Programa katılan Saadet Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi Muzaffer Serenli, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırıları üzerine konuşarak Türkiye’deki İslami camiaya yönelik olarak önemli mesajlar verdi.

Saadet Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi (GİK) Muzaffer Serenli’nin Yalova’ya gelerek çeşitli temaslar kurmak istemesi üzerine harekete geçen Saadet Partisi Yalova İl Başkanlığı, 27 Mart Cuma günü Yalova Uygulama Oteli’nde kahvaltı organizasyonu gerçekleştirdi. Yerel basın mensuplarının takılım gösterdiği toplantıda konuşma yapan GİK Üyesi Muzaffer Serenli, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarını merkezine aldı. Savaşın başlangıcı itibariyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın aldığı pozisyonu taktir ettiklerini belirten Serenli, İslami camiasının bir kısmının mezhepçilik üzerinden İran’a karşı tavır almasının yanlış olduğunu söyledi. Serenli açıklamasını tamamladıktan sonra Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’ın ulusal ve uluslararası gündeme dair ifadelerini kamuoyuyla paylaştı.

Anahtar Parti Yalova İftarında Sert Mesaj: “Bu İttifaka Evet Demeyiz”
Anahtar Parti Yalova İftarında Sert Mesaj: “Bu İttifaka Evet Demeyiz”
İçeriği Görüntüle

Saat 09:30 itibarıyla başlayan programa katılan basın mensuplarına teşekkür ederek basın toplantısını açılışını gerçekleştiren Saadet Partisi Yalova İl Başkanı Kemal Polat, gün içerisinde gerçekleştirecekleri ziyaretler ve katılacakları programlar hakkında bilgi verdikten sonra sözü Saadet Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi (GİK) Muzaffer Serenli’ye bıraktı.

Yalova Saadet Partisi Basin Toplanti Genel Merkez Gik Uye Aciklama (6)

“En uzun süre İlçe Başkanlığı yapan isimlerden oldum”

Konuşmasının başında kendisi hakkında bilgi veren Serenli, “1958 İstanbul doğumluyum, aslen Kastamonuluyum. Sanayiciyim. Yaklaşık 50 yıldır Milli Görüş siyaseti içerisinde bu mücadeleyi sürdürüyoruz. Ancak bunu amatör bir ruhla yapıyoruz. Yaklaşık 8 ay önce Fatih İlçe Başkanlığı görevini Süleyman Yılmaz kardeşimize devrettik. Fatih’te 22 yıl ilçe başkanlığı yaptım. Arkadaşlarımızın ifadesine göre, en uzun süre ilçe başkanlığı yapan isimlerden biri olmuşum. Bizim dönemimizde, bugün üst kademelerde görev yapan birçok isimle uzun yıllar birlikte çalıştık. Refah Partisi döneminde, il başkanlığı hemen üstümüzdeydi, biz de Fatih İlçe teşkilatı olarak görev yapıyorduk. O dönemde Recep Tayyip Erdoğan il başkanıydı. Mehmet Ali Şahin ile de uzun yıllar birlikte çalıştık. Ben o süreçte tanıtma başkanlığı görevinde bulunuyordum. Ancak zamanla siyasette yollar ayrılabiliyor. Siyaset böyle bir şey. Türkiye’de siyaset yapmak gerçekten zor. Çünkü siyaset denildiğinde halk sizi çok farklı şekillerde değerlendirebiliyor” şeklinde konuştu.

Yalova Saadet Partisi Basin Toplanti Genel Merkez Gik Uye Aciklama (3)

“Yarım asrı aşkın süredir bıkmadan, usanmadan doğruyu anlatmaya devam ediyoruz ve edeceğiz”

