2003–2008 ve 2009–2010 yılları olmak üzere iki ayrı dönemde Yalova Valiliği görevini başarıyla yürüten; Altınova’dan Armutlu’ya kadar olan mevkideki turizm alanlarının ziyaret edilebilmesi amacıyla 127 kilometrelik ana arter ve 62 kilometrelik bağlantı yolu olmak üzere toplam 189 kilometrelik yolun inşa edilmesine öncülük ederek “Yeşil Mavi Turizm Seyir Yolu”nun hayata geçmesini sağlayan İstanbul İstinye Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Erbay, çalışmalarına devam ediyor.
Geçtiğimiz yılın sonunda Yalova’nın önemli eğitim kurumlarına giderek “Z Kuşağına Notlar: Yeni Sürdürülebilir Liderlik Bağlamında Yeşil Liderlik” konulu sunumlar gerçekleştiren Prof. Dr. Erbay’ın bu kapsamdaki çalışmasını içeren “Z Kuşağı İçin Notlar - Yeşil Liderlik” adlı son kitabı, geçtiğimiz ayın sonunda İmge Kitabevi’nden yayımlandıktan sonra Yıldız Kırtasiye’nin Yalova’daki tüm şubelerinde satışa sunulmaya başladı.
Bugüne kadar 10’u aşkın sayıda kitabı yayımlanan Prof. Dr. Erbay, Çiftlikköy Sahil Mahallesi Atatürk Caddesi’nde hizmet veren Sofa Coffee çatısı altında Yalova Gazetesi’nin konuğu oldu. Yeni kitabı üzerine önemli değerlendirmelerde bulunan Erbay, son yıllarda tartışma konusu olan Z kuşağına dair fikirlerini de paylaştı.
“Hayatımın 3-4 günü İstanbul’da, 3-4 günü Yalova’da geçiyor”
İlk olarak kendisi hakkında bilgi veren Prof. Dr. Erbay, “1961 Trabzon doğumluyum. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdim. İngiltere’de yüksek lisans yaptım, doktoramı burada tamamladım. Bir taraftan da Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden sonra kaymakamlık mesleğine girdim. Bu süreçte birçok görevde bulundum. Merkezde Mali İdareler Genel Müdürlüğü’nde görev yaptım. Avrupa Konseyi’nde uzun yıllar süren görevlerim oldu. Özellikle Türkiye Delegasyonu Milli Sekreterliği görevini 5 yıl boyunca yürüttüm ve bu dönem benim hayatımda çok önemli bir yer tutar.Daha sonra ilk olarak Nevşehir Valisi olarak görev yaptım. Yaklaşık 2 yılın ardından Odalar Birliği Genel Sekreterliği görevine geldim. Sonrasında tekrar Yalova Valiliği’ne döndüm ve 2003’ten 2011’e kadar farklı dönemlerde Yalova’da görev yaptım. Yalova’daki insanlar bunu iyi bilirler; birkaç kez gidip gelerek burada görev yaptım. Daha sonra Merkez Valisi oldum. Bu dönemde Ankara’da TOBB ETÜ, Başkent Üniversitesi ve zaman zaman ODTÜ’de dersler verdim. 2000’li yıllardan sonra emekli oldum ve İstanbul’da İstinye Üniversitesi’nde tam zamanlı profesör olarak görev yapmaya başladım. Siyaset bilimi ve kamu yönetimi bölümünde ders veriyorum. Bu arada yaklaşık 10 yıl aradan sonra tekrar Yalova’ya geldim. İstanbul’daki üniversite hayatının ve şehir yaşamının zorluklarını da göz önünde bulundurarak, Yalova ile olan yakınlığımı ve dostlarımın çağrılarını dikkate alarak Çiftlikköy’de yaşamaya başladım. Şu anda haftanın 3-4 günü Yalova’da, 3-4 günü İstanbul’da geçiyor” dedi.
