Son dönemde okullarda yaşanan şiddet olaylarının daha fazla gündeme gelmesi, çocukların içinde bulunduğu sosyal çevreyi ve iletişim biçimlerini yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor. Şiddet davranışıyla karşılaştığımızda çoğu zaman ilk olarak “Çocuk bunu neden yaptı?” diye soruyoruz. Oysa bu sorunun yanında, çocuğun bu davranışa nasıl ulaştığını ve kendisini ifade etmek için hangi yolları bildiğini de düşünmek gerekiyor.

Çocuklar yalnızca kendilerine söylenenleri değil, çevrelerinde gördükleri davranışları da öğrenirler. Evde, okulda ve sosyal çevrede öfkenin nasıl ifade edildiği, anlaşmazlıkların nasıl çözüldüğü, sınırların nasıl belirlendiği ve hatalara nasıl karşılık verildiği; çocuğun zaman içinde geliştirdiği iletişim biçimini etkileyebilir.

Bu nedenle okullarda ortaya çıkan bir şiddet davranışını yalnızca “yaramazlık” ya da “disiplinsizlik” olarak değerlendirmek, meselenin önemli bir bölümünü gözden kaçırmamıza neden olabilir. Elbette çocuklara şiddetin kabul edilemez olduğunu öğretmek ve gerekli sınırları koymak önemlidir. Ancak sınır koymak kadar, çocuğa duygularını ve ihtiyaçlarını sağlıklı yollarla ifade etmeyi öğretmek de önem taşır.

Örneğin öfkelenen bir çocuğa yalnızca “Vurma!” demek yerine, öfkesini nasıl ifade edebileceğini göstermek gerekir. “Kızgın olabilirsin ama zarar veremezsin.”, “İstemediğin bir şeyi söyleyebilirsin.” veya “Bir sorun olduğunda yardım isteyebilirsin.” gibi ifadeler, çocuğa alternatif davranış yolları sunar.

Burada ailelerin, öğretmenlerin, okul yönetimlerinin ve rehberlik servislerinin iş birliği büyük önem taşır. Şiddet ortaya çıktığında yalnızca olayın sonucuna müdahale etmek yerine, davranışın altında yatan ihtiyaçları ve tekrarını önleyebilecek yolları da değerlendirmek gerekir.

Bir psikolog olarak özellikle vurgulamak istediğim nokta şu: Çocukların davranışlarına bakarken yalnızca “Ne yaptı?” sorusuna değil, “Bunu nasıl öğrendi ve başka türlü davranmayı biliyor mu?” sorusuna da yer vermeliyiz.

Çünkü sağlıklı iletişim, sınır koyma, öfkeyi düzenleme ve çatışmaları çözme becerileri çocuklarda kendiliğinden oluşmaz. Bunlar zaman içinde öğrenilen ve yetişkinlerin rehberliğiyle gelişen becerilerdir.

Okullarda güvenli bir ortam oluşturmak yalnızca okulun ya da yalnızca ailenin sorumluluğu değildir. Çocuğun çevresindeki yetişkinlerin ortak sorumluluğudur.

Şiddeti yalnızca ortaya çıktığında konuşmak yerine, çocuklara daha erken yaşlardan itibaren kendini ifade etmeyi, sınırlarını korumayı ve başkasının sınırlarına saygı göstermeyi öğretmek; uzun vadede daha güvenli ilişkilerin temelini oluşturabilir.

Çünkü bir çocuğun davranışını anlamaya çalışmak, o davranışı onaylamak anlamına gelmez. Bazen gerçek değişim, davranışın arkasındaki ihtiyacı görebildiğimiz noktada başlar.