Yalova Aronya Festivali Coşkusu Sürüyor
Yalova Aronya Festivali Coşkusu Sürüyor
İçeriği Görüntüle

Oğuz Atay’ın anısını yaşatmak amacıyla İnebolu Kültür ve Sanat Derneği tarafından bu yıl altıncısı düzenlenen Oğuz Atay Öykü Ödülü sonuçlandı. Seçici kurulun değerlendirmesi sonucunda, Yalova’da öğretmenlik yapan İnal İnal, “Uzun Metraj” adlı öyküsüyle ödülün sahibi oldu.

Altay Ömer Erdoğan, Ercan Yılmaz, Hülya Soyşekercİ, Hüseyin Peker ve Muzaffer Kale’den oluşan seçici kurul, İnal İnal’ın öyküsünü oy çokluğuyla ödüle layık gördü.

Seçici kurul, “Uzun Metraj”ı; insan merkezli anlatımın dışına çıkarak bir nesneye duygu, hafıza, toplumsal gözlem ve karakter kazandırması, bir otomobilin el değiştirmesi üzerinden 1990’lardan günümüze Türkiye’nin sosyo-ekonomik ve kültürel dönüşümlerini işlemesi, bireysel hikâyeleri ekonomik kriz, deprem ve göç gibi toplumsal kırılma noktalarıyla birleştirmesi ve sinematografik anlatımının yanı sıra sıcak, samimi, yer yer mizahi ve ironik dili nedeniyle ödüle değer buldu.

İnal İnal, 1980 yılında Malatya’da dünyaya geldi. 2004 yılında İstanbul Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği ve Mütercim-Tercümanlık bölümlerinden çift ana dal yaparak mezun oldu. Uzun yıllar otomotiv sektörü başta olmak üzere teknik ve pazarlama alanlarında çeviriler yapan İnal, halen Sakarya Üniversitesi’nde çeviribilim alanında doktora eğitimini sürdürüyor ve Yalova’da Prof. Dr. Halil İnalcık Anadolu Lisesi’nde İngilizce öğretmeni olarak görev yapıyor.

Edebiyatla lise yıllarında tanışan İnal’ın daha önce de öyküleri ödüllere layık görüldü. 2008 yılında “Demiryolu Üçlemesi” adlı öyküsü Ümraniye Belediyesi 4. Geleneksel Hikâye Yarışması’nda, “İshak, Deniz ve Biz” adlı öyküsü ise Foça Belediyesi Deniz Öyküleri Yarışması’nda mansiyon aldı.

Yalova’da Öğretmenlik Yapan İnal İnal’a Oğuz Atay Öykü Ödülü (2)

“Uzun Metraj” nasıl ortaya çıktı?

İnal İnal, ödüle layık görülen “Uzun Metraj” adlı öyküsünün ortaya çıkış hikâyesini Yalova Gazetesi’ne anlattı.

Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Tabii. 1980 Malatya doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençliğim orada geçti. Paylaşmayı, uzlaşmayı ve kavgayı sokakta öğrenen neslin son temsilcilerinden sayılırım. Bugünden o zamana bakınca ekran başında olmak yerine sokakta olduğum için çoğu akranım gibi şanslı hissettiğimi de söylemeliyim.

Edebiyata olan ilgim ise lise yıllarında sahaflar çarşısında kendi kendime keşfettiğim kitaplarla başladı, bunların çoğu Amerikan ve Rus edebiyatından klasiklerdi. Kurgunun büyülü dünyasına bu dönemde girdim. Sonrasında gittiğim İstanbul Üniversitesi de kültürel zenginliği ve tarihi atmosferiyle bana çok şey kattı. Vaktimin çoğunu Akmar’da, Beyoğlu Sahaflar Çarşısı’nda ve Anabala Pasajı’nda kitap veya plak arayarak geçiriyordum.

