Hamas’ın 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail’e gerçekleştirdiği saldırdığı ardından Ortadoğu’da yeniden harlanan ateş, İsrail’in Filistin başta olmak üzere çevre ülkeleri günümüze kadar hedef almasıyla birlikte daha da büyüdü.
Bu çatışmaların taraflarından biri olan İran’ın nükleer programının sonlandırılması için Amerika Birleşik Devletleri ile yaptığı görüşmelerin sonuçsuz kalmasının ardından İsrail ve ABD’nin saldırılarına maruz kalması sonrası çıkan çatımalar bölgenin geneline yayılmaya başladı.
Türkiye’nin dört bir yanını saran ateş çemberine ilişkin olarak değerlendirmeler gelmeye başlarken bu kapsamda CHP Yalova Milletvekili Tahsin Becan’dan bir açıklama geldi. Makam odasından vatandaşlara seslenen Vekil Becan, Türkiye’nin alması gereken pozisyondan bahsederken ulusal güvenlik, diplomatik süreç ve ekonomi konularına dikkat çekti.
“Savaşın kazananı hiçbir zaman olmaz”
Ortadoğu’daki savaşın geçmişten bugüne kadar devam etmesinin üzüntü verici bir hadise olduğunu belirten Becan, “Burada olan her zaman çocuklara, gençlere ve kadınlara oluyor. Savaşın kazananı hiçbir zaman olmaz; bunu hep söylüyoruz. Tek başına mutluluk da yoktur. Bir ülkenin mutlu olabilmesi için komşularının da mutlu olması gerekir. Bu anlamda, Türkiye’nin komşularıyla iyi ilişkiler içinde olması; onların da huzur ve güvenlik içinde yaşamaları büyük önem taşır. Ancak yıllardır, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgeye yönelik politikaları nedeniyle insanların huzuru, sağlığı ve güvenliği ciddi şekilde sarsılmıştır. Ülkemiz bu noktada son derece kritik bir konumdadır. Bu süreci değerlendirirken konuyu üç kategoriye ayırmak gerekir” dedi ve ulusal güvenlik, diplomatik süreç ve ekonomi konuları hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’nin dikkat etmesi gereken konuları 3 kategoriye ayıran Becan, açıklamalarının son kısmında şu ifadelere yer verdi;
“Birinci kategori ulusal güvenliktir. Sınır güvenliğimiz, hava savunma kapasitemiz ve istihbarat koordinasyonumuz bir bütün olarak ele alınmalı; caydırıcılık unsurları en üst düzeyde hazır tutulmalıdır. Krizlerin yayılma eğilimi son derece tehlikeli bir noktadadır. Bugün baktığımızda üç, dört hatta beş ülkenin bombardıman altında olduğunu görüyoruz. Kimin nereye füze attığının dahi net olmadığı bir ortam söz konusudur. İkinci kategori diplomatik süreçtir. Türkiye, diplomatik görüşmeleri sürekli ve belirli bir seviyede yürütmek zorundadır. Diplomasi, böylesi dönemlerde en kritik araçlardan biridir ve asla ihmal edilmemelidir. Üçüncü kategori ise ekonomidir. Ekonomi ile güvenlik politikaları birbirine paralel yürüyen iki temel alandır. Allah korusun, benzer bir savaş ortamının içinde kalsak, ekonomik olarak bunu kaldırabilecek güçte miyiz? Bu soruyu ciddi biçimde tartışmamız gerekir. En kötü senaryoya hazır olarak ekonomimizi güçlü tutmak zorundayız. Bunu nasıl başarabiliriz? Kendi üretimimize ağırlık vererek, dışa bağımlılığı azaltarak ve kendi ayaklarımız üzerinde durmayı öğrenerek. Ekonomik olarak güçlü olan bir ülkenin savunma gücü de yüksek olur. Bu nedenle tüm hesapları son derece dikkatli yapmak gerekir. Dış politika hiçbir zaman iç siyasetin malzemesi haline getirilmemelidir. Siyasete alet edilmeden, siyaset üstü bir mesele olarak ele alınmalı ve bu bilinçle hareket edilmelidir. Buna göre çalışmak ve strateji geliştirmek zorundayız.”



