Uçakta cam kenarındayım ve biraz sonra gözkapaklarım beni dinlemiyor gerçekten. Öyle bir uyumuşum ki hostesin o tiz sesi ile uyanıyorum… ‘’Yemeğiniz lütfen!’’ Elbette seviniyorum, zira evde o saatte kahvaltı edecek hali yoktu ya! Obur bir insan değilim, ama benim en mutlu olduğum an sofradır. Yemek yemeğe bayılırım. Hele de ciğer ve mantar varsa…Gel keyfim gel. Böyle durumlarda şu espriyi yaparım: ‘’Bugün beyle bacanağım!’’ Uçaktaki o yemek faslında da ‘’beyle bacanak’’ olmuştum.

Temmuzun o güzel havasında yurdumun dağlarını seyrederken aidiyet duygum adeta zirve yaıyor ve şöyle mırıldanıyorum: ‘’İyi ki bu ülkede doğmuşum. İyi ki bu güzel vatanın çocuğuyum!’ Yien göz kapaklarım düşmüş ki inişe yakın pilotun sesi uyandırıyor: ‘’Serhatşehir Havaalanı’na iniş için alçalıyoruz!’’

Valizimi alıp çıkıyorum. Aynı anda Okan ve mandıracı dostum Alper arıyor… Buluşuyoruz ikisiyle de. ‘’Ben seni evimde kahvaltı ettirmeden göndermem abi’’ diyor Alper. Bahçe kapısında içeri giriyoruz. Sıcak bir karşılama. Mükellef bir sofra ki! Çeşit çeşit peynirler ve bir de keteler. Annesi keteleri önüme sürüyor: ‘’Ben yapmışam, bakim ki beğenecek misen!’’

Aklımda da doğadaki o araba keyfi… saatime bakıyorum ve izin isteyerek veda ediyoruz o sıcak eve…İstikamet Sarıilçe ve Allahuekber Dağları…Serhatşehir’den Sarıilçe’ye doğru yola koyuluyorum. Bir saat sonra Sarıilçe’ye varıyorum ve bir tur yapıp sağı solu gördükten sonra ayrılıyorum.

Ve o güzel temmuz başında sarıilçe’deki son evi de arkamda bırakıp tırmanıyorum asfalt yolda zirveye doğru. Orman yolu bu… Kafamda da kurgulamışım önceden. Dedim ya ‘’bu yolculukta suyu arayan bir adam olacağım!’’

Zevk bu ya, zamandan kopacağım ve çocukluğumuzdaki o ‘’göze’’leri tek tek dolaşıp suyundan içeceğim. Yanıma da bir kupa almışım zaten. Tepe sona eriyor ve virajlı orman yolundan inişe geçiyorum. Evet, şurada bir göze vardı diyorum ve iniyorum. Bir yandan da kalbim korku ile çarpmıyor değil yani! Zira bu ıssız dağ başında ve ormanda her an bir bozayı ile karşılaşabilirim. ‘’Kervan geçmez, kuş konar’’ bu vadiler tekin değildir elbette. Şairin su ile ilgili o dizeleri aklıma geliyor:

‘’Su iner yokuşlardan hep basamak basamak

Beşimse alın yazım yokuşlarda susamak!’’

Olsun,bu yokuşlarda su niyetine susamayı istiyorum. O gözeden kana kana içerken gözüm de ormanın derinliklerini taramıyor değil yani! Ağaçların arasında bir kıpırtı duyduğumda öyle bir korkuyorum ki! Arabaya hamle yaparken bir de ne göreyim! İki tavşan yola çıkıyor ve adeta aşk oyunu yapar gibi oynaşıyorlar! ‘’Hay sizi… Ödümü patlattınız! Batsın sizin aşk oyununuz, beni mi gördünüz’’ diyerek yoluma devam ediyorum. O vadiyi tırmanıp ormandan çıkyorum. Evet, doğduğum beldenin sınırlarına girdiğimde içimi bir sevinç kaplıyor…Adeta ‘’ruhum bedenimden önde gidiyor!’’ Orman bu sefer sağımda kalıyor, yani yol ile ormanın mesafesi on metre diyebilirim. Solumda uzun ve geniş bir yayla, çayırlık alan uzanıyor. Arabadan inip karşıdaki çayırımıza ve arkasında uzanan kayalılara bakıyorum. Evet orada, o kayalıkların önünde bir delik taşın içinden bir su akardı ve aynen mandanın böğürmesine benzer bir ses çıkarırdı. Ama risk hesabı da yapmıyor değilim yani…. Zira o kayalıklarda bir mağara olduğunu iyi hatırlıyorum. İki kilometre ötede de bir vadi var, adı bile korkutucu: ‘’Ayı Deresi.’’

Benimle o göze arası nerden baksan iki kilometre. Arabayla gitmek mümkün değil, yürümem lazım elbette. İçimden de diyorum ki ‘’ ayıların palakları peşinde olursa, o mağaradaysa veya otların arasından çıkarsa!’’ Neyse, cesaretim korkuma galip geliyor ve menzile yürümeye karar veriyorum. Yirmi dakikada varıyorum delikli gözeye. Aynen duruyor. Ağzımı dayayıp içerken etrafımı da kolluyorum elbette. Hızla ayrılıp yürüyorum ve arabaya yaklaştığımda rahatlıyorum. Zira böyle durumlarda ‘’erkekliğin onda dokuzu kaçmaktır!’’

İlerliyorum… Yer yeşil, gök mavi… İleride bir göze daha görüyorum, aşina olduğum bir göze. Burada da zevk olsun diye nilüferleri pipet yapıp içiyorum. Soğuk mu soğuk bir su…Şairin su ile ilgili o şiiri aklıma geliyor:

‘’Düşündüm konumunu ölümün

Küpür, piramidin silindirin

Yanlış olan nesne yok

Şeylerin iyisi sudur.

Bir akşam gördüğü yerleri anlattı bana.

Gölgesiyel bıraktım suyu

Sonluyu, kurcalamalı

Ağaçlar koysun adımı!’’