“Gençlere dünyada olup biteni nasıl aktarabileceğimize dair uzun yıllardır kafa yoruyorum”
Uzun zamandır Z jenerasyonuna ait bireylere üniversitede ders verdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Erbay, “Verdiğim dersler arasında belki de en önem verdiğim ders “Küreselleşme ve Yönetişim” dersidir. Bu dersi TOBB ETÜ’den bu yana yaklaşık 15 yıldır veriyorum. Bunun dışında kamu yönetimi, uluslararası örgütler, Türk idare tarihi, yerel yönetimler ve Avrupa’da yerel yönetimler gibi geniş bir ders portföyüm var. Ancak en çok önemsediğim ders, disiplinler arası bir ders olan küreselleşme ve yönetişim dersidir. Bu ders kapsamında küresel gelişmeleri Z kuşağına anlatmaya çalışıyoruz. Çünkü öğrencilerimin tamamı 2000 yılından sonra doğmuş durumda. Üniversitede dersler genelde kolay kolay değişmez ama bu ders her yıl yenilenmek zorunda. Çünkü dünyadaki gelişmeler sürekli değişiyor ve siz de buna ayak uydurmak zorundasınız. Bu gençlerin dünyada olup biteni anlaması gerekiyor. Bizim de bunu onların anlayacağı bir dilde aktarmamız gerekiyor. Uzun zamandır bu ders çerçevesinde yürüttüğüm çalışmalar var. Bu süreçte yerel yönetimler alanının önemli isimlerinden Ruşen Keleş hocamla birlikte kitaplar yazdık. Katılım, Avrupa Konseyi ve yerel yönetimler üzerine çalışmalar yaptık. Şu an birlikte ve tek başıma yazdığım kitap sayısı yaklaşık 16’ya ulaştı. Son kitabım ise bana “Bu kitabı artık tek başına yazmalısın” denilmesi üzerine ortaya çıktı. Bu kitap, aslında küreselleşme ve yönetişim dersinde biriken bilgi ve deneyimin bir sonucu. Gençlere dünyada olup biteni nasıl aktarabileceğimize dair uzun yıllardır kafa yoruyorum” şeklinde konuştu.
“Z kuşağının bizim için büyük bir şans olduğunu düşünüyorum”
Bilgi ve birikimini Yalova’daki gençlerle paylaşmak istediğini ve bu amaçla da yola çıktığını söyleyen Prof. Dr. Erbay, “Çünkü burada yaşıyorum ve Yalova’ya karşı bir sorumluluğum olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle Yalova’daki dört önemli eğitim kurumunda gençlerle bir araya geldim. Gerçekten çok zeki ve farkındalığı yüksek gençler var. Z kuşağının bizim için büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Elbette eleştiriler var ama ben onları çok önemsemiyorum. Aslında bu gençlere bizim öğreteceğimiz çok fazla şey yok. Çünkü onlar zaten teknolojinin içinde doğmuş bir nesil. Yapay zekâyı, dijital dünyayı bizden daha iyi anlıyorlar. Hepsi aynı seviyede mi? Hayır. Her kuşakta olduğu gibi farklılıklar var. Ama bu durum her zaman böyleydi. Bizim kuşağımızın da tamamı kusursuz değildi. Önemli olan, bu gençlere doğru soruları sordurabilmek. Çünkü cevaplar zaten her yerde var. Asıl mesele doğru soruyu sorabilmek ve dünyayı analiz edebilmektir. Benim amacım da bu kavramları gençlere aktarabilmek. Bu doğrultuda yaptığım söyleşilerde yaklaşık 10 temel kavram üzerinden dünyayı anlatmaya çalıştım. Bu çalışmaları faydalı buluyorum ve devam edeceğim” ifadelerini kullandı.