Milli Görüş hareketi içerisinde doğruyu, güzeli, hakkı ve hakikati on yıllar boyunca anlatmaya çalıştıklarını ancak ne derece anlaşılabilir olduklarından emin olmadığını işaret eden Serenli, “Çünkü doğruyu savunduğunuzda, hakkı dile getirdiğinizde; dünyevi menfaatlerini ön planda tutan kişiler tarafından dışlanabiliyorsunuz. Bu yüzden işimiz zor. Ama biz, yarım asrı aşkın süredir bıkmadan, usanmadan doğruyu anlatmaya devam ediyoruz ve edeceğiz. Bu süreç uzun yıllar sürse de, hatta yüzyıllar alsa da fark etmez. Çünkü doğru tektir; iki tane doğru olmaz. Hocamızın da dediği gibi: “Bir tarafta hak vardır, bir tarafta batıl.” Biz her zaman hakkın yanında olmayı kendimize düstur edindik. Bundan sonra da bu çizgide sabit kalmayı Cenab-ı Mevla’dan niyaz ediyoruz. Siyaset neden yapılır? Halkın gözünden bakıldığında genelde iki-üç sebep öne çıkar. Birincisi, dünya menfaati için yapılır. İkincisi, makam, mevki, şan ve şöhret için yapılır. Peki üçüncüsü nedir? Allah rızası için yapmak… İşte en zor olan da budur. İçine riya katmadan, hırsları ve egoyu bir kenara bırakarak sadece doğruyu ve hakikati savunmak; insanların yanlışlarını düzeltmeye çalışmak kolay bir iş değildir. Bu, sabır ve dayanıklılık gerektirir” dedi.

Yalova Saadet Partisi Basin Toplanti Genel Merkez Gik Uye Aciklama (2)

“Siyonizm yalnızca Müslümanların değil, tüm insanlığın baş belası”

Necmettin Erbakan’ın ve beraberindeki teşkilatların siyasette yola çıktığı il günden itibaren Siyonizm’i anlatmaya çalıştığına dikkat çeken Serenli, “Her konuşmasında mutlaka siyonizmi vurgulardı. Önce teşkilatlara anlatır, sonra topluma aktarırdı. Kıymetli basın mensupları, siyonizmin ne olduğunu gerçekten anladık mı? Siyonizm; hak, hukuk, adalet, insan hakları ve demokrasi tanımayan bir anlayıştır. Onlar için tek amaç, kendi inançlarına göre “Arz-ı Mev’ud”u yeryüzünde hâkim kılmaktır. Çünkü tahrif edilmiş Tevrat’larında buna inanırlar. Ancak en doğruyu bilen Allah’tır. Bizi yaratan O’dur. Ne kadar şükretsek azdır. Sabah kahvaltısında önümüze konulan nimetlerin kıymetini çoğu zaman anlayamıyoruz. Oysa bu nimetlerin değerini bilmek için farkındalık gerekir. Düşünün; önümüzde her zaman temiz su varken bunun kıymetini anlayamayız. Ancak Afrika’da insanlar kilometrelerce yol yürüyerek temiz su bulmaya çalıştığında, işte o zaman bu nimetin değeri daha iyi anlaşılır. Peki, bunu neden anlatıyoruz? Çünkü siyonizm yalnızca Müslümanların değil, tüm insanlığın baş belasıdır. Bundan kurtulmanın yolu ise bellidir: İnanan insanların birlik olması ve bu yapının karşısında durmasıdır. Aksi takdirde bu sıkıntılardan kurtulamayız” ifadelerini kullandı.

Yalova Saadet Partisi Basin Toplanti Genel Merkez Gik Uye Aciklama (1)

“Mezhepçilik, Batı ve Siyonizm’in öğretisidir”

