Son haftalarda sizlere daha çok Yalova özelinde yazılar yazarken bu hafta yarım asrı aşkın süredir faaliyet gösterdiğimiz sektör olan tarım ve hayvancılığın sıkıntılarına bir kez daha dikkat çekmek istedim. Her fırsatta bu konuda da birçok açıklamada bulundum.
Önümüzdeki ay hep birlikte inşallah Kurban Bayramını idrak edeceğiz. Bu sektörde faaliyet gösteren küçüğü büyük, yerel ya da ulusal çaptaki yetiştiriciler kurbanlık hayvanlarını satışa sundular. Fiyatlar geçtiğimiz yıla oranla %25 ila %40 dolayı da artış göstermiş durumda. Bu oran kimi illerde %50’yi bile geçiyor. Bu artış, sıradan bir enflasyon dalgalanmasıyla açıklanamayacak kadar ciddi bir tabloyu işaret ediyor aslında.
İlk akla gelen sebep elbette yem maliyetleri. Türkiye’de hayvancılığın en büyük gider kalemi olan yem, büyük ölçüde dışa bağımlı. Çok değil daha geçtiğimiz hafta yem %35 zamlandı. Döviz kurundaki her artış doğrudan üreticiye maliyet olarak yansıyor. Mazot, elektrik, veterinerlik hizmetleri ve işçilik giderleri de eklenince üretici için hayvan beslemek her geçen gün daha zor hale geliyor. Ancak mesele sadece maliyet değil.
Asıl sorun, Türkiye’nin hayvancılıkta kendi kendine yeten bir ülke olmaktan uzaklaşmasıdır.
Bir zamanlar mera varlığıyla, küçük aile işletmeleriyle, yerli üretimiyle övünen bir ülkeydik. Bugün ise ithalatla fiyat dengelemeye çalışan bir yapıya dönüştük. Canlı hayvan ithalatı, kısa vadede fiyatları baskılıyor gibi görünse de uzun vadede yerli üreticiyi sistemin dışına itiyor. Üretici kazanamazsa üretimden çekilir; üretim azalırsa fiyatlar daha da artar. Bugün yaşadığımız tam olarak budur.
Kırsalda genç nüfus kalmıyor. Hayvancılık yapanların yaş ortalaması yükseliyor. Küçük üretici desteklenmediği için ya işletmesini kapatıyor ya da borç batağına sürükleniyor. Büyük işletmeler ise piyasayı domine ederken maliyet baskısını doğrudan tüketiciye yansıtıyor.
Kurbanlık fiyatlarındaki bu artış aslında buzdağının görünen kısmı. Asıl mesele, Türkiye’nin üretim gücünü kaybetme riskiyle karşı karşıya olmasıdır. Kendi hayvanını yetiştiremeyen, yemini üretemeyen bir ülkenin gıda güvenliğinden söz etmek mümkün değildir.
Eğer gerçekten çözüm aranıyorsa; ithalat yerine yerli üretimi teşvik eden, küçük üreticiyi ayakta tutan, yem maliyetlerini düşüren ve kırsalı yeniden cazip hale getiren politikalar hayata geçirilmelidir. İl Tarım Müdürümüzün, çiftçilere yönelik yapmış olduğu destek açıklamasını değerli buluyorum. Küçükbaş için açıklanan destek programının da takipçisiyim. En kısa sürede meyvelerini vermesini temenni ediyorum. Bu tarz projelerin uzun vadeli olarak ele alınması gerekiyor. Ülkemizin eski üreten günlerine dönmesi için bu önemli.