Birkaç yıl önce Kırım Özerk Cumhuriyeti'nin başkenti Yalta'da düzenlenmiş olan Avrasya Üroloji Kongresi'ne katılmıştım. Bilindiği üzere o zaman Kırım Ukrayna'ya bağlı idi. Kırım'ı bir baştan bir başa gezdik. Tatar Türkleri bizi çok iyi karşılamıştı.. Hatta Simferopol Havaalanı'na inip pasaport kontrolünden geçmiş ve dışarı çıkmıştık..Orada bekleyen otobüslerimize doğru yürürken Tatar kızları sıra oluşturup bize çiçek vermiş ve 'hoşgeldiniz' demişti. Bu çok güzel bir duygu idi.
Yerel rehberimiz Tatar Türklerinden İsmail idi. Sivastopol limanında Ukrayna ve Rus donanmasını yan yana gördüğümde merak edip sormuştum.. 'İsmail Bey bu Kırım Rus'a mı ait, Ukrayna'ya mı ait şimdi?' Yüzüme şöyle bir baktı ve dedi ki 'size bunu bir Tatar fıkrası ile anlatayım. Kırımlı bir Tatar Türk'ü çarşıya alışverişe gidiyor. Evine döndüğünde bir de bakıyor ki evde iki hırsız tartşıyor, kavga ediyor. Biri diyor ki bu ev benim. Öteki de diyor ki hayır bu ev benim. Tatar Türk'ü araya girip hayır diyor, bu evin asıl sahibi benim..Çıkın evimden!'
Anlamlı idi..Sözün bittiği yer derler ya...
Sivastopol'den güneye inerken akşam yemeğini şimdi adını hatırlayamadığım bir kasabada yemiştik. Yine İsmail'e sormuştum: 'Enver, Cemal ve Talat Paşalar buralarda bir yerden karaya çıkmışlar. Bu kaçaklar buradan mı inmiş?' Bu konuya merak sardığımı ve okuduğumu kendisine daha önce de anlatmıştım.. Hatta Sivastopol sahilinde gezerken konuyu gündeme getirmiştim..O da şimdi bulunduğumuz yere gelince anlatacağını söylemişti. İsmail cevap verdi: 'Evet, şu anda yemek yediğimiz şu restoranın önünden karaya ayak basmışlar!'
Çok etkilenmiştim...Tarihi yargılamak bana düşmez...Ama bu üç kişiye 'mirasyedi' demişimdir hep.
Kongrenin son gecesinde Yalta'nın en güzel restoranlarından birinde güzel bir veda programi düzenlenmişti. Kırım milletvekili Mustafa Kırımoğlu mücadele yıllarını anlatan duygusal bir konuşma yapmıştı. Büyükelçimiz de oradaydı. Kırımlı sanatçılar ve halk oyunu ekipleri bize unutulmaz bir gece yaşatmıştı..