GÜNAYDIN Değerli Okurlar,

Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı yıllarında karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlardan biri, Arap vilayetlerinde ortaya çıkan isyanlar ve İngiltere’nin bu hareketler üzerindeki etkisiydi. Özellikle 1916’da Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in Osmanlı Devleti’ne karşı başlattığı isyan, savaşın gidişatı ve savaş sonrasında Ortadoğu’nun siyasî haritasının şekillenmesi bakımından önemli sonuçlar doğurdu.

Ancak İngiliz arşiv belgeleri incelendiğinde, “Arap İsyanı” nı yalnızca Arapların Osmanlı yönetimine karşı kendiliğinden geliştirdikleri bir millî hareket olarak değerlendirmek yeterli değildir. Belgeler, İngiliz diplomasisinin, istihbarat faaliyetlerinin, malî desteğinin ve savaş stratejisinin isyanın gelişmesinde önemli rol oynadığını göstermektedir.( Ünlü 1802 - 1818 Vehhabi ayaklanmasını ayrıca ele alacağım.)

İngiltere’nin Osmanlı Devleti’nin Arap topraklarına yönelik ilgisi aslında I. Dünya Savaşı’ndan çok daha önce başlamıştı. Hindistan’a giden yolların güvenliği, Süveyş Kanalı’nın korunması ve Basra Körfezi’ndeki İngiliz çıkarlarının devam ettirilmesi, bölgeyi İngiliz dış politikasının önemli hedeflerinden biri hâline getirmişti. Savaşın başlamasıyla birlikte Osmanlı Devleti’nin Almanya’nın yanında yer alması, İngiltere açısından Ortadoğu cephesinin önemini daha da artırdı.

İngiliz belgelerinde özellikle Mekke Şerifi Hüseyin ile yürütülen yazışmalar dikkat çekiyor. 1915-1916 yıllarında Hüseyin ile Mısır’daki İngiliz Yüksek Komiseri Sir Henry McMahon arasında gerçekleştirilen mektuplaşmalar, savaş sonrasında kurulması düşünülen Arap siyasî düzeninin temel tartışmalarından birini oluşturdu. Hüseyin, Osmanlı yönetimine karşı bir Arap ayaklanması başlatması karşılığında bağımsız bir Arap devleti kurulmasını talep ediyordu. İngiltere ise bu taleplere verdiği cevaplarda çeşitli siyasî ve coğrafi çekinceler ileri sürüyor, ancak aynı zamanda Hüseyin’i Osmanlı Devleti’ne karşı harekete geçmeye teşvik ediyordu.

1916 yılının Haziran ayında Mekke’de Osmanlı birliklerine karşı başlayan hareket, kısa sürede İngiliz desteğiyle askerî bir boyut kazandı. İsyanın liderliğini Şerif Hüseyin’in oğulları Abdullah ve Faysal üstlendi. İngilizler tarafından bölgeye gönderilen T. E. Lawrence, daha sonra “Arabistanlı Lawrence” adıyla ün kazanacak ve Arap kuvvetleriyle İngiliz ordusu arasındaki bağlantının önemli isimlerinden biri olacaktı.

İngiliz arşivleri, desteğin yalnızca diplomatik düzeyde kalmadığını ortaya koymaktadır. Arap kuvvetlerine para, silâh ve askerî malzeme sağlandı. Ayrıca Hicaz demiryoluna yönelik saldırılar düzenlenerek Osmanlı ordusunun asker ve mühimmat sevkiyatının zorlaştırılması amaçlandı. Demiryolunun tahrip edilmesi, İngiliz askerî stratejisinin önemli unsurlarından biri hâline geldi. Böylece Osmanlı kuvvetlerinin Medine’deki birliklerini desteklemesi ve cepheler arasında hareket etmesi güçleştirildi.

Bununla birlikte İngiliz belgeleri, bütün Arap toplumunun Osmanlı Devleti’ne karşı birleşmiş olduğu şeklindeki değerlendirmeyi de desteklememektedir. Arap vilayetlerinde yaşayan toplulukların Osmanlı Devleti’ne, yerel yöneticilere ve savaş şartlarına bakışları birbirinden farklıydı. Bazı Arap ileri gelenleri Osmanlı yönetimine karşı muhalif bir tutum benimserken, bazıları Osmanlı ordusunda görev yapmaya devam etti. Dolayısıyla 1916 isyanını bütün Arapların ortak ve homojen bir bağımsızlık hareketi olarak değerlendirmek tarihsel gerçekliği basitleştirmek anlamına gelir.