2004 yılında İngilizce öğretmenliği ve mütercim-tercümanlık (çift ana dal) bölümlerinden mezun oldum. Uzun süre otomotiv sektörü başta olmak üzere teknik ve pazarlama alanlarında çeviriler yaptım. Edebi anlamda doğrudan bir katkı sağlamıyor gibi görünseler de bu çevirilerin farklı metin türlerine aşinalığımı artırdığını; söylem ve metin çözümlemesi bakımından beni zihinsel anlamda diri tuttuğunu düşünüyorum. Halen Sakarya Üniversitesi’nde çeviribilim alanında doktora eğitimime devam ediyorum ve Yalova’da Prof. Dr. Halil İnalcık Anadolu Lisesi’nde İngilizce öğretmeni olarak görev yapıyorum. Evliyim ve iki kızım var.

Edebiyatın, kitapların ve sahafların hayatımın her döneminde beni cezbeden bir tarafı olsa da “yazma” serüvenim biraz kesintili oldu. İlk olarak 2008 yılında “Demiryolu Üçlemesi” adlı öyküm Ümraniye Belediyesi 4. Geleneksel Hikâye Yarışması’nda; aynı yıl “İshak, Deniz ve Biz” adlı öyküm Foça Belediyesi Deniz Öyküleri Yarışması’nda mansiyon ödülüne layık görüldü. Öykülerim ve şiirlerim siyahkahve.com, ubormetenga.org ve slothline.com gibi online platformlarda yayımlandı. Ancak üç yıl öncesine kadar çeşitli nedenlerle yazı çalışmalarıma uzun bir ara verdim. Yazma motivasyonumun yeniden canlanmasında geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz, kendisi de bir öykücü olan arkadaşımız Emel Zehra Tunçinan’ın öncülüğünde kurulan Oku-Yorum Kitap Kulübü’nde yaptığımız edebiyat sohbetlerinin çok önemli bir etkisi olduğunu söyleyebilirim. Bu vesileyle onu da sevgi, minnet ve rahmetle anmak isterim.

Yalova’da Öğretmenlik Yapan İnal İnal’a Oğuz Atay Öykü Ödülü (3)

Öncelikle sizi 6. Oğuz Atay Öykü Ödülü’ne taşıyan “Uzun Metraj” adlı öykünüzü nasıl bir fikirden yola çıkarak kaleme aldınız? Yazma süreciniz nasıldı? Öykünün tamamlanması ne kadar sürdü ve yazarken sizi en çok zorlayan bölüm ne oldu?

Bazı öykülerin zahmetsizce gelip kendini yazdırdığını düşünüyorum. Bu öykü de onlardandı. Geçen yaz kendi aracımda eşim ve çocuklarımla Malatya’dan Gaziantep’e giderken Pazarcık’ta, yol kenarındaki bir konteyner kentte rastladım öykümün kahramanı olan otomobile. Camlarından tekerleklerine her şeyi sökülmüş, hurdaya çıkarılmış bir Fiat 126 Bis’ti. O esnada araç kullandığım için yanlış görmüş de olabilirim tabii, emin değilim; çok kısa bir süre, bir fotoğraf karesi kadar gördüm sadece. Yol boyunca aklımdan çıkmadı, oraya nasıl geldiğini o güne kadar kimlerin elinden geçmiş olabileceğini kurdukça kurdum kafamda. Onun hikâyesine bu kadar odaklanmamda bölgede depremin etkilerinin hâlâ çok taze olmasının rolü büyüktü elbette... Sonrasında bir süre notlar aldım ve sonunda oturup öyküyü birkaç gün içinde yazdım. En çok zorlandığım kısım, öykünün otuz yılı aşkın bir zaman dilimine yayılması oldu. Bu uzun zaman diliminin gerek içerik gerek dil ve anlatım açısından tutarlı ve akıcı olabilmesi için özel olarak çaba sarf ettim.

