyor musunuz? Bugünün bilimi ve teknolojisiyle yetişen gençlerin çok kısa sürede karar alma mekanizmalarına hem siyaseten hem bürokratik olarak taşınması gerektiği anlamına gelir. Bunu kısa sürede yapabilen toplumlar başarılı olacaktır. Bugün Batı’da 25–30 yaşlarında devlet başkanları görmeye başladık. Ne oldu? Diyalektik dönüşüm boşluğunu dolduruyorlar. Yeni teknolojilerle yetişmiş, yeni çağın ruhunu kavramış liderleri kısa sürede yönetime taşımanın yollarını bulan toplumlar başarılı olur. Buna direnenler, 19. yüzyıl kafasıyla 21. yüzyılı yönetmeye çalışanlar ise çok geride kalır” şeklinde konuştu.

“Bugün doğal kaynakları tüketirken aslında gelecekten borç alıyoruz”

Pandemi sonrasında yeniden bir küreselleşme dönemine geçildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Erbay, “Buna “küreselleşme 4.0” deniyor. Buradaki en önemli kavramlardan biri de “büyük sıfırlama” yani Great Reset. Dünyadaki pek çok şey pandemi sonrasında yeniden şekilleniyor. Buna “yapıcı yıkım” diyorlar. Hem yıkmak hem yapmak gibi oksimoron bir ifade gibi görünse de anlamı şudur: Yıkılması gerekeni yıkıp, yapılması gerekeni yeniden inşa ederek ilerlemek. Sürdürülebilir kalkınma kavramıyla da sürekli karşılaşacaksınız. “Sustainability” 1970’lerden beri literatürde. Başta çevre için kullanılsa da bugün ekonomiden toplumsal yaşama kadar tüm alanlara yayılmış durumda. Bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama imkanlarından taviz vermeden karşılamak demektir. Bugün doğal kaynakları tüketirken aslında gelecekten borç alıyoruz. Bu nedenle doğayı kirletirken, kaynakları hoyratça kullanırken gelecek kuşakların hakkını düşünmek zorundayız. İşte buna sürdürülebilirlik deniyor. 1970’lerden beri Birleşmiş Milletler’in bu konuda düzenlediği pek çok konferans var. 2000 yılında yayınlanan “Milenyum Bildirgesi” ve daha sonra 2015’te revize edilen 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları bu çerçevenin temelini oluşturur. Bu 17 temel amaç ve 169 hedef, dünya için bir rehberdir. Yoksulluğun ortadan kaldırılmasından, açlıkla mücadeleye; temiz suya erişimden kaliteli eğitime kadar birçok konuda gelecek kuşaklara yol göstermektedir” ifadelerini kullandı.

“Dünya insanları, toplumlar ve devletler birlikte hareket etmek zorunda”

Adalet kavramının tarih boyunca tüm devletlerin kafa yorduğu bir konu olduğunu açıklayan Prof. Dr. Erbay, “Adalet mülkün temelidir, adalet devletin temelidir” sözlerinden de bildiğimiz gibi, adalet kavramının dünya genelinde geri plana itilmesi büyük adaletsizliklere, eşitsizliklere yol açmıştır. Bu nedenle 2015 Bildirgesi’nde güçlü biçimde yer almıştır. Şu çok önemlidir: “Hedefler için ortaklık”. Yani dünya insanları, toplumlar ve devletler birlikte hareket etmek zorundadır. Çevre sorunları, hava kirliliği, su kirliliği, atıklar, radyasyon… Bunların hiçbirini tek bir ülkenin tek başına çözmesi mümkün değildir. Kara ormanlardaki asit yağmuru İstanbul’a yağıyor. Çernobil’de patlama oldu; Karadeniz’de kanser oranları hâlâ yüzde 60–70’lerde seyrediyor. Dünya bütüncül bir yaklaşımla çevre ve iklim sorunlarına bakmadıkça bu meseleler çözülemez. Bu anlamda dünya vatandaşı olmanın, dünyayı ve evreni okuyabilmenin ne kadar önemli olduğunu tekrar hatırlamak lazım. Bu bağlamda “yeşil yeni düzen” dediğimiz yapı karşımıza çıkıyor. Yeni düzen dediğimiz şey, aslında 1930’lu yıllarda büyük ekonomik krizden sonra sosyal devletin kurulmasıyla ortaya çıkan düzenin devamı niteliğindedir. 2008’deki mali krizden sonra ise “yeşil yeni düzen” yaklaşımı doğmuş; önce Birleşmiş Milletler’de, ardından ABD’de, Avrupa Birliği’nde ve Türkiye’de bu düzene geçişle ilgili programlar ve projeler yürütülmüştür” dedi.