İran’ın Türkiye’ye düşman olduğuna dair söylemlere karşı çıkan Serenli, “bize göre İran, Müslüman bir kardeş ülkesidir. Ancak mezhep ayrılıkları üzerinden toplum sürekli ayrıştırıldı. Bu ayrışma yıllardır körüklendi. Bugün de benzer söylemler devam ediyor. Bakıyorsunuz, Müslüman kimliği taşıyan bazı kişiler, içinde bulunduğumuz durumu anlatırken önce mezhep farklılıklarını öne çıkarıyor. “Onlar şunu yaptı, bunlar bunu yaptı” diyerek ayrıştırıcı bir dil kullanıyorlar. Bu nedenle onların yanında duramayacaklarını, dursalar bile gönülsüz olacaklarını ifade ediyorlar. Ancak aynı kişiler, Amerika Birleşik Devletleri’nin ve emperyalizmin uyguladığı zulüm hakkında tek kelime etmiyor. Oysa asıl problem buradadır. Ortada açık bir gerçek var: Siyonizm, İsrail ve emperyalist güçler… Ama dikkatler sürekli başka yöne çekiliyor. “Bunlar Şii, bunlar mezhepçi” denilerek asıl mesele göz ardı ediliyor. Bu anlayış, Batı’nın ve siyonizmin bir öğretisidir. Türkiye’deki toplumu manipüle ederek yanlış düşünmeye sevk etmektedir. Ne yazık ki bu durum, İslami camianın içinde de yaygın şekilde görülmektedir. Peki, bunu nasıl ortadan kaldıracağız? Bıkmadan, usanmadan doğruları anlatarak… Hocamız, D-8’i kurarken mezhepçilik üzerinden hareket etseydi bunu başaramazdı. İlk etapta 25–30 İslam ülkesini bir araya getirmeyi hedefliyordu. Ancak bunun mümkün olmadığını gördü. Çünkü her ülke farklı bir yönde hareket ediyordu. Bunun üzerine hedefi küçülterek sekiz ülke ile yola çıktı. Endonezya, Malezya, Mısır, İran gibi ülkeleri bir araya getirerek D-8’i kurdu. Düşünün ki Mısır ile İran, tarih boyunca aynı platformda yer almamıştı. Ancak hocamız bu ülkeleri bir araya getirerek büyük bir başarıya imza attı. Fakat asıl mesele, bu birlikteliği sürdürebilmektir. İşte bu da ciddi bir irade ve kararlılık gerektirir. İktidara gelmek yetmez; bu projeleri hayata geçirmek her babayiğidin harcı değildir” şeklinde konuştu.

Serenli, açıklamasını tamamladıktan sonra Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’ın ulusal ve uluslararası gündeme ilişkin değerlendirmesini paylaştı.

Genel Başkan Arıkan şu ifadelere yer verdi;

“Öncelikle her şeyden evvel Cenabı Hakka sonsuz şükürler olsun ki bizleri sizin gibi YALOVA’NIN derdi ile dertlenen, Yalova’mıza sahip çıkan; Şehrimizde, bölgemizde ve dünyada yaşananlara seyirci kalmayıp, milletimizin ve bütün insanlığın saadeti için gayret eden değerli, kıymetli güzel samimi kardeşlerimizle, basın mensuplarımızla eşsiz Yalova’mızda bir araya getirdi. Bizlere bu heyecanı yaşattı. Rabbimize (cc) bu nimetlerinden dolayı sonsuz şükürler ediyorum. Rabbimiz bu buluşmamızı hayırla vesile kılsın. Başta mazlum ve mağdur insanların kurtuluşuna ve bütün insanlığın saadetine vesile kılsın.

Sözlerimin hemen başında, Katar’da meydana gelen helikopter kazasında şehit olan Binbaşı Sinan Taştekin’e, ASELSAN teknisyenlerimiz Süleyman Cemre Kahraman’a, İsmail Enes Can’a ve; Ağrı Doğubeyazıt'ta meydana gelen, askeri araç kazasında şehit olan kahraman askerlerimiz Yusuf Açay ve Selman Akarsel’e Cenab-ı Allah'tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına sabırlar diliyorum.

Değerli arkadaşlar; Geçtiğimiz hafta Ramazan Bayramı’nı idrak ettik. Ben bir kez daha geçmiş mübarek Ramazan Bayramınızı tebrik ediyorum. Bu bayramı da maalesef İran’da vurulan okullar, Lübnan’a yağan bombalar ve Mescid-i Aksa’nın mahzun hali nedeniyle endişeli ve öfkeli geçirdik.

Evet! İslam dünyasının en kutsal ayı Ramazan’da; İslam dünyasının en kutsal mabetlerinden Mescid-i Aksa, ibadete kapatıldı! Tam 59 yıl aradan sonra ilk kez, bu bayram, Mescid-i Aksa’da bayram namazı kılınmadı! Şairin “İnsanların ruhundan yapılmıştır” dediği Beyrut; Ramazan’da bombalarla yakıldı, yıkıldı! İran’da çocuklar öldü, Vicdanlarda insanlık öldü! Elbette bütün bunların tek bir sebebi var! Ne nükleer program, ne balistik füzeler, ne kadın hakları ne şu ne bu… Amerika ve İsrail; Bu bölgenin halklarını kelimenin tam anlamıyla “kendisine köle” yapmak istiyor.