Oğuz Atay, Türk edebiyatında kendine özgü dili ve anlatım biçimiyle önemli bir yere sahip. Oğuz Atay’ın sizin yazarlığınız ve “Uzun Metraj” üzerinde etkisi oldu mu?

Oğuz Atay şüphesiz edebiyatımızda “kurgu” denince ilk akla gelen yazarlardan. Özellikle geleneksel anlatı biçimleri yerine üstkurmaca, bilinç akışı gibi teknikleri ustalıkla kullanan bir yazar. Atay’ın tek öykü kitabı olan Korkuyu Beklerken’i öyküye ilgi duymaya başladığım zamanlarda etkilenerek okumuştum. Hâlâ da başucu kitaplarımdan biridir. Doğrudan “şöyle bir etkisi oldu'” demek zor olsa da Uzun Metraj’ın anlatıcının otomobil olduğu bir üstkurmaca tekniği ile yazılmış olması, nesne-insan ilişkisine nesne odağından yaklaşması ve “tutunamayanlar”ın hikâyelerini anlatması dolaylı bir etkilenmenin göstergesi olabilir.

Bu ödülün Oğuz Atay adına düzenleniyor olması sizin için ne ifade ediyor? Ödülü kazandığınızı öğrendiğinizde ilk ne hissettiniz?

Bazı öykülerim ilk kez 2000’lerin sonlarında bir grup edebiyatseverin titizlikle hazırladığı “ubormetenga.org” adlı sitede yayımlanmıştı. Ubormetenga, Atay’ın Korkuyu Beklerken adlı öyküsünde geçen kurgusal örgütün adı. O günlerde Oğuz Atay’la bu şekilde ilişkilenmek bile çok kıymetliyken bugün Oğuz Atay Öykü Ödülünü almak benim için büyük bir onur... Bu nedenle ödülü aldığımı öğrendiğimde tarifsiz bir heyecan ve mutluluk yaşadım. Oğuz Atay gibi edebiyatımızda yeri çok özel olan bir yazarın adını yaşatmak için yoğun çaba gösteren İnebolu Kültür ve Sanat Derneği’ne ve öykümü ödüle layık gören değerli jüri üyelerine bir kez daha teşekkür etmek isterim.

Ödülün ardından “Uzun Metraj”ı yeniden değerlendirdiğinizde, bugün olsa öyküde değiştirmek ya da eklemek istediğiniz bir şey olur muydu?

Değiştireceğim bir şey olmazdı. Dediğim gibi özellikle kurgu ve planlama aşamasında kendini yazdıran, o bakımdan zorlanmadığım bir öykü oldu. Eklemek istediğim bir şey de olmazdı çünkü zaten ilk hâli 18 sayfaydı, sonrasında sadeleştirerek ve hikâyeyi fazla esnettiğini düşündüğüm bölümleri çıkararak 14 sayfaya kadar indirdim.

Bundan sonraki edebiyat yolculuğunuzda neler var? Yeni bir öykü, kitap ya da üzerinde çalıştığınız başka bir proje bulunuyor mu?

Bu aralar yine dilini ve üslubunu çok sevdiğim bir yazar olan Bilge Karasu’nun çevirilerini inceleyeceğim doktora tezim beni oldukça meşgul ediyor. Yayımlanmaya hazır bir öykü dosyam var, onun için de yayınevleri ile görüşeceğim. Bunların dışında gün içinde yeni öyküler için aklıma gelen şeyleri not almaya devam ediyor; bunları Sait Faik’in hiç kesilmesin istediği “hişt hişt” sesleri gibi duyuyorum…

“Nereden gelirse gelsin; dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, hayvandan, ottan, böcekten, çiçekten… Gelsin de nereden gelirse gelsin!... Bir “hişt hişt” sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları...” Sait Faik Abasıyanık, Alemdağ'da Var Bir Yılan.

Muhabir: Sezgin Altınel