“Fosil yakıtlardan güneş enerjisine geçiş hızlanıyor”

Konuşmasının ana temalarından biri olan yeşil yeni düzene dair bilgiler veren Prof. Dr. Erbay, “Yeşil yeni düzenin hedeflediği yaşam biçimi nedir? Bu, sizin yaşayacağınız dünyanın yaşam biçimidir. Öncelikle enerji tüketiminin azaltılması gerekiyor. Enerji türleri değişmeli; fosil yakıtlardan güneş enerjisine geçiş hızlanıyor. Bu alanlarda yeni mühendislik dalları ortaya çıkacak. Doğanın bir “girdi” olarak hesaba katıldığı yeşil bir üretim biçimi hedefleniyor. Doğal kaynaklar bir maliyet unsuru olarak ele alınmalı. Üretim ve tüketim biçimleri, özellikle tüketim alışkanlıkları yeniden gözden geçirilmeli. Doğayı koruyucu tarım anlayışları geliştirilmelidir. Organik tarım diyoruz, fakat ne yazık ki onu bile kendi çıkarlarımıza göre şekillendirmeye başladık. Sürdürülebilir ve dirençli kentler çok önemli. Dirençli kent şu demektir: Bir afetle –örneğin bir depremle– karşılaştıktan sonra o afetin etkilerini kendi içinde absorbe edebilen, minimuma indirebilen ve afetten sonra yaşamaya devam edebilen kent. Gelecekte çok duyacağınız kavramlardan biri budur: “Dirençli kentler.” şeklinde konuştu.

“Yönetimin hesap verebilir olması şart”

Yönetişim kavramı üzerine değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Erbay, “Sizin yönetici olacağınız, yeşil yeni liderler olarak yer alacağınız çağda karşınıza çıkacak yönetim anlayışları var. Bunlardan biri “yönetişim”dir. Bu, yukarıdan aşağıya hiyerarşik bir emir-komuta düzeni değildir. Herkesin yönetime katıldığı, tüm paydaşların süreçlere dahil edildiği demokratik bir yönetim biçimidir. Yönetişim renginin verilebilmesi için katılım şarttır. Sizlerin yöneten kurumlara –belediyelere, siyasal mekanizmalara, kamu kurumlarına– katılım sağlamanız gerekir. Bu katılım, yönetimde açıklığın sağlanması demektir. Yönetim şeffaf olmalıdır. Sizden alınan vergilerin nasıl harcandığı açıkça belirtilmelidir. Bu gerçekleşmediği için bizler bunu başaramadık; umarım sizler başaracaksınız. Vatandaş olarak verdiğiniz verginin nereye harcandığını takip edebilmeniz gerekir. Bunun için yönetimin hesap verebilir olması şarttır. Hesap verebilirlik için de açıklık gerekir. Karar mekanizmalarına katılmanız gerekir. Yeşil yeni düzenin sizlerden beklediği yönetim tarzı budur. Türkiye’de ise ne yazık ki akşam tartışma programlarında verginin nereye harcandığını tartışan pek yok. Herkes kendi gündemini oluşturmuş durumda. Sağlığa ne kadar harcanıyor, eğitime ne kadar harcanıyor, temiz su getirmek için ne kadar harcanıyor? Bu soruları gündem yapan pek kimse yok” ifadelerini kullandı.

