Türk siyasetinin önemli isimlerinden olan Yavuz Ağıralioğlu tarafından 30 Ekim 2024 tarihinde kurulan Anahtar Parti, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına “Üçüncü Yol” olabilmek amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. Önümüzdeki dönem gerçekleştirilecek 29. Dönem Milletvekilliği ve Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’nde zafer kazanarak iktidarı hedefleyen Anahtar Parti, Türkiye’nin dört bir yanına giderek “Anahtar Buluşmaları” adını verdiği programlar ile vatandaşlarla bir araya geliyor.
Bu kapsamda Yalova’da da buluşmalar gerçekleştirmek isteyen Anahtar Parti’nin Genel Başkan Yardımcısı Eğitim Politikaları Başkanı Prof. Dr. Fatih Yalçın, 8 Ocak Perşembe günü Yalova’ya geldi. Partisinin İl Binası’nı ziyaret eden Prof. Dr. Yalçın, yerel basın mensuplarıyla buluşarak basın açıklaması gerçekleştirdi. Prof. Dr. Yalçın’ın ülke gündemi başta olmak üzere eğitim politikalarına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulunduğu basın toplantısına Anahtar Parti MYK Üyesi Türk Dünyası Başkan Yardımcısı Hüseyin Meletli, Anahtar Parti Yalova İl Başkanı Hüseyin Özdemir, Anahtar Partisi Yalova İl Teşkilat Başkanı Yakup Gündüz ve Anahtar Parti Yalova İl AR-GE Başkanı Yusuf Tolay da eşlik etti.
“Türkiye hiçbir zaman Ankara’dan göründüğü gibi değil”
Konuşmasına Yalova’da son dönemlerde yaşanan terör saldırında şehit olan polisler ile birlikte SGK’da gerçekleşen saldırı sonrası hayatını kaybeden avukat için baş sağlığı dileklerini ileterek başlayan Prof. Dr. Yalçın, “Yalova, maalesef son dönemde kötü olaylarla anılıyor. İnşallah bundan sonra benzer hadiselerle karşılaşmayız ve devletimiz gereken tüm tedbirleri alır” dedi. Partisi’nin adını verdiği “Anahtar Buluşmaları”nın çok önemli bir organizasyon olduğuna işaret eden Prof. Dr. Yalçın, “Buradaki temel amacımız; politika üretirken masa başından, sahadan kopuk ve bölgesel gerçeklerden bağımsız politikalar üretmemektir. Türkiye hiçbir zaman Ankara’dan göründüğü gibi değildir. Her bölgenin, her şehrin kendine özgü şartları vardır. Bu nedenle sahaya iniyoruz; insanlarımızı dinliyoruz, sorunlarını dinliyoruz. Bununla da yetinmeyip onların önerilerini, tavsiyelerini alıyoruz. Bu kapsamda Yalova ziyaretimizi, MKYK Üyemiz Samet Meletli ile birlikte gerçekleştireceğiz. Dün Kocaeli’ndeydik; orada çeşitli temaslarda bulunduk ve teşkilatımızla bir araya geldik. Bu ziyaretlerin bir dışa dönük, bir de içe dönük yönü var. Dışarıda vatandaşlarımızla buluşurken, içeride de teşkilatlarımızla bir araya geliyor; hasbihal ediyor, onların öneri ve tavsiyelerini dinliyoruz. Bizim iletmemiz gereken hususlar varsa bunları da paylaşıyoruz. Aslında bu, tam anlamıyla bir ortak akıl sürecidir. Partimiz kurulurken “ortak aklı siyasetin merkezine koyacağız” dedik. Bu doğrultuda, bu hafta boyunca arkadaşlarımız Türkiye’nin dört bir yanında benzer toplantılar gerçekleştiriyor” şeklinde konuştu.
“Plansız program ve yatırımların bedelini vatandaş ödüyor”
Anahtar Parti’de Eğitim Politikaları’ndan Sorumlu olarak Genel Başkanlığı görevini yürüttüğünü açıklayan Prof. Dr. Yalçın, “Eğitim Politikaları Başkanı olarak, sekiz ayrı komisyonla birlikte çalışıyorum. Bu komisyonlar sürekli sahadalar. Sahadan aldıkları verileri bize iletiyorlar; biz de ayakları yere basan, öngörülebilir ve uygulanabilir politikalar üretmeye çalışıyoruz. Türkiye, uzun süredir sadece eğitimde değil, hemen her alanda plansızlık ve programsızlık sorunu yaşıyor. Bunun sonuçlarıyla bugün yüzleşiyoruz. Üniversiteli işsizler, atanamayan öğretmenler, işlevsiz diplomalar memleketi doldurmuş durumda. Gündemi takip ettiğinizde, bu sorunların temelinde koordinasyonsuzluk ve plansızlık olduğunu açıkça görüyorsunuz. Ve bu plansızlığın bedelini ne yazık ki vatandaş ödüyor.