Değerli Basın Mensuplarımız; Bugün başta İran olmak üzere bölge ülkelerine yönelik haydutluğun “özgürlük” söylemiyle servis edilmesine hiç kimse kanmamalı! Afganistan’dan Irak’a, Libya’dan Suriye’ye; ABD’nin kirli postallarıyla girdiği her coğrafyada yıllardır yaşananlar ortada! ABD’nin bombardıman uçakları; dünyanın neresine özgürlük vaadiyle gittiyse; geriye kalan sadece kan kokan topraklar, gözü yaşlı anneler, yetim kalan evlatlar oldu… Şunu da unutmayalım; Bir ülkenin rejiminin ne olup olmadığı ABD’nin hiçbir zaman umurunda olmamıştır. ABD bir ülkenin; petrolüne, doğalgazına, nadir toprak elementlerine çökebiliyorsa, topraklarına istediği gibi askeri üsler, radar istasyonları kurabiliyorsa, o ülkede; Demokrasi varmış-yokmuş, kim yönetmiş, nasıl yönetmiş hiç problem etmez! Çünkü! ABD savaş gemileriyle geldiği, savaş uçaklarıyla bombalar yağdırdığı coğrafyalardan o maden dolu şileplerle, o petrol dolu tankerlerle geri dönmenin hesabını yapar. İşte tüm bu sebeplerle; İran’a yönelik saldırılara; Mezhepçiliğin ve ırkçılığın dar kalıplarından değil, bu coğrafyada yaşayan insanların huzuru, güvenliği ve ortak geleceği açısından bakmalıyız.

Değerli arkadaşlar, Şunu net olarak ifade etmek isterim! Biz, İran taraftarı değiliz! Biz, İran’la aynı taraftayız. Ne anlatıyorum: Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesinde, Türkiye ile İran’ın hiçbir farkı yoktur! İsrail’in Arz-ı Mev’ud hedefinde Türkiye ile İran’ın farkı yoktur! Günün sonunda; Siyonizm’in gözünde İran ne kadar hedefse, Türkiye o kadar hedeftir! O yüzden; Türkiye ile İran, aynı tarafta olmak mecburiyetindedir!

Değerli arkadaşlar, Meseleleri doğru bir yerden okumamız gerekiyor. Bugün İran meselesi; Birtakım çevrelerin ısrarla kaşıdığı, Mezhepler üzerinden ele alınacak Bir “ilahiyat” meselesi değildir. Yine birtakım çevrelerin ısrarla üzerinde durduğu tarihsel farklılıklar üzerinden ele alınacak Bir “tarih” meselesi de değildir. Bugün bu mesele jeopolitik, ekonomik ve demografik bir meseledir.

Bu güne baktığımızda Washington’daki hesap Tahran’da tutmadı. Bölgedeki üsleri tarumar oldu, Demir kubbeleri kevgire döndü, Hürmüz’ün sularında boğuldu. Şimdi bir Pirus Zaferi uydurmaya çalışıyor. Neden? Çünkü kasımda seçim var, Trump seçimlerde rezil olmaktan korkuyor. Arkadaşlar! Bölgemizin seyrini; İsrail’in Arz-ı Mevud hedeflerine Trump’ın seçim hesaplarına teslim edemeyiz. Tam da bu yüzden; Bu meseleyi akıl, feraset ve tarihî sorumlulukla doğru okumalı, Amerika ve İsrail’in karşısına hep birlikte, konumlanmalıyız!

Peki, bu küresel terör nasıl duracak? O İmkân ve potansiyel nerede diye soranlar olabilir! İşte D-8! Harekete geçmeyi bekliyor! Bakınız; D-8 sadece bir ekonomik organizasyon değildir. D-8 aynı zamanda Asya’dan Afrika’ya, Afrika’dan Avrupa’ya uzanan, Stratejik bir güç potansiyelidir. D-8, dünyanın en kritik enerji üretim alanlarının üzerindedir. Küresel ticaretin ana damarları olan; ulaşım ve nakil hatlarını kontrol edebilecek konumdadır. İstanbul Boğazı’ndan Çanakkale’ye, Süveyş Kanalı’ndan Aden Körfezi’ne, Hürmüz Boğazı’ndan Basra Körfezi’ne kadar uzanan Hayati jeostratejik merkezlerin tam kalbinde yer almaktadır. Ama asıl güç buradan da büyüktür! D-8; 1 milyarı aşan nüfusu ile 5 trilyon dolara yaklaşan ekonomik hacmi ile eşi benzeri az bulunan bir potansiyeli temsil etmektedir. Bu kadar kaynağa ve stratejik güce sahip, daimi sekreterliği İstanbul’da bulunan bu kuruluşu tozlu raflarda bırakan iktidara soruyorum: Bu kadar olan biten olaylar karşısında; Ne zaman harekete geçeceksiniz? Ne zaman harekete geçireceksiniz?