İngiliz politikasındaki önemli çelişki ise savaş sırasında Araplara verilen sözlerle İngiltere ve Fransa’nın savaşın ardından bölge için yaptıkları plânlar arasındaki farkta ortaya çıktı. 1916 tarihli Sykes - Picot Anlaşması, Osmanlı Devleti’nin Arap topraklarının savaş sonrasında İngiltere ve Fransa’nın nüfuz alanlarına ayrılmasını öngörüyordu.

Bu durum, Şerif Hüseyin’e verilen bağımsızlık vaatleriyle ciddî bir çelişki oluşturuyordu. İngiliz diplomasisinin bir yandan Arap liderleri Osmanlı’ya karşı mücadeleye teşvik ederken diğer yandan Fransa ile bölgenin paylaşımını görüşmesi, savaş sonrasında ortaya çıkacak güven bunalımının temel nedenlerinden biri oldu.

1917’de İngiltere’nin Kudüs’ü ele geçirmesi ve 1918’de Osmanlı ordusunun Suriye cephesinde geri çekilmesi, Arap İsyanı’ nın askerî ve siyasî önemini artırdı. Faysal’ın kuvvetleri Şam’a girerken Osmanlı Devleti bölgedeki hâkimiyetini kaybetti.

Ancak savaşın sona ermesiyle birlikte Arap liderlerinin beklediği bağımsız siyasî düzen tam anlamıyla gerçekleşmedi. Bunun yerine İngiliz ve Fransız mandaları altında yeni siyasî yapılanmalar ortaya çıktı.

İngiliz arşiv belgelerinin ortaya koyduğu en önemli gerçeklerden biri, Arap İsyanı’ nın tek bir nedene indirgenemeyeceğidir. Osmanlı yönetimine yönelik yerel hoşnutsuzluklar, Arap milliyetçiliğinin gelişmesi, savaş şartları, Mekke Şerifi Hüseyin’in siyasî hedefleri ve İngiltere’nin bölgesel stratejisi birbirini tamamlayan faktörlerdi. İngiltere açısından ise isyan, Osmanlı Devleti’ni askerî ve siyasî bakımdan zayıflatmak için kullanılan önemli bir araçtı.

Bugün İngiliz arşivlerinde bulunan diplomatik yazışmalar, askerî raporlar ve istihbarat belgeleri, dönemin olaylarını daha ayrıntılı biçimde anlamamıza imkân sağlamaktadır.

Bu belgeler, Arap İsyanı konusunda uzun yıllar boyunca oluşturulan basit “Araplar Osmanlı’ya karşı ayaklandı” anlatısının ötesine geçilmesi gerektiğini göstermektedir.

İsyan, yerel ve bölgesel dinamiklerin yanı sıra büyük devletlerin Ortadoğu üzerindeki hesaplarının da kesiştiği karmaşık bir tarihsel olaydır.

Sonuç olarak 1916 Arap İsyanı, yalnızca Osmanlı Devleti ile Arap unsurlar arasındaki bir çatışma değil, aynı zamanda İngiltere’nin savaş dönemi diplomasisinin önemli bir parçasıydı.

İngiliz arşiv belgeleri, Londra’nın Arap liderleriyle yürüttüğü görüşmelerin, sağladığı malî ve askerî desteğin ve savaş sonrası bölgeye ilişkin plânlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Bu açıdan Arap İsyanı, yalnızca Osmanlı Devleti’nin son dönemini değil, modern Ortadoğu’nun siyasî sınırlarının ve güç dengelerinin oluşumunu anlamak açısından da kritik bir dönüm noktasıdır.

Elbette yeri geldikçe özellikle İngiliz arşivlerinden yararlanarak düşüncelerimizi açıklayacağız.

Gününüz aydınlık ve esenlik dolu olsun.

Ne Mutlu Türk’ üm Diyene!