“Sokak hayvanlarına yemek vermeyi yasaklayan zihniyetleri aşmanız gerekir”

Kendi içinde bulunduğu Türk nesline eleştiriler getiren ve gelecek Türk Z kuşağı nesline yapmaları gerekenlere dair öneriler getiren Prof. Dr. Erbay, “Biz Türkler genelde yakınırız. Ama sizler, gelecek nesil gençler, yakınmayı bırakmalı; katılmalı, sorgulamalı ve açıklık talep etmelisiniz. Bir gün şirket, kurum, belediye veya devleti yöneten kişiler olacaksınız. Yeşil yeni liderlerin sahip olması gereken nitelikler bunlardır. Teknolojik gelişmelerin ortaya çıkardığı yeni alanlara hâkim olmalı, bu alanlarda eğitim almış olmalısınız. Çağdaş yaşamla uyumlu üretim ve tüketim tarzlarını benimsemelisiniz. Doğa dostu olmayan üretim ve tüketim biçimlerinin karşısında durmalısınız. İnsanları doğayla barıştırabilen, yeşile dost gelenekler geliştirmelisiniz. Çünkü yeşil alanlar her gün azalıyor; yarın ayak basacak yeriniz kalmayabilir. Yönetişimde takım çalışmasını benimseyen, demokratik, katılımcı, açık bir yönetim anlayışını savunan bireyler olmalısınız. “Hesap vereceksin” diyebilen yurttaşlar olmalısınız. Çünkü toplumun temel taşı bireydir; partiler, gruplar, dinler değil. Eşitlikçi adalet anlayışını benimseyen bireyler olmalısınız. Canlı–cansız tüm varlıkları kapsayan yeşil adalet anlayışı önemlidir. Sokak hayvanlarına yemek vermeyi yasaklayan zihniyetleri aşmanız gerekir. Dünya sadece insanlara ait değildir; diğer canlılara ve hatta doğaya aittir. Doğaya saygı duymazsanız yaşayabileceğiniz bir gezegen kalmaz. Yeşilin yok olduğu, gri ve siyah bir distopyaya dönüşmüş bir gelecek sizi bekler. Ütopyaların distopyaya dönüştüğü tarihsel örnekleri hatırlayın. Bunu engellemek sizin elinizdedir” dedi.

“Mahvedilmiş, kendini yenileyemeyen bir çevre ve tahrip olmuş bir tabiat bizi distopyaya sürükleyebilir”

İnsanoğlunun medeniyetler kurmaya başladığından beri ütopyalar hayal ettiğini belirten Prof. Dr. Erbay, “Altın Çağ hayal eder; fakat onun karşısında tam zıttı olan karanlık bir dönem, yani distopya da her zaman onun yanında ve ardında durur. Eğer ütopyayı başaramazsanız, arkasından gelecek olan distopyadır. Thomas More’un 1584’te yazdığı kitapta geçen “ütopya” kavramı aslında çok daha eskilere, Eski Yunan felsefesine kadar uzanan bir deyimdir. Ütopya nedir biliyor musunuz? Yunanca “hiç olmayan bir yer” anlamına gelir. Biz insanlar olarak o hiç olmayan yeri ararız. Başka bir anlamı ise, her şeyin mükemmel olduğu bir yer, bir ada olarak da tanımlanabilir. Dolayısıyla ütopyamızı aydınlık ve yeşil mi, yoksa karanlık ve gri bir distopya olarak mı yaratacağımız tamamen sizlerin elinde. Bu yüzden sizleri uyarıyorum. Bu notları size aktarmaya çalışmamın nedeni de budur. Bir de küreselleşme 4.0’dan sonra ortaya çıkan, Japonların ortaya attığı bir kavram var: Toplum 5.0. Teknolojiyi bir tehdit değil, yardımcı bir güç olarak gören bir toplum modeli. Aslında bütün amaç bu: Teknolojiyi destekleyici bir unsur olarak görürsek ütopyayı yaratmamız kolaylaşır. Ama teknolojiyi kontrolden çıkarırsak —hani o robotların ve yapay zekânın insanları kontrol ettiği, kendi kendine hareket etmeye başladığı senaryolar var ya— işte onlar gerçekleşirse çok sıkıntılı bir döneme girebiliriz. Sadece bu da değil… Mahvedilmiş, kendini yenileyemeyen bir çevre ve tahrip olmuş bir tabiat da bizi distopyaya sürükleyebilir” şeklinde konuştu.

