Bazı organizasyonlara yarışmacı olarak gidiyorum, bazılarında ise basın kimliğimle yer alıyorum. Ama dürüst olayım; hangi rolde olursam olayım, içimdeki o koşan taraf hiç susmuyor.

Basın olarak katıldığım yarışlarda bile parkuru sadece izlemekle yetinemiyorum. En azından “en küçük mesafeyi” deneyimlemeden oradan ayrılmak bana eksik geliyor. Bunun en güzel örneklerinden biri 2. kez Eker I Run oldu. Geçen sene baştan demiştim 15k koşarım aynı zamanda ama bu sene gerçekten plansız oldu. Spor ayakkabımı bile oradan aldım diyebilirim :) Orada basın tarafında yer almama rağmen, 5K parkuruna girip koşmadan duramadım. Çünkü bir organizasyonu gerçekten hissetmenin yolu, o parkurun bir parçası olmaktan geçiyor. Ayakkabının zemine değdiği an, kalabalığın enerjisi, nefesin ritmi… Bunları yaşamadan anlatmak bana hep yarım geliyor.

Basın tarafında olmak ise bambaşka bir deneyim. Organizasyonun perde arkasını görmek, emeği, detayları, görünmeyen hikâyeleri fark etmek… Bu taraf, bana sadece bir izleyici değil; aynı zamanda bir anlatıcı olma fırsatı veriyor. Ve en güzellerinden biri de, bu süreçte tanıştığım insanlar. Sporun birleştirici gücünü, farklı hayatların kesiştiği o anlarda çok daha derinden hissediyorum.

Geçtiğimiz yıl Didim Akra Barut Hotel’de düzenlenen buluşma ise benim için ayrı bir yerde. Olimpiyat madalyalı sporcularla aynı ortamda bulunmak, onların hikâyelerini dinlemek ve o atmosferi solumak gerçekten heyecan vericiydi. Sadece başarılarını değil, o başarıya giden yoldaki disiplini, sabrı ve tutkuyu yakından görmek bana ilham verdi.

Zamanla fark ettim ki, sporcularla röportaj yapan bir spor editörü olmak, onların hikâyelerini doğru yerden yakalayabilmek sadece masa başında öğrenilen bir şey değil. Sportstvde staj dönemimde muhabirlik yaparken Başakşehir Çocuk Maratonu’nda koşan çocukların o saf sevincini görmek, o anın içinde olmak bana bunu çok net hissettirdi. Çünkü sahada olmak, o enerjiyi birebir yaşamak, teorinin asla tek başına veremeyeceği bir derinlik katıyor.

Belki de bu yüzden benim yolum hep iki yerden geçiyor: hem koşunun içinden hem de hikâyenin tam kalbinden.