Lozan Antlaşması( 24 Temmuz 1923), Türkiye’ nin egemenlik haklarına kısıtlayıcı bazı hükümler getirmişti. Bu bağlamda Boğazlar Bölgesi, Marmara’ daki adalar, Ege’ deki Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan adaları dâhil askerden arındırılmıştı. Ayrıca uluslararası bir Boğazlar Komisyonu kurulmuştu. Bu komisyon Cemiyet-i Akvam’ a bağlı olarak görev yapıyordu. Boğazlara bir askerî müdahale olduğunda, buna dönemin Birleşmiş Milletler’ i demek olan Cemiyet-i Akvam adına İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya müdahale edecekti.

Kısacası Boğazlar bölgesi Türkiye’ nin egemenliği altında değildi. Türkiye burayı yönetemiyor, kendi topraklarına kendi askerlerini sokamıyordu. Türkiye o dönemde kabul etmek zorunda kaldığı bu hükümlerin değiştirilmesini istiyor, bu amaçla uygun bir ortamın oluşmasını bekliyordu.

Çok önemsediğim bir konu olduğu için, zihinlerde iz bırakması adına tekrarlıyorum. 13 yıllık zorlu bir mücadele sonunda 20 Temmuz 1936’ da, İsveç’ in batısında, Vaud kantonunda, Cenevre (Leman) Gölü’ nün doğu kıyısındaki Montreux kentinde, Çanakkale ve İstanbul boğazlarının Lozan Antlaşması ile belirlenmiş statüsünü Türkiye lehine değiştiren Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Türkiye, Avustralya, Bulgaristan, Fransa, İngiltere, Japonya, Romanya, SSCB, Yugoslavya ve Yunanistan sözleşmeyi imzaladılar. 2 Mayıs 1938 tarihinde de İtalya’ nın imzaladığı sözleşmeyle Türkiye’ nin yapılmasını istediği değişiklikler kabul edildi. Boğazların askerden arındırılmasına ilişkin hükümlerin yanı sıra Uluslararası Boğazlar Komisyonu kaldırıldı. Bölgenin hâkimiyeti tümüyle Türkiye’ ye geçti.

Sözleşmeye göre, barış zamanında ya da Türkiye’ nin taraf olmadığı bir savaş durumunda ticaret gemilerinin Boğazlar’ dan serbest geçiş hakkı olacaktı. Türkiye’ nin taraf olacağı bir savaşta ise, Türkiye savaş halinde olmadığı devletlere ait ticaret gemilerine belirli koşullar altında serbest geçiş hakkı tanıyacaktı.

Yapılan hizmet dışında herhangi bir ödeme söz konusu olmadığı gibi kılavuz alma da isteğe bağlı tutulmuştu. Karadeniz’ de kıyısı bulunan devletlere ait gemiler için sayı ve tonaj sınırlaması getirilmiyordu. Savaş gemileri konusunda ise çeşitli kısıtlayıcı hükümler vardı.

Barış zamanında, sözleşmeyle, Türkiye’ nin katıldığı bir savaş durumunda, savaş gemilerinin Boğazlar’ dan geçişi tümüyle Türkiye’ nin yetkisine bırakılıyor, Türkiye’ nin katılmadığı bir savaş durumunda ise savaşçı devletlerin savaş gemilerinin Boğazlar’ dan geçişi yasaklanıyordu.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ nin yürürlük suresi 20 yıldı. Ama bu sürenin bitiminden en az iki yıl önce, taraflardan hiçbiri fesih istemezse, sözleşme kendiliğinden yürürlükte kalacaktı. Nitekim yürürlük süresi 1956’ da sona erdiği halde, fesih istenmediği için, sözleşme günümüzde de yürürlüktedir.

Ancak Batılı devletler, Rusya’ yı devirmek amacıyla Montrö’ yü değiştirmek istediler. Her seferinde Türkiye buna şiddetle karşı çıktı.

