ABD’nin Maskelenmiş Yüzü -1
KORE SAVAŞI
1823’de başlayan ve ‘Monroe Doktrini’ olarak bilinen yalnızlık politikasına izolasyonizm’e yeniden bakacak olursak; 7 Aralık 1941 Pearl Harbor Baskınının ardından II. Dünya Savaşına katılan ABD hava kuvvetleri Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Japonya'nın şehirlerine hava saldırısı düzenledi.
Böylece 19. Yüzyılda ABD’nin ‘Avrupa'nın iç işlerine karışmama ve Amerika kıtasındaki Avrupa sömürgeciliğine karşı durma temeline dayanan yalnızlık politikası (izolasyonizm)’de sona ermiş oluyordu.
Geriye dönüp baktığımızda ve objektif bir değerlendirme yaptığımızda; ‘ABD, keşke izolasyon/yalnızlık politikasına sadık kalsaydı ve o politika günümüze kadar ve hatta, çok ileri tarihlere kadar sürseydi’ deme durumunda kalıyoruz.
ll. Dünya Savaşı Sonrasında Güç Sarhoşu ABD;
‘Dünyanın Polisi, dünyanın Jandarması ve dünyanın tek güvenlik gücü, tek hakimi olduğu ’sanısına kapılıyor.’ İşte tam da bu duygu ve durum; dünyayı uçurumun eşiğine taşıyordu…
ll. Dünya savaşı sonrası ABD’nin içinde yıllardır uykuda olan emperyalist canavar uyanıyor ve ‘izolasyon/yalnızlık politikasını’ bir kenara itip; sözde geri kalmış bazı ülkelere; demokrasi getirme bahanesiyle ‘ülkelerin doğal kaynaklarına el koyuyor, yönetim ve rejim değişikliği yapıyor, kukla yönetimler eliyle, geri kalmış bu ülkeleri yönetmeye; tüm kaynaklarına el koymaya çalışıyor.
Özünde milliyetçi duyguları oldukça zayıf ABD yurttaşlarının; rahatına düşkün ve savaş istemeyen/savaş karşıtı bireylerden oluştuğu zaten bilinen bir gerçek.
Durum böyleyken ABD’yi yöneten güç; nasıl oluyor da saldırgan ve emperyalist bir politika izleyebiliyor?
Refah, huzur ve zenginlik vadiyle seçilen ABD başkanı koltuğuna oturunca; süper güç ve bu gücün tek hakimi olmanın yükünü taşımakta zorlansa da; çıkar odaklı lobiler hemen harekete geçip, her şeyi kılıfına uydurup yeni başkanı, telleri görünmez olan bir kafese koyuyor.
Şakşakçı alkışları ve güç sarhoşluğu/güç zehirlenmesi sonucu zengin coğrafyaların masum ve günahsız insanları; kendini dünyanın hakimi sanan, aslında kafeslenmiş olduğunun farkında bile olmayan kukla başkanın yönlendirilmiş kararları ve imzasıyla sömürülüp; ezilip yok oluyor.
Şimdi asıl konumuz olan ABD’nin işlediği savaş suçlarına dönecek olursak:
ABD 2. Dünya Savaşı sonrasında tövbesini bozmuş, emperyal amaçlı ve azılı bir canavar gibi; bir cephede savaşırken yeni bir savaş cephesi oluşturmaktan da çekinmiyordu.
ABD’yi, kısaca ABD ekonomisini elinde bulunduran ‘Siyonit Güç’ seçilmiş ABD başkanlarını da yönetip/kullanıyordu.
İşgal edilen ülkelere; ‘biz size demokrasi ve zenginlik getireceğiz’ diye söz veriliyor; getirilen kaos, esaret ve doğal kaynaklara el konulması şeklinde sonoçlanıyordu.
Güncel olan ise; tüm dünyayı diken üstünde tutan İran saldırısı/savaşı olmuştur.
Biz bu saldırıyı/savaşı; sırası geldiğinde değerlendirmek üzere Kronolojik sırayla ABD’nin işgale dayalı savaş suçlarını ele almaya devam edersek;
ilk sırda ‘1950–1953 Kore Savaşı olacaktır.
KORE SAVAŞI 1950-1953
Savaş öncesi:
· Kore kolera salgınıyla uğraşan, okuma-yazma oranı düşük ve endüstrileşmeyi kaçırmış bir ülkeydi.
· Japonya kendi güvenliğini artırmak ve Çin üzerinde daha rahat nüfuz sahibi olmak için 1905 yılında Rus İmparatorluğu'nu yenerek 1910 yılında Kore'ye sahip olmuştu.
Kore; 1945 yılında Japonya'nın teslimiyetinden sonra, ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki anlaşmazlığın öne çıktığı ilk yerlerden biri oldu.
İki süper güç, Japonya'dan aldıkları Kore toprakları üzerinde yerli ama kendilerine bağımlı hükümetler kurduktan sonra 1948-1949 yıllarında askerlerini çektiler.
Böylece Sovyet yanlısı Kuzey Kore ve Amerikan yanlısı Güney Kore kuruldu. 38. enlem bu iki kardeş ülke arasında sınır hattı oldu. Bölünmüş her iki ülke yönetimi de, Kore yarımadasının tek sahibi/hakimi olduğunu savlıyordu.