“Kitabımı, kızım Dilay’a ve onu yetiştiren eşim Gamze’ye ithaf ettim”
Kitabının çıkış hikayesini paylaşan Prof. Dr. Erbay, “Bu kitap özelinde yaklaşık 6 aylık bir çalışma var ama arkasında 10 yıllık bir birikim bulunuyor. Picasso’nun dediği gibi: “15 dakikada yaptım ama 80 yıl artı 15 dakika.” Kitap basmak da kolay değil. İmge Kitabevi Türkiye’nin önemli yayınevlerinden biridir. Çok titiz bir süreçten geçtik. Bu kitabın benim için özel bir anlamı daha var. İlk defa bir kitabımı birine ithaf ettim. Z kuşağı özelliklerini taşıyan kızım Dilay’a ve onu yetiştiren eşim Gamze’ye ithaf ettim” dedi. Z kuşağı hakkında bilgi veren Prof. Dr. Erbay, “Z Kuşağı, 1996 ile 2012 arasında doğanları kapsıyor. Şimdi 2012-2024 arasında doğanlara Alfa Kuşağı denmeye başladı. Yani Z ile kalmadık, alfabe başa döndü. 2024’ten sonra doğanlara da Beta Kuşağı deniyor. Dolayısıyla istediğiniz isimlendirmeyi kullanabilirsiniz, rakamlarla da numaralandırabilirsiniz. Şu anda endüstri ile ilgili bir numaralandırma sistemi de var; örneğin Endüstri 4.0, 5.0 gibi. Peki, bu sınıflandırmalar neden yapılıyor? Örneğin 31 Aralık 2012’de doğan bir Z Kuşağı bireyi ile 1 Ocak 2013’te doğan Alfa Kuşağı bireyi birbirinden çok mu farklı? Hayır. Bu sınıflandırmalar, sosyal bilimlerde analiz ve kavramsal ayrım yapmak, ilişkileri ve bağlantıları daha kolay görebilmek için yapılıyor. Karpuz keser gibi net sınırlar yok. Önemli olan, bugünkü teknolojiyi, iletişim biçimini, sosyal anlayışı ve dünyadaki gelişmeleri kavrayabilen insanları tanımlayabilmek” şeklinde konuştu.
“Z kuşağının bir altın çağ mı yaratacağı yoksa bir distopyaya mı yol açacağı zaman gösterecek”
Z kuşağına ilişkin zaman içerisinde bozulan algıya dair kendi fikrini açıklayan Prof. Dr. Erbay, “Z Kuşağı için bir ütopya vardı; güzel günler gelecekti ve onlar bu güzel günleri hazırlayacaklardı. Dünyayı tanıyan, teleokrasi ve elitokrasi döneminde yaşamış bir kuşaktı. İnsanlar hep altın çağ arayışı içindeydi. Ancak ütopyalar, kendi içlerinde çürüyerek distopyaya dönüşebilir. Bunu Hollywood filmlerinde de görürsünüz: robotlar, insan değerlerinin azalması ve karamsarlık. Tarihte de benzer örnekler vardır: 19. yüzyıl modernleşmesi sonucunda Hitler ortaya çıkmıştır; aynı ütopyanın içinde 1. ve 2. Dünya Savaşları yaşanmıştır. 1. Rönesans sonrası Avrupa’daki 100 Yıl Savaşları da bir distopyadır. Dolayısıyla Z Kuşağı bir altın çağ mı yaratacak yoksa distopyaya mı dönüşecek, bunu zaman gösterecek. Ancak şuna eminim: Onlar bu dönemin “yerlileri”. Biz ise göçmenleriz. Yeni bir dünya kuruluyor; yeni bir bilim anlayışı, yeni teknoloji, yeni üretim biçimi ve yeni sosyalleşme biçimi var. Bazı insanlar Z Kuşağı’nı suçluyor; asosyal veya antisosyal olduklarını söylüyorlar. Ama her teknoloji kendi sosyalleşmesini yaratır. Onların bilgisayarlarla, yapay zekayla uğraşmaları, kendi sosyalleşme biçimlerini oluşturmaları doğal. Bizim zamanımızda, kitap okurken Texas Tombik’s gibi çizgi romanlar bize çok şey katardı. Şimdiki nesil ise bu dünyayla bağlantı kurmak için cep telefonlarını kullanıyor. Z Kuşağı kendi sosyalleşmesini yaratıyor. Siyasallaşma konusunda da aynı sorun var; benim adını “diyalektik boşluk” koyduğum bir fark mevcut. Bilimden siyasete, teknoloji ve üretime kadar gelen zincirdeki boşluğu ne kadar kısa sürede doldurabilirlerse, toplumlar o kadar başarılı olacak. Bu başa geçme süreci uzadıkça, 1900’lü yılların zihniyetiyle dünyayı yönetmeye çalışan örnekleri görüyoruz. Örneğin Trump’ın yaptıkları gibi. Teknoloji ve bilgi temelli üretim arttıkça, eski nesillerin yöntemleri yetersiz kalıyor. Üretimin kaynakları artık emek, sermaye ve teknoloji ile birlikte bilginin de içinde olduğu bir sistem oluşturuyor. Bilgi toplumunda üretimin %50’den fazlası bilgiye dayanıyor. Z Kuşağı ve sonrasındaki kuşaklar, bu değişen dünyayı anlayan ve yönetecek” ifadelerini kullandı.
