Yani bilgisayarın başına oturduğumda güya bu sabahki trafik magandasını yazacaktım. Birden gözüme o meslektaşımın kitabı takılınca yazı rotamı değiştirdim ve o anıyı yazayım dedim. Bir psikiyatristin anısı bu. Yani anlayacağınız şu ki ‘’bugün sermayeden yemeyeceğim!’’ Biraz da ben hazıra konayım! Ne olur ki! Ben aradan çekiliyorum, söz meslektaşımda…
Tutuklu servisine bir hasta yatmıştı. ‘’Amerikalılar beni öldürecek!’’ diyordu. Bu hezeyan doğrultusunda Amerikalı sandığı birini yaralamıştı. Tedavisini düzenledik. Ertesi gün servise geldiğimde öğrendim ki sabah erken saatte nöbetçi sağlık memuruna saldırmış ve iyice hırpalamış. Hastayı çağırdım. ‘’Dün bana inanmadın doktor, sabah FBI ajanı odama geldi. Elindeki zehirli iğne ile beni öldürmek istedi’’ dedi. ‘’Yanılıyorsun, o sağlıkçı’’ dedim. ‘’Hayır’’ dedi, ‘’esas sen yanılıyorsun. Kazağında FBI yazıyordu!’’
Meğer bizim sağlık memuru sabah tedavisi için hasta koğuşuna girerken önlüğünü giymemiş. Üzerindeki FBI marka kazakla ortada dolaştığını gören hasta da saldırmış ona.
Ben de asistanlığımın son günlerinde güzel bir dayak yemiştim. Hastasına dayak atan doktor olmaktansa hastasından dayak yiyen doktor olmak tercihimdir.
O zamanlar ikinci psikiyatri biriminin kadın servisi K2-kat 2 idi. Asistanlığımın son günleri. Kadın servisinde çalışıyorum. Yağmurlu bir nisan sabahı. O gün şef vizitesi vardı. Akşamdan yatan hastalarla görüştüm. Hemşire bankosunun önbündeydim. Ayakta ilaç tabelalarını yazmaktaydım.
‘’Doktor bey beni tanıdınız mı?’’
İrkildim. Başımı kaldırdığımda Muhammed Ali ile göz göze geldim. Tanımıştım tabii. Beş altı ay önce erkek servisinde çalışırken hastamdı. Kendisinin kurtarıcı olduğunu, bu görev için dünyaya gönderildiğini söylüyordu. Bu yüzden dünyadaki tüm gizli örgütlerin kendisini öldürmek istediklerini, etrafa yerleştirdikleri cihazlarla onu dinlediklerini iddia ediyordu. Bu düşünceleri sebebiyle herkesten şüpheleniyor, çevresindekilere saldırıyordu.
Tehlikeliliği sebebiyle yatırılmıştı. Vizitedeki şefimiz EKT uygulamasını uygun görmüştü. Tabii ki asistan olarak ben uyguladım. Tedaviden zarar gördü M. Ali. Bir süre sonra taburcu olmuştu.
‘’Herhalde kontrol muayenesi için geldi hastaneye. Gelmişken beni de ziyaret etmek istedi’’ diye düşündüm. Oysa o çoktan ilaçlarını bırakmış. ‘’Hastanede bana işkence yapıldı’’ diye düşünmeye başlamış ve beni hedef seçmiş. H2 erkek servisimizdi. Gelip orada sormuş. Eli yüzü düzgün çocuktu. Kılık kıyafeti de yerinde. Personele ‘’arkadaşıyım’’ deyince yardımcı olmuşlar. Eliyle koymuş gibi bulmuş beni.
Birdenbire M. Ali’nin sağ yumruğunun yüzüme doğru yaklaştığını fark ettim. Yumruk büyüdü büyüdü…Ben büyülenmiş gibiydim. M.Ali bağırıyordu: ‘’Bana işkence yaptınız, pis işkenceciler!’’ İlk anda niyetini anlasam kendimi koruyabilirdim, ama kaçamadım. Yumruk sağ gözümün üzerinde patladı. Hani karikatürde yumruk yiyen adamın gözünün üst tarafına yıldız çizerler ya, kesinlikle doğru. Bunu çizen karikatürist iyi bir dayak yemiş olmalı. Sonrakiler taklit etmişlerdir sanırım. Her karikatüristin de dayak yediğini iddia edecek değilim. Gözümün sağ tarafından yıldızlar çıkmaya başladı. Tek sıra halinde biraz yükseldiler. Sonra küme halinde kaldılar orada. ‘’Bir tane de ben çaksam mı şunun suratının ortasına! Yok yok, doğru olmaz, çocuk hasta, bak hezeyanlarını haykırıyor bir yandan. Hasta ile kavga etmek yanlış olur!’’ Peki ne yapsam, darbenin etkisiyle şaşkınım, afallamışım. Derken...
Hani filmlerde uzaktan gelen bir tren hızla yaklaşır, sanki üzerimizden geçecekmiş gibi olur. Yumruğu tekrar gördüğümde ikinci defa gözümün üzerinde patlamak üzereydi. Patladı nitekim. Yüzlerce yıldız tekrar harekete geçti. İkinci yumruk beni kendime getirmişti. Evet, hastayı dövmek olmaz ama hiç olmazsa yumruk atmasını önleyeyim diyerek sarıldım M.Al’ye…Ve bağırarak yardım istedim. Yüzümün sağ yarısının daha şişman göründüğünü, sağ gözkapağımın büyüyerek gözümü kapattığını ve göz çevremde tuğla kırmızısından patlıcan moruna kadar yeni renkler oluştuğunu ayrıca belirtmeme gerek yok sanırım.
Bu olaydan sonra bir süre arkamdan yaklaşan bir ayak sesi duyduğumda, kim diye dönüp baktığımı, eksite hastalarla görüşürken bir gözümle sağ yumruklarını kolladığımı itiraf etmeliyim. Uzun yıllar geçti, ama yazarken bile o günü yaşar gibi oldum. Tanrı tüm sağlıkçıları şiddetten korusun…