GÜNAYDIN Değerli Okurlar,
Zafer, bir çabanın, kahramanlığın, ıstırap ve sancının petekleştiği noktadır. Zafer, Türk’ün devlet olma mayasıdır. Malazgirt Zaferi ile zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz’ un başlamasının ise Türk tarihinde ayrı bir yeri, ayrı bir önemi vardır. 26 Ağustos’a tarihlenen bu zaferlerden birincisi, Türk tarih ve medeniyetinin Anadolu’da ilerleyişinin önemli bir adımı; İkincisi, Avrupa’daki gerileyişin bitişi ve bitmiş zannedilen bir milletin yeniden şahlanışıdır.
Başka hiçbir milletin tarihinde, birbiriyle bu kadar bütünleşen takvim yaprağı yoktur. Aynı sonu paylaşan iki başkomutana, “Sizi affettim, sizi bağışladım” diyebilen bir yüceliğe de, gene başka bir milletin tarihinde rastlanmaz.
Milletlerin geçmişinde, onların kaderlerini değiştiren, yarınlarını aydınlatan, toplumu bütünüyle kavrayıp yeni bir yapıya iten tarihler vardır. Bu tarihler gelecekteki bir büyük hareketin ilk adımı ya da başlangıcı olabilirse ölümsüzleşir, unutulmaz olur. Bu başlangıcı unutulmaz yapan, o başlangıçtan doğan geleceğin aydınlığı ve sürekliliğidir.
26 Ağustos 1071 de, böyle bir başlangıçtır. Bu tarihten itibaren Anadolu, üzerinde yükselen birbirinden muhteşem anıtlarla Türk yurdu olmuştur. Ne var ki, Anadolu’ya Türk Mührü’nün basılması öyle birdenbire ve kolay olmamıştır.
Tarih kitapları, Türkler’ in Anadolu’ya 1071’de Malazgirt savaşıyla girdiğini yazar. Şimdi konuyla ilgili sadece iki kısa haberi hatırlayalım:
*18 Mart Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin araştırması çok önemli bir gerçeği ortaya çıkardı; Türkler, Anadolu’ya M.Ö. 2 000 yılında geldiler. Hakkâri’de yapılan arkeolojik kazılarda bu konu ispatlandı. Bulunan 13 kabartma ve aile mezarı, yirmi milyon satışlı National Geographic dergisinin Ekim sayısına da konu oldu. Başta Ermeniler olmak üzere bazı etnik kimliklerin tekelinde olduğu iddia edilen Güneydoğu’nun öz Türk anayurtlarından biri olduğu böylece ispatlandı. Türkler ‘in Anadolu’ya 1071’de değil de, 3200 yıl önce geldiğinin belgelenmesi, dünya gündemine de oturdu. (Hürriyet, 10 Ekim 2002)
*Konya’ nın Çumra İlçesi’ ndeki Çatalhöyük’ te sürdürülen kazılarda Türkler’ in Anadolu’ ya gelişi olarak bilinen 1071 yılındaki Malazgirt Savaşı’ ndan 7 bin yıl önce de Anadolu’ da olduklarına dair bulgular ele geçirildi. Geleneksel Türk kilim ve halı motifleriyle Çatalhöyük’ teki 9 bin yıllık duvar resimleri arasındaki büyük benzerlik ‘Türkler 9 bin yıl önce de Anadolu’ da vardı’ tartışması başlattı. (Akşam, 28 Temmuz 2003)
Kısacası, Türkler ’in 26 Ağustos 1071’ de kazanılan Malazgirt Zaferi’ nden sonra Anadolu’ya yoğun göçlerle gelerek yurt tutmaları konusu Müslüman Türkler’ le ilgilidir; Türkler’ in Anadolu’ ya ilk gelişleri değildir. Türklerin Anadolu’ya akınları ve bilhassa Doğu Anadolu ile Kafkasya’da yurt tutma çabaları, İslâmiyet’ten çok daha eski tarihlere iner.
Konuya girmeden önce kısaca Malazgirt adından söz edelim. Malazgirt, Muş iline bağlı bir ilçe merkezi… Çevrede ele geçen Urartu yazıtlarına göre, Kral Menuas döneminde ( M.Ö 810- 786) ovada sulama kanalları yapılmış. Urartular zamanında kurulduğu sanılan yerleşmenin adı eski kaynaklarda Arganias, Menazcird, Menazcerd, Mantzikiret, Manzikert, Mankert, Manazkert, Manazgird, Malaskirt, Malazgird ve Kale olarak geçiyor. Yunanlı Dr. Georgios Nakracas’ n yazdığı “ Anadolu ve Rum Göçmenlerin Kökeni” adlı kitapta Malazgirt Savaşı için Mancikert Savaşı adı kullanılıyor.