Plansız yatırımların bedelini vatandaş ödüyor. Plansız eğitim programlarının bedelini yine vatandaş ödüyor. Anahtar Parti olarak kurulduğumuz günden bu yana, nezaketli ve saygın bir dil kullanmayı benimsedik. Taşlama yapmadan, gördüğümüz sorunları hem hükümetimizle hem vatandaşımızla paylaşıyoruz. Sadece problemleri dile getirmekle kalmıyor, çözüm önerilerimizi de ortaya koyuyoruz. Bu anlayışla bir yılımızı doldurduk” ifadelerini kullandı.
“Türkiye’nin şu anda en aktif, en sahada ve en nitelikli teşkilatları Anahtar Parti teşkilatlarıdır.”
Anahtar Parti’nin Türkiye genelinde 105 bin üyesi bulunduğunu ve bunlara yakın zamanda 25 bin üyenin daha katılacağının bilgisini veren Prof. Dr. Yalçın, “Artık büyük bir parti, büyük bir aile hâline geldik. Yalova’daki teşkilatımızı da görüyorsunuz; gerçekten çok güzel bir teşkilatımız var. İddialı bir şekilde şunu söyleyebilirim: Türkiye’nin şu anda en aktif, en sahada ve en nitelikli teşkilatları Anahtar Parti teşkilatlarıdır. Üç gün önce Van’daydım. Orada da aynı dinamizmi gördüm. Birkaç hafta önce Hatay’daydık; oradaki ekip de aynı şekilde. Siyaseten yıpranmamış, kirlenmemiş, hatta birçoğu ilk defa siyasete Anahtar Parti ile adım atmış yol arkadaşlarımızla birlikte yürüyoruz. Bu, bizim için çok keyifli bir siyasi mücadele. Genel Başkanımızın yola çıkarken verdiği en önemli sözlerden biri de buydu: Kavga etmeden, ötekileştirmeden, örselemeden siyaset yapmak. Parti taassubuyla değil, milletin sorunlarıyla siyaset yapmak. Sadece problemleri konuşmak değil, vatandaşımıza umut olmak. Türkiye zor bir dönemden geçiyor. Dünya da çok sıkışık bir süreçte. Her sabah “bugün acaba ne oldu” endişesiyle uyanıyoruz. Bir hafta önce Venezuela Devlet Başkanı’nın, ABD tarafından evinden alınarak götürülmesi, kimsenin olabileceğini düşünmediği bir olaydı. Dünya büyük bir kaosun içinde. Böyle dönemlerde devletlerin ayakta kalabilmesi için içeride birlik ve bütünlüğünü sağlaması gerekir. Ancak iktidar ve ana muhalefet partisinin siyasete hâkim kıldığı kavga dili, milletin temel meselelerde bir araya gelmesini zorlaştırıyor” dedi.
“Vatandaş konuşmaktan korkuyor. Mikrofon uzatıldığında endişe ediyor.”
Sıraladığı nedenlerden ötürü Anahtar Parti’nin “Üçüncü Bir Yol” açmak istediğine dikkat çeken Prof. Dr. Yalçın, ““Bunlara oy vermezseniz diğerleri gelir” ikilemine mahkûm olmayan; milletin değerleriyle kavga etmeyen, kimseyi ötekileştirmeyen, 85 milyonu kendinden bilen bir anlayışla siyaset yapıyoruz. Anketlere yansıyan yükselişimizi görüyorsunuz. Herkes şaşırıyor ama biz şaşırmıyoruz. Çünkü sahada bunun çok daha fazlasını görüyoruz. Korku iklimine rağmen bir yılda 105 bin üyeye ulaşmak, halkta karşılık bulduğumuzun en net göstergesidir. Vatandaş konuşmaktan korkuyor. Mikrofon uzatıldığında endişe ediyor. Oysa bir toplumda insanlar derdini anlatmaktan korkuyorsa, orada ciddi bir sorun vardır. Vatandaşın sesini duymadan üretilen hiçbir çözüm sahici olmaz. Biz sahadayız. İnsanlar mikrofonlara konuşmasa bile bize fısıldıyor. Ulusal medyada kendimizi yeterince anlatamıyoruz belki ama “fısıltı gazetesi” Anahtar Parti’yi kulaktan kulağa, kalpten kalbe büyütüyor” şeklinde konuştu.
