Her gün aynı soruyu duyuyoruz.
"Nasılsın?"
Ve çoğumuz, hiç düşünmeden aynı cevabı veriyoruz.
"İyiyim."
Belki de gün içinde en çok söylediğimiz ama üzerinde en az durduğumuz kelime bu.
Çünkü bazen insan, nasıl hissettiğini gerçekten bilmeden de yaşamaya devam edebilir.
Sabah alarm çalar.
Yeni bir gün başlar.
Yetişilecek işler…
Cevaplanacak mesajlar…
Bitmeyen sorumluluklar…
Akşam olduğunda ise hissettiğimiz yorgunluğu günün yoğunluğuna bağlarız.
Oysa bazen bizi yoran şey yaptıklarımız değildir.
Olmadığımız biri gibi yaşamaya çalışmaktır.
Ne ilginç değil mi?
Çocukken düştüğümüzde canımızın yandığını hemen söylerdik.
Büyüdükçe ise kalbimiz kırıldığında bile,
"Bir şeyim yok." demeyi öğrendik.
Belki de yetişkin olmak, duygularını saklamayı öğrenmek değildi.
Onlardan yavaş yavaş uzaklaşmayı öğrenmekti.
Yıllardır danışanlarımdan birbirine çok benzeyen cümleler duyuyorum.
"Eskiden böyle değildim."
Bu cümleyi her duyduğumda aynı şeyi düşünüyorum.
İnsan kendini bir günde kaybetmez.
Önce "Şimdi sırası değil." der.
Sonra "Bunu da ben hallederim." der.
Bir süre sonra kendi isteklerini erteler.
Sonra sınırlarını…
Sonra sesini…
Ve farkına varmadan, başkalarının hayatında başrol olurken kendi hayatında figüranlaşır.
İşte en sessiz kayboluş budur.
Psikoloji bize önemli bir gerçeği hatırlatır:
İnsan, en çok anlaşılmadığında değil; kendini duymayı bıraktığında yorulur.
Belki de bu yüzden hayatımızı değiştirecek en önemli soru,
"Bundan sonra ne yapmalıyım?" değildir.
Belki önce şunu sormalıyız:
"Ben en son ne zaman gerçekten kendim gibi hissettim?"
Çünkü bazen iyileşmek…
Yeni bir insan olmak değildir.
Uzun zamandır susturduğun sesi yeniden duyabilmektir.
Belki bugün hayatını bir anda değiştiremeyeceksin.
Ama belki bugün, uzun zamandır unuttuğun bir gerçeği hatırlayacaksın.
İnsan dünyada herkesten uzak yaşayabilir.
Ama kendinden uzak yaşayamaz.
Bu yüzden…
Kendine yabancı kalma.
Sevgilerimle,
Psikolog Semanur Taran