Malazgirt, tarih içinde Asurlular, Hasaniler, Urartular, İskitler, Ermeniler, Gürcüler, Medler, Persler, Romalılar, Partlar, Sasaniler, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Ahlatşahlar, Anadolu Selçukluları, Moğollar, İlhanlılar, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Eyyubiler, Osmanlılar, Safeviler hâkimiyetine girmiş.
Artık asıl konumuza girelim. Anadolu’nun Türk Yurdu oluş tarihini Prof. Dr. Abdülhaluk Çay, 4 ana grupta ya da safhada toplar. Bunlar:
“Selçuklulardan önce Anadolu’ya yapılan Türk akınları, Selçuklularla birlikte başlayan Oğuz gruplarının yurt tutmaları, Moğol istilâsı sonrasında XIII. yüzyıl ve sonrasında büyük Türk kitlelerinin Anadolu’ya gelmesi, Anadolu’da Türkleşmenin tamamlandığı XIV ve XV. yüzyıllardır.”
Şimdi, ilginizi çekeceğini zannettiğim bir konudan bahsetmek istiyorum. Bundan yaklaşık 4 bin 200 yıl önce, Anadolu’da bir Türk Krallığı bulunduğunu biliyor muydunuz?
Anadolu’da, M.Ö. 2500 – 2000 yılları arasında Hatti uygarlığı egemendi. Din, töre, mitoloji ve sanat bakımından büyük bir varlık sergileyen Hattiler’in etkileri Anadolu’da iki bin yıla yakın bir süre boyunca yaşamıştı. Nitekim Anadolu, M.Ö. 2500- 700 tarihleri arasında, bütün komşuları tarafından hep Hatti Ülkesi olarak anılmıştı.
Hatti ülkesi, küçük beyliklerden oluşmaktaydı. Anadolu’da Hatti uygarlığının hâkim olduğu döneme ait, bugün elimizde binlerce yazılı belge var. Bu belgelerin birine göre, Anadolu’da Türkler’in yaşadığı kesin olarak anlaşılmaktadır. Söz konusu belge, M.Ö. 2350 – 2150 yılları arasında Mezopotamya’da büyük bir devlet kurmuş olan Akad imparatorlarından Naram- Sin’e ait olup, Anadolu hakkında bilgi veren ilk yazılı belgedir. Bu belgede, Kral Naram- Sin, Purattu ( günümüzdeki Fırat ) Nehri’ni geçerek Anadolu’ya girdiğini ve Hatti Kralı Pampa başkanlığında toplanan 17 Anadolu kralına karşı mücadele ettiğini belirtmekte ve kendine karşı çıkan bu kralların isimlerini vermektedir.
“ ŞARTAMHARİ METNİ” adı verilen ve “ MÜCADELENİN KRALI” anlamına gelen bu belge, aslında üç kopya olup, biri Mezopotamya’da Babil’de, ikincisi Mısır’da Tel el Amarna’da, üçüncüsü de Anadolu’da Hattuşaş arşivinde bulunan metindir.
Hitit dilinde ve Hitit çivi yazısıyla yazılmış olan bu metin belli ki, Hititler zamanında (M.Ö. 1750- 1200) Akadça orijinalinden Hititçe’ ye tercüme edilmiştir. Baştan 7 satırı kırık olan metnin 15’inci satırı Türki Kralı İlsu- Nail’den söz etmektedir. Görülüyor ki, bu metin Anadolu kökenli olmamakla beraber, Anadolu hakkında bilgi veren en eski yazılı belgedir. (Türkler’ in göçebe ve işgalci oldukları iddiasının, Avrupa’ nın Türkler’ i Anadolu’ dan uzaklaştırma politikasının ürünü olduğu kanaatini taşıyorum.)
(Gelecek Yazı: Turukkular ve Malazgirt’ ten Önce Anadolu’ ya Türk Akınları)
Günüz aydın ve esenlik dolu olsun.
Ne Mutlu Türk’ üm Diyene!