“Değişime ayak uyduramayanlarsa ikinci ve üçüncü sınıf toplumlar olarak kalacaklar”

Yeni düzenin başladığını ve “İkinci Rönesans” olarak tanımladığı döneme giriş yapan ülkeler olduğunu dile getiren Prof. Dr. Erbay, “Köklü değişime nasıl ayak uyduracağız? Eğer uyum sağlayabilirsek teknolojiden başlayıp yeşil yeni düzene kadar anlattığım tüm bu şeyler bize büyük bir sıçrama fırsatı sunacak. Bu değişime ayak uyduramayanlarsa ikinci ve üçüncü sınıf toplumlar olarak kalacaklar arkadaşlar. Eğer ikinci sınıf toplum olmak istemiyorsak, insanlık tarihindeki en büyük, en kapsamlı teknolojik sıçrayışı yakalamak zorundayız. Sizin böyle bir göreviniz var. Bizim görevimiz ise birikimlerimizi sizlere aktarmaktır. Peki biz nerede yer alacağız? Birinci sınıf toplumlarda mı, yoksa iki ve üçüncü sınıf köle toplumlarda mı? Bu topraklar için yeni bir sıçrama, yeni bir mücadele vakti sizi bekliyor arkadaşlar. Bizim uyarılarımız bir yana; asıl görev, kendinizi yetiştirmenizdir. Sizi bekleyen zamanı yakalamak için yeni kuşakların hazırlıklı olması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“Soru sormaktan korkmayın. Soru bilginin anahtarıdır”

Z kuşağının yeni dönemdeki değişime ayak uydurabilmesi için yapması gerekenlere ilişkin öneriler getiren Prof. Dr. Erbay, "Öncelikle yeniliklere açık olmanız gerekir arkadaşlar. İnsan bilmediğinden korkar. Tarih boyunca anlam veremediği şeylerden korktuğu için efsaneler, mitolojiler uydurmuştur. Sonuç olarak, yeni bilgiye açık olun. Okuduklarınızdan ve dinlediklerinizden de şüphe edin. Çünkü büyük bir bilgi çöplüğü var. Küresel otoyolda dev bir bilgi dalgası dolaşıyor. Bilimsel yöntemin gereği olarak, belirli aralıklarla bildiklerinizi perde çekerek yeniden kontrol edin. Doğru bildikleriniz yanlış olabilir. On yıl önce doğru kabul ettiğiniz bir bilgi, bugün yanlış olabilir. Soru sorun. Soru sormaktan korkmayın. Soru bilginin anahtarıdır. Cevap almak için iletişim kurun. Yanlış yapmaktan korkmayın. Tabii gidip kendinizi bir yerden atın demiyorum; ama hayatta en çok hatalarınızdan öğrenirsiniz. Yanlışlarınızdan ders alın. Tartışın ve yeni sentezlere ulaşın. Tartışmada iki taraf vardır: tez ve antitez. Tartışırsanız hakikat güneşi doğar. Öğrenme yolculuğunuza sorularınızı artırarak devam edin. Cevaplarınızı değil, sorularınızı artırın. Cevaplar her yerde var” diyerek sözlerine son verdi.

Prof. Dr. Erbay, 1 saati geçen sunumunu tamamladıktan sonra anlattığı konulara dair öğrencilerin merak ettiği soruları yanıtladı ve Yalova TED Koleji Lise Müdürü Bekir Abacıoğlu’ndan teşekkür belgesini takdim aldı.Yalova Ted Koleji Eski Vali Akademisyen Z Kusagi Yesil Yeni Liderler Duzen Sunum Konusma (4)

Yalova Ted Koleji Eski Vali Akademisyen Z Kusagi Yesil Yeni Liderler Duzen Sunum Konusma (5)

Yalova Ted Koleji Eski Vali Akademisyen Z Kusagi Yesil Yeni Liderler Duzen Sunum Konusma (6)

Yalova Ted Koleji Eski Vali Akademisyen Z Kusagi Yesil Yeni Liderler Duzen Sunum Konusma (1)-1

Yalova Ted Koleji Eski Vali Akademisyen Z Kusagi Yesil Yeni Liderler Duzen Sunum Konusma (2)

Yalova Ted Koleji Eski Vali Akademisyen Z Kusagi Yesil Yeni Liderler Duzen Sunum Konusma (2)-1

Yalova Ted Koleji Eski Vali Akademisyen Z Kusagi Yesil Yeni Liderler Duzen Sunum Konusma (3)

Yalova Ted Koleji Eski Vali Akademisyen Z Kusagi Yesil Yeni Liderler Duzen Sunum Konusma (1)

Muhabir: Göktuğ Doğukan Yüksel