ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı savaşın ardından İran’ın Hürmüz boğazını kapatması petrol fiyatlarında dalgalanmalara neden oldu. Çatışmalar sonrası özellikle petrol fiyatlarında yükseliş başlarken uzmanlar dünyanın enerji yoksunluğu girdabına düşme ihtimalinden endişe ediyor.
Bölge ülkelerine de sirayet eden savaştan Türkiye’nin ekonomik ve enerji alanında en az şekilde etkilenmesi için adımlar atılırken medya üzerinden bu konuda tartışmalar yürütülüyor. Bu kapsamda “Küresel Enerji Krizi Kapıda mı?” başlığı altında bir haber yayınlayan A Haber’e konuk olan Yalova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Bahçekapılı ve Yalova Üniversitesi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Dr. Öğr. Üyesi İshak Turhan, Türkiye’nin mevcut durumu hakkında değerlendirmeler yaptı.
“Türkiye, yalnızca tek bir sondaj gemisine sahip olmakla kalmadı, aynı zamanda güçlü bir sondaj filosu oluşturdu”
Türkiye’nin özellikle enerji alanında yerli üretimin artırılması noktasında son derece önemli adımlar attığını ve bu doğrultuda güçlü bir altyapı oluşturduğunu belirten Rektör Prof. Dr. Mehmet Bahçekapılı, “Ülkemiz, özellikle enerji alanında yerli üretimin artırılması noktasında son derece önemli adımlar atmış ve bu doğrultuda güçlü bir altyapı oluşturmuştur. Bunun en somut örneklerinden biri, Karadeniz’de gerçekleştirilen enerji arama faaliyetleridir. Bu kapsamda Sakarya Doğalgaz Sahası’nda yapılan keşifler, Türkiye’nin enerji alanında geldiği noktayı göstermesi açısından oldukça önemlidir. Türkiye’nin enerji bağımsızlığını güçlendirme ve enerji ihtiyacını kendi kaynaklarıyla karşılama hedefi doğrultusunda Sakarya Havzası’nda gerçekleştirilen yatırımların ülkemize önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. Elbette bu gelişmeler bir anda gerçekleşmiş değildir. Türkiye, yalnızca tek bir sondaj gemisine sahip olmakla kalmamış, aynı zamanda güçlü bir sondaj filosu oluşturmuştur. Bu filonun önemli parçalarından olan Fatih ve Yavuz sondaj gemileri, Karadeniz’de deniz altındaki enerji kaynaklarının, özellikle doğal gaz rezervlerinin keşfedilmesi ve değerlendirilmesi sürecinde çok önemli roller üstlenmiştir. Bunun yanı sıra Kanuni ve Abdülhamid Han sondaj gemileri de başta Akdeniz ve Doğu Akdeniz olmak üzere çeşitli bölgelerde önemli arama faaliyetleri yürütmektedir. Özellikle Abdülhamid Han sondaj gemisi, ülkemiz sınırları dışında da enerji kaynaklarının araştırılması konusunda önemli çalışmalar gerçekleştirmektedir” dedi. Rüzgâr, güneş, jeotermal ve hidroelektrik enerji üretimi alanında yapılan yatırımlar sayesinde Türkiye’nin enerji politikası yalnızca tek bir kaynağa veya tek bir tedarikçiye bağlı olmaktan kurtulduğunu dile getiren Rektör Prof. Bahçekapılı, “Enerjinin yalnızca tek bir kaynağa veya tedarikçiye bağlı olduğu durumlarda, özellikle jeopolitik gelişmeler ve küresel krizler ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Nitekim bugün dünyada yaşanan savaş ortamı ve uluslararası gerilimler, enerji güvenliğinin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Türkiye ise aldığı tedbirler sayesinde bu tür risklerin önemli bir bölümünü yönetebilecek bir noktaya gelmiştir” ifadelerini kullandı.

“Türkiye, Hazar enerji kaynaklarının Avrupa’ya ulaştırılmasında önemli bir rol üstleniyor”
Geçmiş dönemlerde Türkiye’nin tükettiği doğal gazın yalnızca yüzde 0,3’ünü kendi kaynaklarından üretebildiğini hatırlatarak açıklamalarına başlayan Yalova Üniversitesi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Dr. Öğr. Üyesi İshak Turhan, “Ancak bugün Sakarya Gaz Sahası sayesinde günlük üretim 10 milyon metreküpün üzerine çıkmış durumdadır. Özellikle Güney Kore’den alınan yeni üretim gemisiyle birlikte, sadece karada değil denizde de üretim tesisleri kurulmuş ve kapasite önemli ölçüde artırılmıştır. 2028 yılında ikinci yüzer üretim gemisinin de devreye girmesiyle günlük doğal gaz üretiminin 40 milyon metreküpe ulaşması hedeflenmektedir. Günlük 40 milyon metreküplük üretim, yıllık yaklaşık 15 milyar metreküp doğal gaza karşılık gelmektedir. Türkiye’nin yıllık doğal gaz tüketiminin yaklaşık 60 milyar metreküp olduğu düşünüldüğünde, 2028 yılı sonunda tüketimin yaklaşık yüzde 25’inin yerli kaynaklardan karşılanması mümkün olacaktır” şeklinde konuştu. Türkiye’nin rolünün arama, keşif ve üretimle sınırlı olarak değerlendirilmeyeceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Turhan, “Aynı zamanda bir enerji merkezi, yani bir “enerji hub’ı” olma potansiyeline de sahiptir. Bu durumun en önemli örneklerinden biri TANAP’tır. TANAP aracılığıyla Hazar gazının Avrupa’ya ulaştırıldığı görülmektedir. Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan sonra Avrupa, enerji güvenliği konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Avrupa Birliği’nin Rusya’ya yönelik uyguladığı ambargo politikaları kapsamında petrol, doğal gaz ve kömür gibi enerji kaynaklarında Rusya’ya olan bağımlılık azaltılmaya çalışılmaktadır. Bu süreçte Türkiye, Hazar enerji kaynaklarının Avrupa’ya ulaştırılmasında önemli bir rol üstlenmektedir. Türkiye, güvenli bir enerji geçiş güzergâhı olarak hem bölgesel hem de küresel enerji güvenliğine önemli katkılar sunmaktadır” diyerek sözlerine son verdi.



