Karahanoğlu, yapay zekânın insanın yalnızlığını iyileştiren bir araç mı yoksa yalnızlığı daha konforlu hâle getiren bir alan mı olduğu sorusuna dikkat çekerek, “Yapay zekâ insan ilişkilerine açılan bir kapı olmalı, insan ilişkilerinin üzerine kapatılan bir kapı değil” dedi.
Günümüzde yapay zekâ yalnızca bilgiye ulaşmak veya günlük işleri kolaylaştırmak için değil, insanların duygularını paylaşabildiği ve sohbet edebildiği bir alan olarak da kullanılmaya başlandı. İnsanların yapay zekâ ile duygusal bağ kurabilmesi, bu ilişkinin gerçek insan ilişkilerini nasıl etkileyebileceği sorusunu da beraberinde getiriyor.
Psikolojik Danışman Kübra Karahanoğlu, “Yapay zekâ insan ilişkilerini bozuyor mu?” sorusunu insanın anlaşılma ihtiyacı üzerinden ele alırken, yapay zekâ ile kurulan iletişimin insan ilişkilerinin yerini almaması gerektiğine dikkat çekti.
“İnsan kendini anlayan makineye alıştığında…”
Karahanoğlu, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Bir zamanlar insan, yalnız kaldığında bir başka insanı ararken günümüzde telefonunu açıp yapay zekâyla sohbet edebiliyor. Derdini anlatıyor, sırlarını paylaşıyor, hatta onunla duygusal bağ kuruyor. Yargılamadan dinleyen ve çoğu zaman duymak istenen cümleleri kuran bir yapay zekâ arkadaşının varlığı, şu soruyu da beraberinde getiriyor: ‘İnsan kendini anlayan bir makineye alıştığında kendini anlamayan insanlara tahammülü azalır mı?’
Anlaşılmak, insanın en temel ihtiyaçlarından biridir. Bu ihtiyacı kendini anlayan bir makineyle gidermeye alışmak gerçek insanların anlayışsızlığına, sabırsızlığına, eleştirilerine tahammülü daha da zorlaştırabiliyor. Nature Human Behaviour dergisi tarafından Ağustos 2026’da yayımlanan bir çalışma, insanların yapay zekâ arkadaşlarına gerçekten bağlanabildiğini ve bu bağ kesildiğinde kimi insanların bu durumu gerçek bir ayrılık ya da kayıp gibi deneyimleyebildiğini gösteriyor. Peki, insan neden bir makineyle duygusal bağ kuruyor?
İnsan, karşısındakinden bağımsız olarak da duygusal bağ geliştirebilir. Yani bir bağın oluşması için karşınızdaki insanın da aynı hisleri taşıması gerekmediği gibi karşınızdakinin bir insan olması da gerekmez. Çünkü az önce de belirttiğim gibi burada temel ihtiyaç, anlaşıldığını hissetmek.
Bir yapay zekâ arkadaşı o gün size ‘Günün zor geçmiş olmalı.’, ‘İstersen anlatabilirsin.’ ve benzeri cümleler kurduğunda zihninizin ilk tepkisi ‘Bana bunları söyleyen bir makine!’ demek olmayabilir. Zihniniz, sizinle iletişim kuranın biyolojik bir varlık olup olmamasından öte etkileşimin niteliğine tepki verir. Yani yapay zekânın size olan duygularıyla değil onun kurduğu iletişimin size hissettirdiği duygularla ilgilenir.
Bu durum da birçok insan için cazip gelebilir. Çünkü insan ilişkileri emek ve anlayış ister. O gün karşınızdaki insan kendini iyi hissetmeyebilir, sizi anlayamayabilir, sıkılabilir, dikkatini size veremeyebilir. Ama yapay zekâ sizi her daim dinler ve size anlaşıldığınızı hissettirir. Ayrıca ondan özür dilemeniz de gerekmez. Yani insan ilişkilerindeki bedelleri yapay zekâ ile ilişkinizde ödemezsiniz.
Tabii bu noktada ‘Yapay zekâ insanları yalnızlaştırıyor.’ demek çok yüzeysel kalır. Burada üzerinde durulması gereken nokta şu: ‘Yapay zekâ insanın yalnızlığını iyileştiren bir yerde mi duruyor, yoksa yalnızlığı daha konforlu hâle mi getiriyor?’ Çünkü ikisi aynı şey değil.
2026 yılında yayımlanan bir araştırmada, kullanıcılar ile yapay zekânın dili arasındaki uyum ile bunun ilişki yoğunluğuyla bağlantısı araştırılıyor ve yapay zekânın insanın konuşma biçimine uyum sağlayabildiği görülüyor. Bu da insan ile yapay zekâ arasındaki ilişkinin neden gerçek insan ilişkisi gibi hissedilebildiğini açıklıyor.
İnsan ilişkilerinin rahatsız edici yönleri vardır. Eleştirilmek, onaylanmamak, görülmemek gibi… Böyle durumlarda haliyle moraliniz bozulur, egonuz kırılır, öfkeniz artar. Ancak hayat onaylanmaktan ibaret değildir. Yapay zekâ arkadaşının sizi onaylaması, doğru olduğunuzun göstergesi değildir. Sizi her zaman onaylayan biri size kendinizi iyi hissettirebilir ama hiç zorlanmadığınız bir ilişki sizi geliştirmez. Tam da bu noktada yapay zekânın olumlu kullanım alanlarına değinmekte fayda var.
İnsan bazen bir duygusunu, onu bir başkasına anlatırken fark edebilir. Yapay zekâ burada bir ‘duygusal ayna’ görevi görebilir. Elbette burada karşımızdakinin bir insan olmadığını yine unutmamak gerekiyor. Buna bağlı olarak unutulmaması gereken bir önemli nokta da yapay zekânın insan ilişkilerine bu şekilde müdahale ediyor olması. Bu nedenle, dijital dünyada sadece mahremiyet ve siber güvenlik değil duygusal güvenlik de önemli görünüyor. Peki, güvende olmanın yolu yapay zekâdan uzak durmaktan mı geçiyor?
Elbette, hayır. Yapay zekânın hayatınızdaki yerini doğru tanımlamanız gerekiyor. Yapay zekâ insan ilişkilerine açılan bir kapı olmalı, insan ilişkilerinin üzerine kapatılan bir kapı değil. Çünkü gelecekte bilgiye ulaşmak değil insana ulaşmak lüks olacak gibi görünüyor. Kaldı ki, bunu şimdiden hissetmeye başlamadık mı?”