“Eğitim politikaları bir hükümet politikası değil, devlet politikası olmak zorunda”
Türkiye’nin son 20 yıldaki eğitim politikalarına yöneltilen eleştirilerin hatırlatılması üzerine açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Şahin, “AK Parti hükümetleri döneminde eğitim alanında çok sayıda sistem değişikliği yapıldı. Bir değil, iki değil; neredeyse her bakan değişikliğinde yeni bir sistem getirildi. Üstelik her biri, Türk eğitim tarihi açısından bir “milat” olarak sunuldu. En maharetli oldukları konulardan biri de bu aslında. Bir yıl önce söylediklerinin tam tersini, bir yıl sonra aynı coşkuyla ve aynı inançla anlatabiliyorlar. Bizden de her seferinde bunu alkışlamamızı bekliyorlar. Bugün “Terörsüz Türkiye süreci” deniliyor. Bir yıl önce seçim satıhındayken aynı kişiler, aynı coşkuyla herkesi hain ilan ediyordu. Şimdi ise tam tersini söylüyorlar ve yine aynı coşkuyla onay bekliyorlar. Eğitimdeki sistem değişiklikleri de hep bu şekilde sunuldu. Bir bakan geliyor, “Size öyle bir sistem getirdim ki her şeye çare olacak” diyor. Ardından başka bir bakan geliyor, öncekinin coşkuyla anlattığı her şeyi bir kenara bırakıyor ve “asıl milat bu” diyerek yeni bir sistem getiriyor. Başkanlık sistemi anlatılırken de aynı dili hatırlarsınız: “Verin yetkiyi, görün etkiyi” denmişti. Yetki verildi, etkiyi görüyoruz; ama ne etki olduğu hâlâ tartışmalı. Oysa eğitim politikaları bir hükümet politikası değil, devlet politikası olmak zorundadır. Sayın Cumhurbaşkanı bile 2–3 yıl önce çıkıp “Biz bu eğitim işini beceremedik” dedi. Bu bir itiraftı ve doğru bir tespitti. Gerçekten de başaramadılar” ifadelerini kullandı.
“Üniversitelerdeki asıl problem, kontrolsüz ve plansız büyüme”
Eleştirilerini dile getirirken “hükümeti taşlama” amacı taşımadığını söyleyen Prof. Dr. Yalçın, “Dünyada da eğitimin sorunları var, bizde de var. Ancak bizim sorunlarımız daha derin ve daha yaygın. İstatistiklere baktığınızda, gelişmiş ülkelerde de benzer sorunların olduğunu görürsünüz ama bizde çok daha yoğun yaşanıyor. Bizim derdimiz şu: Neden bizde daha fazla? Bu sorunun cevabını arıyoruz ve çözüm üretmeye çalışıyoruz. Örneğin üniversiteli işsizlik… “Her yere üniversite kuruldu” deniyor. Biz buna şu açıdan bakıyoruz: Üniversite sayısı, nitelikle birlikte konuşulduğunda anlamlıdır. Yoksa Türkiye’deki üniversite sayısı, dünya ortalamalarına göre çok da fazla değildir. Asıl problem, kontrolsüz ve plansız büyümedir. Yalova’da üniversite olur mu? Olur. Gümüşhane’de üniversite olur mu? Olur. Dünyanın en büyük üniversitelerinin çoğu küçük yerleşim yerlerindedir. Harvard, Oxford, MIT gibi üniversiteler küçük kasabalarda kurulmuştur. Bir üniversitenin mutlaka büyük bir şehirde olması gerekmez. Ancak üniversite kurarken ihtisaslaşma gerekir. Yalova’ya üniversite kuruyorsanız, burayı belirli alanlarda marka hâline getirmelisiniz. “Ekonomi okuyacaksan Yalova’ya gel” diyebilmelisiniz. Bayburt’ta üniversite kuruyorsanız, “Bayburt Üniversitesi şu alanda öndedir” diyebilmelisiniz” dedi.
“Eğitim nicelikle değil, nitelikle ölçülür”
Kurulan üniversitelerde her bölümünün açılmasıyla birlikte kontrolsüz bir öğrenci kabulünün hem demografi hem de eğitimin genel kalitesini düşüreceği uyarısında bulunan Prof. Dr. Yalçın, ““Her ile üniversite açtık” propagandasıyla bu iş yürümez. Hükümet sürekli nicelik üzerinden konuşuyor: Kaç üniversite açtık, kaç okul yaptık… Oysa eğitim nicelikle değil, nitelikle ölçülür. Kurulan üniversitelerden mezun olanlar nerede çalışıyor? İstihdam oranları ne durumda? Eğitimde reform yaptıysanız, bunun sonucu ne oldu? Vatandaş ne kazandı? Daha iyi bir eğitim mi aldı, daha iyi bir istihdam mı sağlandı? Bunlara bakmak zorundasınız. Türkiye’de eğitimin temel sorunlarından biri aşırı siyasallaşmış olmasıdır. Bu sadece son 23 yılın meselesi değildir; öncesinde de vardı. Artık partilerin eğitimden elini çekmesi gerekiyor. Bunu da ancak eğitim politikalarını bağımsız bir üst kurul eliyle yürüterek yapabilirsiniz. Bizim parti programımızın ilk cümlelerinden biri budur: Eğitim politikalarını belirleyen, tüm paydaşların katıldığı, veriye dayalı karar alan bağımsız bir üst kurul oluşturulmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı icracı olmalı, politika belirleyici olmamalıdır. “Cumhurbaşkanlığı Eğitim Politikaları Kurulu var” denebilir. Evet, adı var ama kendisi yok. İçinde kimler var? Eski milletvekilleri. Eski milletvekili olmak, eğitim politikası üretme yetkinliği mi kazandırıyor? Bu kurullar, liyakatten çok siyasi istihdam alanlarına dönüşmüş durumda” şeklinde konuştu.