İktidar bugün D-8’e neden dört elle sarılmalıdır? Çünkü, Dünya üzerindeki enerji ve gıda krizinin reçetesi D-8’DİR. Öncelikle; D-8 ülkeleri kendi arasında enerjide güç birliği oluşturmalıdır! D-8 coğrafyası enerji damarlarının tam merkezindedir. Petrol ve doğalgazda; ortak fiyatlama ve koordinasyon mekanizması kurulmalıdır. Enerji nakil hatları birlikte korunmalıdır ve enerji arzı üzerinden yapılan küresel manipülasyonlara karşı ortak refleks geliştirilmelidir. Enerjiye sahip olup da karar verici olmamak kabul edilemez! İkincisi, gıda güvenliği için ortak tarım hamlesi başlatılmalıdır! Bugün savaşlar sadece silahla değil, gıda ile de yapılıyor. D-8 ülkeleri; Tarım üretiminde ortak planlama yapmalıdır, stratejik ürünlerde birbirini tamamlayan üretim modeli kurmalıdır ve D-8 Gıda Güvenliği Ağı oluşturmalıdır. Hiçbir D-8 ülkesi açlıkla tehdit edilmemelidir! Şu unutulmamalıdır! İster enerji, ister gıda, ister güvenlik… Küresel kuşatmalara ancak, küresel ve bölgesel ittifaklar oluşturarak karşı konulabilir. Ama ittifakın adresi asla Amerika olmamalıdır. İşte D-8 bu ittifakın ta kendisidir!

Değerli arkadaşlar; D-8’i harekete geçirmek başta olmak üzere, bölgede Türkiye’nin omuzlarında ağır ve tarihî sorumluluklar vardır. Türkiye sıradan bir ülke değildir! Türkiye; Krizi doğru okuyan, doğru yerde konumlanan, doğru işi yapan bir öncü olmak zorundadır.

Bu çerçevede; Gazze’de yaşanan insanlık dramının ilk gününden itibaren ve İran’a saldırılar başladığından bu tarafa Türkiye’de toplumsal hassasiyetin oluşmasına katkı sunan liderlerden Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Bahçeli’ye; Ve İran ile ilgili gelişmelerin başladığı ilk andan itibaren etnik ve mezhep temelli gerilimlerin oluşmaması için mesajlar veren Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’a teşekkür ediyorum. İnanıyoruz ki; gerilimlerin arttığı böylesi hassas dönemlerde itidal, basiret ve ortak akıl, her zamankinden daha büyük bir önem taşımaktadır.

Fakat böylesi önemli bir dönemde, bu ümit verici mesajlara rağmen, asla kabul edemeyeceğimiz gelişmelere de şahit oluyoruz! Mesela! Dışişleri Bakanı Sayın Fidan’ın Riyad’da altına imza attığı o bildirge, tarihe bir “utanç vesikası” olarak geçmiştir. Mesela! ABD ve İsrail bölgeyi kan gölüne çevirirken, tüm faturayı getirip İran’a kesmeye kalkmak, "suçlu budur" diye parmak sallamak ne devlet ciddiyetine sığar ne de bölge gerçeklerine! Mesela! Daha bu hafta Ordu ilimizin sahiline vurmuş, bomba yüklü, ABD yapımı bir insansız deniz aracı tespit edildi ve kontrollü bir şekilde imha edildi… Soruyoruz: Bunun hesabını kim verecek? NATO’nun imha ettiği füzenin parçası düştüğünde Anında İran Büyükelçisini apar topar çağıran Dışişleri Bakanlığı, bu tehdit karşısında ABD ya da Ukrayna’nın büyükelçisini Dışişleri’ne çağırdı mı? Bu hadisenin izahı talep edildi mi? Cevap; Maalesef hayır!

