GÜNAYDIN Değerli Okurlar,
Tüm canlı ve cansız varlıkların oluşturduğu ekosistemin en temel değerleri olan “toprağın, suyun, ormanın ve biyolojik zenginliğimizin” korunması, ıslahı, verimli kullanılması ve yönetilmesi, doğanın hakkı olduğu kadar, sürdürülebilir yaşam ve gelişmenin de ön koşuludur.
Doğal varlıklarımız alınıp satılacak kullanım malı değil, korunması gereken değerlerdir.
Su, aynı toprak gibi yaşamın kaynağı ve temelidir.
Bu nedenle yerüstü ve yeraltı suyumuz, “doğal varlık” kabul edilerek korunmalı, verimli ve ekonomi kullanımı sağlanmalıdır.
22 Mart günü Birleşmiş Milletler tarafından 1993 yılında “Dünya Su Günü” olarak ilân edilmiştir.
Bugünün amacı; temiz ve güvenli suya erişememe konusuna dikkat çekmek ve küresel su kriziyle mücadele etmek için harekete geçilmesi gerekliliğini vurgulamaktır.
Türkiye su zengini değil, su azlığı çeken bir ülkedir.
Aynı toprak varlığını korumada olduğu gibi; su varlık ve kaynaklarını korumayı, verimli kullanmayı öngören su varlığını koruma ve yönetimi politikalarına ihtiyaç vardır.
Bu yaklaşım geliştirilirken;
Yeterli ve kaliteli suya erişmenin temel insan hakkı olduğu;
Doğa ve çevrenin korunması ile tüm canlı yaşamının sürdürülebilmesi bakımından, su varlık ve kaynaklarının her koşul ve süreçte korunmasının esas alınması;
Su varlığının ve kaynaklarının kullanım materyali ya da ticarî meta olarak değil, korunarak verimli kılınması gereken bir varlık olduğu;
Su varlığından yararlanmada ekosistemin ve toplumun kamusal yararının üstün görülmesi gerektiği;
Su varlığının korunmasının yanında geliştirilmesi, uygun ve ekonomik kullanımının temel devlet sorumluluğu olduğu mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.
Bu kapsamda; “korumacılığı esas alan, uygun ve ekonomik kullanımın koşullarını belirleyen, varlığın ıslahı ve gelişimi doğrultularını öngören, yararlanma ilke ve kurallarını açıklayan, bütün bunlarla ilgili olarak devletin ve toplumun sorumluluk ve yükümlülüklerini tanımlayan” çerçeve nitelikli bir Su Kanunu öncelikle çıkarılmalıdır.
Su varlık ve kaynaklarının hukuka kavuşturulması kaçınılmaz zorunluluktur.
Elbette tarımsal sulamada da, korumacılık ve su ekonomisi ilkeleri gözetilerek, denetimli sulama sistemleri ülke ölçeğinde uygulanmalıdır.
***
ÇOK KISA GÜNCEL BİR DEĞERLENDİRME:
Türk siyasetinin içinde hep önemli görevlerde bulunmuş, birisi Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere beş hükümette bakan olarak görev yapmış, 100 yaşındaki siyasetçi Ali Naili Erdem, Türkçe hakkında bakın neler söylüyor:
“Dil esas itibariyle en önemli konudur. Dilden bir devlet dünyaya gelebilir. Ama devletten bir dil dünyaya gelmez. Bizim dilimiz ahenk makamından bir orkestradır. Sadece ve yalnızca kelimelerden bir şey değildir. Bir ahenk manzumesidir. Dil, bir milletin varlığını tanımlamak için en önemli unsurdur. ‘Dilde beraberlik, dinde beraberlik’ diye tanımlanır. Türkçe, dünya dilleri arasında fonetiği itibariyle saygıyla karşılanan bir dildir.
Bazı kendini bilmezler, Harf İnkılâbının yapılmasıyla dilimizin körleştiğini ifade ederler. Bu yanlıştır. Türkiye’yi sevmeyenlerin ifadesidir. Aksine, Harf İnkılâbının yapılmasıyla Türk dili zenginleşmiş ve dünya dilleri arasında yerini almıştır. Ben bir yazar ve aynı zamanda şiirden nasibini almış bir insan olarak şunu söyleyebilirim ki, dünyanın en zor yazılan nesnesi şiirdir.
Ama Türkçe, fevkalade önemli şiirlere yer vermiştir. O itibarıyla bizim dilimizi horlamak, hor görmek, fukara görmek, yoksul görmek, sadece dilimizi değil, varlığımızı da sevmeyenlerin ortaya koyduğu bir görüştür. Atatürk’ün yaptığı en büyük inkılaplardan biri Türk Dili ve İnkılâbıdır.
Müstesna bir tarafı olan Atatürk’ü şu an, vesileyle anmak isterim. Dünyada bir başka lider yoktur ki oturup kendi diline kelimeler kazandırmış olsun. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türkçe kelimeler kazandıran bir liderdir. Oturmuş geometride, matematikte kelimeler üretmiştir. Bu bizim zenginliğimizin ifadesidir. Anadolu insanı doğrusuyla, eğrisiyle kendi kelimeleriyle Allah’a ulaşır.
Dil esas itibariyle bir milletin şerefidir, onurudur, haysiyetidir, itibarıdır, bağımsızlığıdır. Hür ve müstakil devletler kendi dillerinin ötesinde bir başka dilin varlığına kolay kolay yer vermezler. Sömürge devletlerinde yabancı diller geçerlidir. Türk vatanı kendi diliyle iftihar eder.
İstiklâl Marşımız dünyanın her yerinde olduğu gibi bir milletin haysiyetinin, onurunun, bağımsızlığının ifadesidir. Şunu ifade edebilirim ki, İstiklâl Marşımız şiir olarak da fevkalâde güzel bir şiirdir. Kolay şey değildir dil, rastgele gelen kelimelerden bir şekil, bir şey değildir şiir. İstiklâl Marşı bir kelimeler manzumesi olduğu kadar bir büyük orkestranın ifadesidir.
O itibarla şiirimizi İstiklâl Marşı içerisinde yorumlamak her Türk’ün, her namuslu vatandaşın, her bağımsızlığını düşünenin, her hür fikrin malıdır ve iftiharıdır.
Türkçenin dünya dilleri arasında var olması sadece şarkılarıyla değil, İstiklâl Marşı gibi şiirlerin var olmasıyladır. “ Sözcü, 15 Mart 2026)
***
NE MUTLU TÜRK’ ÜM DİYENE!