Ahilik nasihatini okuyabilir misiniz? 
Harama bakma, haram yeme. Haram içme. Doğru, sabırlı, dayanıklı ol. Yalan söyleme, büyüklerinden önce söze başlama. Kimseyi kandırma, kanaatkar ol. Dünya malına temah etme, yanlışı ölçme, eksik tartma. Kuvvetli ve dürüst üstün durumdayken affetmesini hicretliyken yumuşak davranmasını bil. Kendim muhtaç iken bile başkanlara verecek kadar cömert ol. Bu bize Yalova Terziler Ve Konfeksiyoncular Esnaf Ve Sanatkarlar Odası'ndan geldi. Bunun gereğini yerine getiriyoruz. 

DONANMA Mazi’de Bir Anı DONANMA Mazi’de Bir Anı

Bu mesleğe ne zaman başladınız?
İlk mesleğe 1965’te başladım. O zamanlar ailelerimiz bizleri çırak olarak yazın okullar tatil olduğu zaman 3 ay haylazlık yapmamızı engellemek için böyle bir eğitim alalım diye terziye vermişlerdi. O zamanlar gittim yaz okulunda. Tabii o geçici bir dönemdi. 1967’de Rüstempaşa Mahallesi, Hamam Sokak, Terzi Cemal Kaplan'ın yanında aynı usta o zaman yaz tatilleri değil temelli, terzi olmak için geldim buraya ve çalışmaya başladım. Ustalarımız rahmetli oldu. 58 senedir de bu sokakta çıraklığım, kalfalığım ve esnaflığım devam ediyor. Terzi Erdal olarak burada terziliğimi yapıyorum. 

Yılın ahisi ödülü bu sene size verilecek. Bu Ahilik ödülü neye göre veriliyor?
Ahilik ödülü önce ahlaka göre verilmesi gerekiyor. Çok şükür ahlakımdan şüphem yok. Şimdi her esnaf sanatkar değil. Mesela mobilyacı, sanatkardır. Terzi, sanatkardır. Kaportacı sanatkardır. Birkaç tane daha sayabiliriz ama diğerleri esnaftır. Bir berber diyelim. Berber sanatkar değildir, esnaftır. Yani sanatkar dediğin zaman sen bana kumaşı getiriyorsun. Ben sana kesiyorum. Elbise dikip elbise yapıyorum. Berber saçı kesiyor, bu sanatkarlık değil esnaflık. Ama kaportacı, araba parçalanmış. O arabayı tek kazan yetmiyor. Topluyor ki bu bir sanattır. Mobilyacı bir suntayı götürüyorsun ve sana dolap yapıyor. Onun için bizimkisi bir sanat. Bu Ahilik'te şöyle diyeyim bir elli yılını doldurmuş veya ahlaki yönlerine uygun görülen esnaflara, sanatkarlara verilen bir teşekkür. Hepsinden Allah razı olsun. Bizi takdir etmişler. Bütün oda başkanlarını, layık gören kim varsa bu işin içinde hepsine teşekkür ederim. Hepsine saygılarımı sunarım. 