SAVAŞIN İLK KIVILCIMI
1948'den sonra hem Kuzey Kore hem de Güney Kore, ülkeyi tek bir hükümet altında birleştirmek istiyor, öte yandan her iki taraf da diğerinin topraklarına gerilla tarzı baskınlar düzenliyordu.
1949'da Amerika Birleşik Devletleri, yanlışlıkla ya da kasıtlı olarak, Güney Kore'yi komünizme karşı savunacağı bölgeleri tanımlarken dikkate almadı yani liste dışı tuttu. Bu durum, Kuzey Kore Başbakanı Kim İl Sung'u, ‘Amerikalıların hiçbir şey yapmayacağı’ düşüncesiyle Güney Kore'yi işgal etmeye yönlendirdi.
ABD Kore Savaşı'na neden katıldı?
Kuzey Kore lideri Kim İl-Sung, yarımadayı Komünist rejimi altında birleştirmek istiyordu. Bu amaçla; 25 Haziran 1950 sabahında Kuzey'e bağlı Kore Halk Ordusu, Pokpung Operasyonu'nu başlatarak 38. paraleli geçti ve Güney'e girdi.
Bunun üzerine ABD Başkanı Truman, Japonya'daki Amerikan birlikleri komutanı General Douglas Mac Arthur'a Güney Kore'ye malzeme yardımı yapılması için emir verdi.
Ancak Kore Halk Ordusu Güney topraklarını işgale devam ediyordu.
Amerika Birleşik Devletleri Kuzey Kore ordusu tarafından ezilen Güney Kore ordusuna yardım etmek için Güney Kore'ye, Amerikan kuvvetleri göndermeye karar verdi.
KORE SAVAŞINDA TÜRKİYE
Kore'ye asker gönderme fikri, (DP) hükümetinin politikası gereği, artan Sovyet Rusya tehdidine karşı NATO'ya üye olabilmek için bir fırsat olarak görüldü. Türkiye, TBMM'nin 30 Haziran 1950 tarihli oturumunda verilen karar çerçevesinde, Kore'ye asker gönderdi.
Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasındaki 259 subay, 18 askeri memur, 4 sivil memur, 395 astsubay, 4414 erbaş ve er olmak üzere 5090 kişilik 1.Türk tugayı, 17 Eylül 1950'de İskenderun limanından hareket ederek Busan limanına ulaştı ve 17 Ekim’de karaya çıktı.
Savaşın başından Temmuz 1953'teki ateşkese kadar geçen sürede toplam 14.936 Türk askeri Kore'de görev aldı. Onların 721'i şehit oldu, 175'i kayboldu, 234'ü esir düştü ve 2147'si yaralandı. Böylelikle Türkiye yüzde 22'lik zayiat oranına ulaştı ve ABD'nin ardından ikinci sırada yer aldı.
ABD’nin Kore Savaşında İşlediği Savaş Suçları
Kore Savaşı (1950-1953) sırasında ABD ve Birleşmiş Milletler komutası altındaki güçlerin karıştığı iddia edilen başlıca savaş suçları ve tartışmalı olaylar şunlardır:
· No Gun Ri Katliamı (26–29 Temmuz 1950)
ABD askerlerinin 26-29 Temmuz 1950 tarihlerinde, yaklaşan Kuzey Kore birlikleri arasına sızmış gerillalar oldukları şüphesiyle Güney Koreli, çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere, 250–300 mültecilerin toplu olarak öldürülmesi olayıdır.
· Halı Bombardımanı (Carpet Bombing)
ABD Hava Kuvvetleri'nin Kuzey Kore şehirlerine ve sanayi bölgelerine yönelik yürüttüğü yoğun bombardımanlar sonucunda, çok sayıda sivil hayatını kaybetti. Savaşın sonuna gelindiğinde, Kuzey Kore'deki binaların ve altyapının %80-%90'ının yok olduğu tahmin edilmektedir.
· Barajların Bombalanması (1953)
Savaşın son aylarında ABD, Kuzey Kore'deki tarımsal üretimi durdurmak amacıyla; ana sulama barajlarını bombaladı. Bu eylemin, geniş çaplı kıtlığı hedeflemiş olması nedeniyle savaş hukuku açısından ciddi eleştirilere maruz kalmıştır.
· Savaş Esirlerine Yönelik Uygulamalar
Hem Kuzey hem de Güney tarafında savaş esirlerine yönelik işkence, infaz ve kötü muamele olayları ve Koje-do esir kampındaki isyanlar ve bunların bastırılma şekli; bu kapsamdaki en bilinen vahim olaylardandır.
· Biyolojik Silah İddiaları
Kuzey Kore ve Çin, ABD'nin savaş sırasında veba, kolera gibi hastalıkları yaymak için biyolojik silah kullandığını iddia etmiştir. ABD bu iddiaları kesin bir dille reddetmiştir.
Değerli okurlar bir sonraki yazım, ABD’nin günümüzde pek anılmayan eski suçları serisi kapsamında ABD’nin MASKELENMİŞ YÜZÜ sıralaması şeklinde sürecek ve bir sonraki yazım ABD’nin * Guatemala: 1954, 1960, 1967–1969 * müdahaleleri olacaktır.
Sevgiyle, mutlulukla ve sağlıcakla kalınız.