Son yıllarda devlet, ülke ekonomisinin farklı alanlarını canlandırmak amacıyla çok sayıda teşvik ve kredi paketi açıkladı ve açıklamaya da devam ediyor. Çiftçiye düşük faizli kredi, esnafa can suyu desteği, kentsel dönüşüm kredileri, genç girişimcilere özel finansman imkanları, kadın girişimcilere pozitif ayrımcılık ve hayvancılık sektörüne yönelik destekler bunlardan yalnızca birkaçı.
Kağıt üzerinde bakıldığında ortaya oldukça olumlu bir tablo çıkıyor. Ancak sahaya indiğimizde durumun böyle olmadığını görüyoruz.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre son yıllarda enflasyon, özellikle üretim maliyetleri üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Tarım sektöründe mazot, gübre, yem ve enerji maliyetleri birkaç yıl içinde katlanarak arttı. Küçük esnaf ise yükselen kira bedelleri, personel giderleri ve ürün maliyetleri nedeniyle ayakta kalma mücadelesi veriyor.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın uyguladığı sıkı para politikaları sonucunda ticari kredi faizleri birçok dönemde yüzde 50'lerin üzerine çıktı. Devlet destekli krediler daha düşük faiz oranları sunsa da vatandaşın önüne çıkan teminat, ipotek, kefil ve gelir şartları nedeniyle bu kaynaklara ulaşmak her geçen gün zorlaşıyor.
Bir çiftçiyi düşünelim…
Artan mazot, gübre, yem ve işçilik maliyetleri altında üretim yapmaya çalışan üretici, uygun faizli kredi almak istediğinde karşısına ipotek şartları, yüksek teminat talepleri, kefil zorunluluğu ve uzun bürokratik süreçler çıkıyor. Üstelik birçok üreticinin daha önce kullandığı krediler nedeniyle kredi notu yeterli görülmüyor. Sonuç olarak, üretimi ayakta tutması beklenen destekler çoğu zaman en çok ihtiyacı olan kesime ulaşmıyor.
Benzer bir durum hayvancılık sektöründe de yaşanıyor…
Besiciler, ahırlarını modernize etmek, sürülerini büyütmek veya yem maliyetlerini karşılamak için finansmana ihtiyaç duyuyor. Ancak bankaların talep ettiği teminatlar, ekspertiz işlemleri ve ödeme planları birçok yetiştiricinin altından kalkamayacağı seviyelere ulaşabiliyor. Devlet destekli olarak duyurulan kredileri kullanmak isteyen üreticinin önüne aşılması güç engeller konabiliyor. Dolayısıyla açıklanan paket sadece sunulmuş bir imkan olarak kalıyor.
Esnaf cephesinde de tablo farklı değil…
Küçük işletmeler, ekonomik dalgalanmaların etkisiyle ayakta kalma mücadelesi verirken, uygun krediye erişmekte güçlük çekiyor. Bankalar, çoğu zaman yüksek gelir belgeleri, güçlü teminatlar ve kusursuz bir mali geçmiş talep ediyor. Bide SGK ve vergi borcunuz olmaması gerekiyor ki bu günümüzde çokta mümkün değil. Oysa küçük esnafın en büyük ihtiyacı, zor zamanlarda nefes almasını sağlayacak esnek finansman modelleridir.
Genç ve kadın girişimciler için açıklanan destekler de teoride oldukça değerli. Ancak iş kurmak isteyen birçok genç, henüz yeterli sermayeye veya teminata sahip olmadığı için bu kaynaklardan yararlanamıyor. Kadın girişimciler de benzer sorunlarla karşılaşıyor. Destek programları açıklansa da uygulama aşamasında ortaya çıkan şartlar, girişimcilerin cesaretini kırabiliyor.
Vergi ve SGK yapılandırmaları, vatandaşın kamuya olan borç yükünü hafifletmeyi amaçlasa da uygulamada bazı önemli sorunlar ortaya çıkmakta. Özellikle yüksek enflasyon ortamında belirlenen taksit tutarları, küçük esnaf, çiftçi ve üreticiler için ciddi bir ödeme baskısı oluşturmakta.
Peki ya kentsel dönüşüm…
Ülkemizin olduğu gibi Yalova’nın da en önemli sorunlarından biri Kentsel Dönüşüm. Uzun yıllardır resmi prosedür ve siyasi nedenlerden dolayı kentimizde tam anlamıyla hayata geçiremediğimiz bir sorun olarak baş köşede duruyor. Yıllardır nasıl olacağını tartıştık durduk. Şimdi şimdi biraz bu konuda çalışmalar yapılıyor gibi gözükse de ekonomik şartlar vatandaşın belini büküyor. Kentsel dönüşüm kredileri de ayrı bir örnek. Birçok aile, yüksek maliyetler ve kredi kullanımındaki zorluklar nedeniyle evlerini dönüştürmekte zorlanıyor. Gelir yetersizliği, peşinat zorunluluğu ve uzun vadede ortaya çıkan yüksek geri ödeme yükü, dönüşüm sürecini yavaşlatıyor. Bugün halen yarısı sizden mi yoksa bizden mi bunu tartışıyor, ülkenin şu kentinde uygulansın bu kentinde uygulanmasın bunu düşünüyoruz.
Burada temel soru şu!...
Devlet destekleri, zaten güçlü olanı daha da güçlendirmek için mi veriliyor, yoksa üretmek isteyen ama yeterli imkana sahip olmayan insanlara fırsat sunmak için mi?
Eğer yeterli imkana sahip olmayan insanlara fırsat sunmak için ise kredi sistemlerini yeniden düşünmenin zamanı geldi de geçiyor bile. Teminat şartlarının hafifletildiği, bürokrasinin azaltıldığı, bölgesel ihtiyaçların dikkate alındığı ve gerçekten üretim yapan insanların merkeze alındığı yeni modeller geliştirilmeli diye düşünüyorum.
Bugün çiftçinin, esnafın, besicinin, gençlerin ve kadın girişimcilerin beklentisi yalnızca yeni destek paketleri değildir. Asıl beklenti, açıklanan desteklerin gerçekten ulaşılabilir olmasıdır.
Çünkü vatandaşın ihtiyacı olan şey, var olduğu söylenen krediler değil; gerçekten kullanabildiği kredilerdir.