Bu işe nasıl başladınız? 
O zamanlar elli beş altmış sene evvelinin ortamından bahsediyorum. Bu meslek altın bilezikti. Hiçbir yerde bu konfeksiyon yok. Sadece terziler var. Bir şeyiniz sökülünce terziye geleceksiniz. O ortamda babam da rahmetli dedi ki senin koluna altın bilezik takalım. Sen de bu mesleği devam ettir. Meslekte de başarılı olursun. Ekmek yersin dedi. Terzi Cemal Kaplan rahmetlinin yanına  çırak olarak verdi. Gel zaman git zaman, çıraklık, kalfalık ve nihayetinde ustalığa gelmek üzereydik. Askere gittim. Askerden geldim. Tekrardan aynı yerde, aynı dükkanı devraldım. Ustamız daha devam ediyordu, bırakmamıştı. - Rahmetli oldu. Kazım Şeker komşumuzdu. İkimizin arasında bir dükkan vardı. Bu sokakta, bu binada, orada terzilik yapıyordu. Ben devredeceğim Erdal dedi. Kazım Şeker'in dükkanını devraldım. Ve de ilk çırağım İkram Sezgin Öge. Şu an emekli. İkram Sezgin Öge onunla işe başladık. Tabii gel zaman git zaman o emekli, ben emekli.  Helal bir meslek. Helal para kazandım. Çoluk çocuğumu okuttum. Karnımı doyurdum. Huzurlu ve mutlu bir hayatım var. Sağlıklı bir hayatım var. Buna şükürler olsun. Aile yaşantım devam ediyor. Meslekten memnunum. Zamanla tabii ki ısmarlama bitti. Zor tarafıda burada başladı. Zanaatkar olarak değilde artık tamirci olarak terzi iş yapıyor.  Paçacı, fermuar, daraltma gibi. Gönül isterdi ki insanlara elbise olarak dikeyim. Pantolon dikeyim. Hizmeti bu şekilde yapayım. Hatta elbise dikmeyi de artık bıraktım. Çünkü elbise dikmek için kaliteli malzeme gerekiyor. Onu İstanbul'dan gidip alıyoruz. Astarımız Avrupa kaliteli aslan şimdiki kullanılan gibi naylon astar değil. O malzeme de yok artık. Çünkü dikten olmadığı için o yüzden bıraktık hatta bazı müşterilerimiz geldi. Bir kırgınlık da yaşadık. Ben bıraktım. Malzemem yok. Sadece bir pantolon dikebiliyorum birde tamir yapabiliyoruz. O da işte dediğim gibi tek başına mücadele ediyoruz yani. Ustalarımız, emekli oldular. Kimisi terziliği bıraktı. Kimisi başka bir yere çalışmaya gitti. Gördüğün gibi makinede ot paçası yapıyorum. Bu orijinal paça. Herhalde otuz seneye yakın oldu. Bu paçayı da ben icat ettim. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nden. Orijinal paça deriz. Yani kot paçası.  Terziler Odası Başkanı Ayşenur Hanım’ın konfeksiyon dükkanı vardı. Bana iş getiriyordu. Ayşenur hanım bir pantolon getirdi. Paçası güzel değil ne yapalım derken keselim paçayı ekleyelim dedim. O da memnun oldu. Türkiye'ye orijinal paçayı tanıttık diyebiliriz. 30 senedir yapıyorum patentini almadım. Alırım, bugün de gider alırım. Çünkü nasıl icat ettiğini ben biliyorum. Nasıl yaptığımı ben biliyorum. 

Kardaşko soyadı nereden geliyor?

 Mustafa Kemal Atatürk'ten dedeme verilen bir soy isim olarak düşünüyorum. Bizim büyük dedem Hasan Kardaşko, Kuvayi Milliye Alemdar Suvari Bölük Kumandanı. Kocaeli Adapazarı, Düzce, Geyve ve Ali Fuat Paşa'yla beraber Bulgar Sadık, Demir Hulusi Bey, birçok arkadaş, birlik beraberlik içinde İngiliz ordularını bozguna uğratıp, darmadağın edip, oralarını temizleyip geliyorlar Yalova'ya. En son Yalova'ya yerleşiyorlar. Yalova'da da Kabaklı köyünde bir kendilerine oluşum yapıyorlar. Orada yerleşiyor oraya. Ondan sonra burayı temizlemeye başlıyorlar. Yani büyük mücadele oluyor. Pek anılmaz, bulunmaz ama Bulgar Sadık derler. O da rahmetli büyük dedemin arkadaşı. Balkanlar'da her yerde mücadele etmişler. Rahmetli büyük dedem öldüğü zaman bir karış toprağı yoktu. Her şey devlete. Burası benim, orası senin böyle bir düşüncesi yoktu. Öyle bir soydan geliyoruz . Bizde 1920’lerde Yalova'ya yerleşiyoruz.

