Ulus devlet, siyasî sınırları ile ulusal kimliğin büyük ölçüde örtüştüğü devlet modelidir. Bu modelde devlet vatandaşlarını ortak bir kimlik etrafında birleştirmeyi amaçlar. Modern ulus devlet anlayışı özellikle Westphalia Barışı (1648) sonrasında gelişmiş, XVIII . ve XIX. yüzyıllarda milliyetçilik akımlarının etkisiyle yaygınlaşmıştır.
[Birkaç antlaşmayı da içine alan Vestfalya Barışı (Münster Antlaşması ve Osnabrück Antlaşması), Otuz Yıl Savaşları ve Seksen Yıl Savaşları'nın sonunda Ekim ve Mayıs 1648 tarihlerinde imzalanmıştır. Antlaşma 24 Ekim ve 15 Mayıs 1648'de Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu, diğer Alman prensleri, İspanya, Fransa, İsveç ve Hollanda Cumhuriyeti temsilcileri arasında imzalanmıştır.]
Ulus Devletin Temel Özellikleri şöyle gruplanabilir:
Ortak Ulusal Kimlik: Vatandaşların ortak bir ulusa ait olduğu düşüncesi vardır. Bu kimlik; dil, tarih, kültür, gelenek veya ortak değerler üzerinden şekillenir.
Egemenlik: Devlet, kendi sınırları içinde en üstün siyasî otoritedir. İç ve dış işlerinde bağımsız karar alma yetkisine sahiptir.
Belirli ve Tanınmış Sınırlar: Ulus devletin egemen olduğu coğrafî alan net olarak belirlenmiştir ve uluslararası düzeyde tanınır.
Merkezî Yönetim: Yasama, yürütme ve yargı yetkileri devlet kurumları tarafından kullanılır. Devlet otoritesi ülke genelinde geçerlidir.
Vatandaşlık Bağı: Bireyler, etnik kökenlerinden bağımsız olarak hukukî bir vatandaşlık bağıyla devlete bağlıdır. Hak ve yükümlülükler vatandaşlık temelinde tanımlanır.
Ortak Hukuk Sistemi: Ülke genelinde geçerli tek bir hukuk düzeni bulunur ve devlet bu düzeni uygular.
Milliyetçilik Unsuru: Ulus devletler genellikle ulusal birlik ve bütünlüğü korumaya önem verir. Eğitim, resmî dil politikaları ve ulusal semboller bu amaca hizmet eder. Devletin tüm unsurlarında Resmî Dil hâkimdir. Ana Dil ile Resmî Dil birbirine karıştırılmaz.
Ulus Devlet’ in avantajları ise şöyle özetlenebilir: Toplumsal birlik ve aidiyet duygusunu güçlendirir. Merkezî yönetim sayesinde karar alma süreçlerini kolaylaştırır. Vatandaşlık temelinde eşit haklar sağlamayı hedefler. Demokratik temsil mekanizmalarının gelişmesine katkı sağlar.
Günümüzde Türkiye genellikle ulus devlet örnekleri arasında gösterilir. Ancak hiçbir modern devlet tamamen tek bir ulustan oluşmaz; bu nedenle ulus devlet daha çok bir siyasî ve hukukî ideal tip olarak değerlendirilir. Kısaca, ulus devlet; belirli bir şemsiye altında örgütlenmiş, sınırları belli, bağımsız ve merkezî otoriteye sahip, Resmî Dil’ i esas alan bir devlet modelidir.
Türkiye Cumhuriyeti’ nin kuruluş felsefesinin adeta temel taşı konumunda olan Ulus Devlet anlayışı, son zamanlarda bazı çevreler tarafından yıpratılmak istenmektedir.
Osmanlı Devletinin son zamanlarında toplum tarafından benimsenmeye başlanan ulusçuluk akımlarının topraklarımızda yeni bir devlet yarattığını göremeyen, hatta onu aşağılayan zihniyete tarih elbette hak ettiği yeri verecektir. Özünde antiemperyalist olan ulusalcılık uykularını kaçırdığı için emperyalistler ve yandaşları her fırsattan yararlanarak ulus devlete ve ulusalcılığa saldırıyorlar.