Buradan açıkça uyarıyoruz! Sözlerinizde itidal çağrısı yaparken, eylemlerinizle bunun tam tersini sergilemeyin! Gelin; Bu kez olsun, söylem ile eylem arasındaki bu çelişkiyi ortadan kaldırın! Gelin; dış politikada savrulmayı değil, şahsiyetli bir dış politikayı esas alın! Unutmayın; böylesi kritik bir dönemde tarafsız kalmak değil, doğru tarafta durmak esastır! Gelin, bu sefer olsun, Tarihin doğru tarafında yer alın!

Değerli basın mensupları, kıymetli Yalovalılar; Türkiye’mizin en güzide ili, Yalova’mız Günden güne gelişmekte ve büyümektedir, Sadece ülkemiz için değil, yabancı vatandaşlarında en gözde yaşanılabilir şehir Yalova’mızdır! Peki bu gelişime Yalova’mız hazır mıdır?

Yeşil ve mavinin buluştuğu bu eşsiz kentte Su taşkınlıkları yaşanmakta, altyapı eksikliği insanımızı bezdirmektedir. Huzurun ve sükûnetin başkenti olarak gösterilen Yalova’mızda günümüzde trafik sorununu nasıl açıklayacağız. Yalova’mız nüfus verilerine göre, 2026 başındaki verilerle 311 bin seviyesini aşarak rekor kırmıştır. 850 km² yüzölçümüne sahip olan Yalova'da km²'ye düşen insan sayısı (nüfus yoğunluğu) 367 kişi olarak hesaplanmıştır. Yalova’mız, Türkiye'de en yoğun göç baskısı altında olan ve nüfus artış hızı yüksek olan "ilk 3 il" arasında gösterilmektedir. Yerel yönetim rakamlarla övünüyor ama hiçbir hazırlık ve çaba maalesef göstermiyor.

Evet Yalova’mız tersaneleriyle, sanayisiyle turizmiyle ülkemizin güçlü şehirlerindendir. Fakat bu güç halkımızın cebine, mutfağına uğramıyor. İstanbul caddesinde, Gazipaşa caddesinde gezerken. Dertli emeklilerimizi, harçlıksız öğrencilerimizi, kirasını düşünen işçimizi, Pazar alışverişi için tane hesabı yapan ev kadınlarını görüyoruz.

Hepimizin malumu Yalova’mız maalesef deprem bölgesidir, geçmişte çok acı bir şekilde bunu tecrübe ettik. Ülkemizde kentsel dönüşüme ivedilikle ihtiyacı olan şehrimizin başında gelmektedir. En acil, hızlı, sağlam dönüşüm, kent genelinde ivedilikle uygulanmalı, vatandaşlarımıza külfet getirmeden, rantsal değil kentsel dönüşüm uygulanmalıdır.

Kenti kent yapan unsurlar vardır; Nüfus yapısı, sanayi ve üretim odaklı ekonomi, kapsamlı altyapı Kültürel miras ve özgün mimari dokunun korunması, kentsel kimlik, sosyal etkileşim mekânları yönetim birimleri ve kent kültürü, kenti kent yapan unsurlardır. Maalesef bugünkü Yalova’mız günden güne bu unsurlardan uzaklaşmaktadır. Yalova’mız için, Yalovalılar için en mühim ihtiyaç Milli Görüş belediyeciliğidir. Ahlak, adalet, maneviyat ve sosyal belediyecilik ilkelerine dayanan, yerel yönetimlerde dürüstlük, "önce insan" anlayışı ve israfın önlenmesini hedefleyen bir yönetim modelidir. Temel amacı, vatandaşın ayağına hizmet götürmek ve "son sene değil, her sene" çalışarak halka hizmet etmektir. Bizler Halka hizmetin Hakka hizmet olduğuna inanıyoruz.

Değerli arkadaşlar; Kıymetli babsın mensupları, sözlerimi tamamlarken bütün bunların farkında olarak, bulunmuş olduğumuz kurum ve kuruluşlarda, bu hak mücadelesi içerisinde olacağız. Ne mutlu! Bu batıl, zalim düzenin değişmesini isteyen ve yerine hak merkezli/adalet merkezli bir düzen kurmak için mücadele edenlere… Sizlerle tanışmak, duygularımız ifade etmek, kardeşliğimizi pekiştirmek için bu program vesilesi ile bir araya geldik. Katılımlarınızdan dolayı her birinize ayrı ayrı şükranlarımı arz ediyor, tekraren bir araya gelmeyi ümit ediyor hepinize saygılar sunuyorum”

Muhabir: Göktuğ Doğukan Yüksel