ABD, NATO ve Avrupa Birliği üyeleri, Karadeniz’ e girmek için bahane ararken, Türk Deniz Kuvvetleri, Karadeniz’ de güvenliğin sahildar ülkeler tarafından kolaylıkla sağlanabileceğini göstermek üzere, 1 Mart 2004 tarihinde Karadeniz Uyumu (Blacksea Harmony) Harekâtı’ na başladı. Artık Türk gemileri, Karadeniz’ de keşif ve karakol yapıyordu. 2006 yılında da Rusya sürece katıldı.

Batı’ nın sinsi taleplerine gem vurulurken, bütün kıyı ülkelerinin katılımıyla 2 Nisan 2011 günü, İstanbul’ da Karadeniz Ortak Deniz Kuvveti’ nin (Black Seafor) kuruluşu, ilân edildi.

2015 yılı Aralık ayı başlarında, bir Rus askerî gemisi, üzerinde hava savunma silâhı taşıyan bir Rus askeri ile Boğazlar’ dan geçince, dönemin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Boğazlardan geçişi düzenleyen Montrö Sözleşmesi’ nin değiştirilmesinin söz konusu olabileceğini, söyledi.

Bu açıklamayla, o güne kadar Montrö dengesinin hassasiyetle korunmasından yana bir yaklaşım benimsemiş olan Türkiye, ilk kez bu kritik sözleşmenin değiştirilmesine yeşil ışık yakmış oldu.

Ancak, çok önemli bir değerlendirmeye göre:

“Montrö’ nün değiştirilmesinin gündeme gelmesi akılcı ve tutarlı bir yaklaşım değildir. Montrö, Türkiye’ nin Karadeniz’ deki deniz güvenliğine yönelik en önemli enstrümandır. Biz yıllarca Türkiye Cumhuriyeti olarak Soğuk Savaş döneminde, hatta 2’nci Dünya Savaşı’ nda bile Montrö’ nün değiştirilmesine yönelik her türlü baskıya direndik. Türkiye bu büyük mirası kısa zamanda tüketecek bir devlet değildir. Bir savaş gemisinin aldığı bir önlem nedeniyle Montrö’ nün değişmesinin gündeme gelmesi akılcı ve tutarlı bir davranış değildir. Türkiye’ nin düştüğü durum açısından büyük bir trajedidir.”(Aydınlık, 2.12.2015)

Karadeniz, Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile halen bir barış ve istikrar denizidir. Doğal olarak bu başarıda Türk Bahriyesi’ nin çok önemli rolü vardır.

Emperyalist güçlerin Karadeniz’ e askerî gemi çıkarma talepleri bitmemiştir ve halen devam etmektedir.

ABD’ nin Irak’ ı işgali sırasında, Türkiye’ den Samsun limanını kullanmak istediği günler unutulmamalıdır.

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, “Hedefteki Donanma” adını verdiği kitabında, son derece çarpıcı tespitte bulunmaktadır:

“ Türk Bahriyesi, Karadeniz’ e sahildar ülkeler arasında tam bir işbirliği ve eşgüdüm sağlanması ve Karadeniz’ deki bölgesel deniz güvenliğinin Avrupa- Atlantik güvenlik sisteminin tamamlayıcısı olmasında çok önemli bir rol üstlenmiş; Karadeniz Deniz İşbirliği Görev Grubu’ nun (Blackseafor) oluşturulmasına öncülük etmiş; Karadeniz Uyumu Harekâtı’ nı ((Blacksea Harmony) başlatmış; Karadeniz Sınır Birlikleri ve Sahil Güvenlik Komutanlıkları İşbirliği Forumu girişimini geliştirmiştir.”

***

SON SÖZ:

“ İstanbul Boğazı’ nı Montrö Boğazlar Sözleşmesi gereğince istedikleri gibi kullanamayan emperyal güçler, değişik alternatifleri destekleyebilirler. Aman dikkat! Bazı siyasetçilerin "Montrö tartışılmalıdır", "Karadeniz' de neden az sayıda NATO gemisi var?" açıklamaları da durumun geldiği noktayı belirtmesi bakımından düşündürücüdür.

Aydınlık ve esenlik dolu günler dilerim.

Ne Mutlu Türk’ m Diyene!