Şehrin merkezinde otobüsten indikten sonra rehberimiz Ohrili Sado sağ elini havaya kaldırarak ‘’burası Zagreb’in merkezi’’ diyordu ve biz de onu takip etmekteydik. Biraz ilerledikten sonra bize dönüyordu ve eliyle sağımızdaki o güzel parkı gösteriyordu… ‘’Şu güzel parktaki selvi ağaçlarını görüyorsunuz. Bunun bir anlamı olmalı değil mi!’’ diyordu. Hemen bir adım gerisinde olduğum için soruyordum: ‘’Nasıl yani?’’

Bakışlarını bana doğrultuyordu… ‘’Bilindiği üzere selvi ağacı Osmanlı sembolüdür, yani Türk kültürünü temsil eder desek daha uygun olur. Hıristiyan kültüründe selvi yoktur. Zagreb’in hiçbir parkında selvi ağacı göremezsiniz!’’

Yine soruyordum: ‘’Sebebi ne?’’

Anlatmaya başlıyordu: ‘’Kanuni zamanında çıkan savaşta Hırvat komutan Miroslav öldürülüyor ve Hırvatlar da onun anısına bu parka selvi ağaçlarını dikiyorlar. Yani nerden baksanız 400 yıllık bir park burası!’’

Ve biraz ilerledikten sonra yine duruyor. Ortadaki levhada semt isimleri var. ‘’Nicola Tesla Museum’’ ibaresi dikkatimi çekiyor. Soruyorum ve başlıyor anlatmaya… ‘’Nikola Tesla Hırvatistan’da doğan bir Sırp, ama Hırvatlarla Sırplar bir türlü paylaşamıyor onu. Belgrad’da da bir müze var onun adına. Mezari ise Bari’de!’’

Nikola Tesla’nın o heykelinin altındaki o sözü aklıma geliyor: ‘’Nefretiniz elektiriğe dönüştürülebilseydi tüm dünyayı aydınlatırdı!’’ Dudaklarımdan şu sözler dökülüyor o anda: ‘’Tesla ne kadar da sezgisi kuvvetli bir insanmış, ta o tarihlerde Hırvatların ve Sırpların Bosna halkına karşı olan nefretini tahmin edebilmiş! Tevafuk bu ya!’’

Ben işte böyleyimdir, yüksek sesle söylemesem de taşı gediğine koyarım dostlar!

Merdivenleri tırmanıyoruz, güneş de tam tepemizde. Deri ceketimi çıkarıp omuzuma atmak zorunda kalıyorum yolu yarı etmeden. Tam tepeye çıktığımızda bir muzip arkadaşımızın yanındakine şöyle dediğini duyuyorum: ‘’Tam seksen basamak saydım!’’

O tepede fotoğraf çektirdikten sonra aşağı inmeye başlıyoruz. Sado yine durup sağımızdaki bir dükkanı gösteriyor… O da ne! Dükkanın dışındaki bir vitrinimsi yerde dikine asılmış, benim boyumda bir kıravat duruyor. Hırvat bayrağının aynısı… ‘’Kravatı Hırvatlar icat etmiştir’’ diyor rehber Sado… Önünde fotoğraf çektirmeden edemiyorum ve mrak edip kravat dükkanına giriyorum. Envai çeşit kravat mevcut. Sadece kravat satılıyor burada… Fiyatlar ise 70 avrodan başlıyor. Bu kadar parayı verip bir kravat alacak kadar da saf değilim yani! Zira gardrobumda o kadar kravat var ki! Macaristan seyahatimde de prostat biyopsi aletinin bir Macar tarafından icat edildiğini öğrenmiştim. Ya tırnak makasının mucidi kim? Bilin bakalım! Amerikalı William Bessett!

Aşağı doğru iniyoruz. Ohrili Sado anlatıyor…. ‘’Burası da Pazar yeri. Şu ileride gördüğünüz tarihi binaların onarıldığını görüyorsunuz. Avrupa Birliği 3 milyar avro ayırmış. Hırvatistan’ın en büyük geliri 600 km uzunluğundaki Dalmaçya kıyılarında geliyor. Orası turistik bir bölge. Mesela en güneydeki Dubrovnik ülkeni n yıllık turizm gelirinin yüzde yirmisini karşılıyor. Adriyatik kıyılarında Hırvatistan’a ait bin ada var, ama bunların sadece kırk kadarında yerleşim söz konusu!’’