“Eski neslin kafasıyla yaklaşmak, gençlerin önünü kapatmak akıl kârı değil”
İnsanlığın zorlu bir dönemden geçtiğini işaret eden Prof. Dr. Erbay, “Teknolojik değişimler üst üste geliyor, fark büyüyor. Eski neslin kafasıyla yaklaşmak, gençlerin önünü kapatmak akıl kârı değil. Onların önünü açmak, çağın gereğini anlayan yeşil liderlerin önünü kesmemek gerekiyor. Sosyal bilimlerde bir teori var; Toplumların %20’si, %80’ini yönetir. Sosyal yaşantıda da aynıdır. Bana gelen 100 öğrenciden 20 tanesi yeterlidir; 20 çok büyük bir sayıdır. Bu rafine insanlar, demokrasilerde herkesin oy hakkı eşit olsa da sorumluluklarının farklı olduğunu bilir. Örneğin İngiltere veya Fransa’da, işleri genellikle rafine insanlar yürütür. Fransa’yı rafine Fransızlar, İngiltere’yi rafine İngilizler yönetir. İşin bir tarafı budur. Bizim anlamadığımız taraf ise şudur: Demokrasilerde ne yapılacağına halk karar verir, ama nasıl yapılacağına bürokratlar ve teknokratlar karar verir. Gemiyi Pendik’e götürelim. Götürelim mi? Hep beraber karar veriyoruz; demokrasi budur. Götürelim. Tamam, Pendik’e gidecek, peki kim götürecek? Nasıl götürecek? Bunu işi bilen, kaptan gibi insanlar yapacak. Demokrasilerde hikaye budur. Yani toplumun çoğunluğu ne olacağına karar verir; ama nasıl yapılacağına, teknokratlar, bürokratlar, yetişmiş kişiler, dünyayı tanıyan ve teknolojiyi bilen insanlar karar verir. Dolayısıyla gemiyi yürütecek olanlar benim için çok önemlidir. Geminin kaptanı olacak kişiler teknokrat, bürokrat, siyasetçi veya akademisyen olabilir; kim olursa olsun fark etmez. Toplumun %100’ünü, gençlerin %100’ünü öyle yapacağız diye bir iddia olamaz; Amerika’da da olamaz, İngiltere’de de. O rafine kişi, %20 veya %15’in içinden çıkar. Bu, bize özgü bir eksiklik değildir. İnsanlığın oluşturduğu toplumsal yapıda böyle bir biyolojik gerçeklik vardır. Bu, zeka, eğitim ve eğitimi alma kapasitesi ile ilgilidir. Toplumsal bir seleksiyon, doğal seleksiyon gibi bir mekanizmadır. Benim gözümde, işi yürütecek olanlar aklı başında, söyleneni anlayan, dünyayı tanıyan ve dünyayla irtibat kurma yeteneğine sahip gençlerdir. Onlardan bahsediyorum, “yeşil lider” diyorum” diyerek sözlerini sonlandırdı.