“Öğretmenin sahiplenmediği hiçbir reform başarılı olamaz”
Milli Eğitim Bakanlığı’nın, en çok bakan değiştirilen bakanlıklar arasında üst sırada olduğunu işaret eden Prof. Dr. Yalıçın, “Sekiz kez eğitim bakanı değişmiş. Her gelen sıfırdan başlıyor, önceki her şeyi iptal ediyor. Sahada öğretmenler şunu söylüyor: “Yeni bir şey geldiğinde çok ciddiye almıyoruz, nasılsa bir sonraki bakan değiştirir.” Öğretmenin sahiplenmediği hiçbir reform başarılı olamaz. Bugün Maarif Modeli için de aynı durum geçerli. İsimler çok güzel, algı çok güçlü. Ancak bu model doğru bir omurgaya sahip olsa da ortak akıl işletilmedi. Beceri temelli eğitim doğrudur, dünyada da budur. Ancak bu kadar köklü bir paradigma değişikliği; öğretmenlere, velilere, öğrencilere danışılmadan, pilot uygulama yapılmadan hayata geçirildi. Öğretmenler bu modele hazır değil. Çünkü öğretmenler eski paradigmaya göre yetiştirildi. Hizmet içi eğitim yapılmalıydı, yapılmadı. Pilot uygulamalar yapılabilirdi. Yalova gibi iller bu iş için idealdi. Yapılmadı. Şimdi “yolda düzeltiriz” deniyor ama o sırada birkaç nesil heba oluyor. Eğitimde böyle bir lüks yoktur. Devletin en temel görevi, çocuklarını kaliteli eğitimle buluşturmak ve fırsat eşitliğini sağlamaktır” ifadelerini kullandı.
“Okula aç gelen bir çocuktan akademik başarı bekleyemezsiniz”
Partilerinin Türkiye genelinde her öğrenciye bir öğün yemek vaadini hatırlatan Prof. Dr. Yalçın, “Çünkü Türkiye, OECD ülkeleri arasında çocuk yoksulluğunun en yüksek olduğu ülkelerden biri. 9 milyon çocuk yoksulluk sınırının, 2 milyon çocuk açlık sınırının altında yaşıyor. Çocuğu doyuramayan bir ülke hâline gelmişiz. Okula aç gelen bir çocuktan akademik başarı bekleyemezsiniz. 109 ülkede ücretsiz okul yemeği uygulanıyor. Hindistan gibi devasa ülkelerde bile. Bu zor bir şey değil. Üstelik doğru planlamayla maliyeti de düşürülebilir. Yetersiz beslenme, çocukların fiziksel gelişimini yavaşlatıyor; zihinsel gelişimi %30’a kadar gerileyebiliyor. Basit bir öğünle çok büyük bir problemi çözebilirsiniz. Bir diğer önceliğimiz okul öncesi eğitimdir. Çocukları 3 yaşında okulla tanıştırmalıyız. Avrupa’da okul öncesi okullaşma oranı %85–90’lara ulaşmış durumda. Nobel ödüllü çalışmalar şunu gösteriyor: Okul öncesine yapılan 1 liralık yatırım, topluma 7 lira olarak geri dönüyor. Ama bizim bakışımız para değil; fırsat eşitliği. Yoksul ve dezavantajlı çocukları 3 yaşında eğitimle buluşturmazsanız, 6 yaşında farkı kapatamazsınız” dedi. Okullardaki bir önemli konunun da güvenlik olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Yalçın, “Ben çocuğumu gönül rahatlığıyla okula gönderemiyorum. Siz gönderebiliyor musunuz? Uyuşturucu ortaokul seviyesine kadar inmiş durumda. Akran zorbalığı %30’lara ulaşmış. Her beş çocuktan biri zorbalığa maruz kalıyor” şeklinde konutu.