Son zamanlarda büyük ivme kazanan küreselcilik ve neoliberal baskılar ulus- devlet ve egemenlik kavramları üzerinde tartışmalara neden olmaktadır. Zamanımızda dünya iki büyük değişimi iç içe yaşamaktadır. Bir yandan Soğuk Savaş sonrası dünya siyasî sistemi yeniden şekillenirken, diğer yandan küreselleşme ile insanlar ve devletler daha yoğun ve tüm dünyayı kapsayan ilişkiler içine girmektedir. Üçüncü bir değişim ekseni olan sanayi çağından bilgi çağına geçiş süreci ise, yukarıdaki her iki değişim sürecini hızlandırıcı ve şekillendirici bir etki yapmaktadır.
Küreselleşme (globalizasyon) ile küreselcilik (globalizm) birbirine karıştırılmaktadır. Küreselleşme bir “süreç” iken, küreselcilik emperyalizmin yeni “ideolojisi” olarak kullanılmaktadır.
Küreselleşme bahane edilerek tüm pazarların gelişmiş ülkelere açılması, bunun için neoliberal ekonomik sistemin ve kapitalist tüketim kalıplarının yaygınlaştırılması, batılı değerler sisteminin tüm kültürlerin ve tüm zamanların en üstün değerleri olarak dayatılması yapılmaktadır.
Aslında küreselleşme süreci ile neoliberal ekonomik düzenin yaygınlaştırılması arasında zorunlu bir bağ bulunmamaktadır.
Ancak küreselciliğin liderliğini yapan egemen güçler, medya üzerindeki etkilerini kullanarak, küreselleşmenin kurallarına uymaktan başka çarelerinin olmadığını sürekli beyinlere işlemektedirler.
Kapitalist sömürü düzeninin önündeki en büyük engel ulus devletler ve temeli antiemperyalizm olan ulusalcılıktır. Çıkarını ve menfaatlerini artırmaktan başka bir şey düşünmeyen emperyalizm, elindeki tüm olanakları kullanarak ulus devletlerin finans kapital önündeki dirençlerini kırmaya çalışmaktadır. Amaç ulus devleti zayıflatmak ve mümkünse parçalamaktır.
Her ideolojide olduğu gibi ulusalcılıkta da aşırıya kaçanlar, ulusalcılığı ırkçı- faşist uçlara çekmek isteyenler ideolojiye zarar vermektedir. Ancak bu aşırılıkların bulunması o ideolojinin tümüyle kötülenmesini gerektirmemektedir. Aksi halde bütün ideolojiler tümüyle reddedilmek durumundadır. Ulus devleti zayıflatmak isteyenler bu aşırılıkları bahane ederek ulusalcılığı bütünüyle karalamaya çalışmaktadırlar. Ulusalcı hareket bu tuzaklara düşmemelidir. Vahşi kapitalizm karşısında gereken direnç, birleştirici, laik ve antiemperyalist niteliklerini aynı anda koruyan ulusalcılıkla gösterilebilir.
SON SÖZ: Ülkemizde bulunan yabancı bir ülkenin Büyükelçisinin, ulus devletlerden rahatsız olduğunu, 1919 yılından beri ulus devletler tarafından engellendiğini söylemekten çekinmediğini, herhalde hatırlamışsınızdır. (Cumhuriyet, 03.12.2025)
Halen yürürlükte bulunan T.C. Anayasası’ na bağlı kalacağına namusu ve şerefi üzerine yemin eden bazı Milletvekillerin, Türkiye Cumhuriyeti’ nin ulusal yapısından rahatsız oldukları açıklamalarını da bir yere not edelim.
Bilmem ne demek istediğimi anlatabildim mi?
Ne Mutlu Türk’ üm Diyene! Ne Mutlu Atatürk’ ün İzinden Gidene!