Siz kaç kardeşsiniz? 
Biz dört kardeşiz. İki kız, iki oğlan. İki kız ne yapıyor? İki oğlan ne yapıyor? 
Abim Çayırova cam fabrikasında çalışıyordu. Kız kardeşlerim zaten ev kadını. Birisi İnegöl'de. Bir abim Bursa'da. Bir ablam o da Yalova'da benimle beraber. Kızım  ana sınıf öğretmenliğini okuttum. Oğlum da Akdeniz Üniversitesi Turizm İşletme bölümü mezunu. 

Çocuklarımızı bu mesleği öğretmek istemediniz mi?

Mesleğin önünün kapandığını gördüğüm çocuklarımı hiç bu işe bulaştırmadım. Çünkü bu konfeksiyon işi ve en fazla on beş sene daha gider. Veya bilemedin yirmi sene. Önü kapanıyor. Çocuklarım işsiz kalmasın dedim. Onun için okuttum. İnsanların alım gücü düşük. Şimdi bugün ekonomik şartlarda bir kişiyi örnek verelim. 50 bin lira maaş alsa gecede parayı bitirecek. 300 liraya elbise alıyor. Bin liraya, beş yüz liraya gelip de burada iş yaptırır mı? Veya üç bin liraya iş yaptırır mı? Yaptırmaz. Onun için aldığı para belli. Ben emekliyim. Yani Allah devlete zeval vermesin. 7.500 lira maaş alıyorum. Ben gidip bir terziye elbise diktiremem. Bende giderim ya pazardan, ya da bir yerden alırım. Çünkü bir tek nüfus değilsiniz. 

Eskiden de  bu kadar zor muydu terziye bir kıyafet diktirmek?
 Seneden seneye, bayramdan bayrama muhabbeti vardı. Mali durumu iyi olanlar her bayram ayrı diktirirdi. Bununla beraber yazlık ve kışlıkta diktirirlerdi. 

Sıfırdan bir şeyler dikmeyi özlediniz mi?

Biz terziyiz. müşterinin istediğine göre modeli yaparız. Vücut problem değil. Ben çok burada öyle insanlarla karşılaştım ki. Mesela hafif sağınızda kamburluk var diyorum. Kabul etmiyor. Bakın diyorum yani senin burada kamburluk var. Aynada gösteriyoruz. Ölçüyoruz yani. Kimisinde de göbek var. Bunlar bizim için problem olmuyor. Çünkü niye? Dediğim gibi ölçü alıyoruz. Göbek payı veriyoruz. Kamburluk payı veriyoruz. Yani bunlar hep çalışmayla oluyor.

Peki şu an hiç mesleği öğrenmek isteyenler var mı? En son ne zaman çırak yetiştirdiniz? 

Şu an hiç kimse mesleği öğrenmek istemiyor. Yeni yetişen nesil hiç ilgili değil. Hemen gideyim pantolon alayım, giyeyim. Gömleğimi alıp giyeyim diyor. İngiltere'de, Almanya gibi ülkelerde terzicilik çok değerli. Özellikle Fransa'da çok değerli. Bu mesleği öğrenirsen yurt dışına gidip İtalya'da Fransa'da çalışabilirsin. Türkiye'de buna çok fazla değer verilmiyor aslında. Bu meslekte dört sefer bana yurt dışı çıktı. Ama nasip olmadı gidemedim. 

Bu mesleği daha kaç sene götürmeyi planlıyorsun? 

Şimdi bu mesleği 3-5 sene daha yapmayı düşünüyorum. Yani sağlığım el verirse. Sağlık elverirse üç beş sene daha yapmak istiyorum. Çünkü şu an yaş ilerledi. Örneğin şu gözlük olmasa şu makineyi kullanamayız. Sen istesen de istemesen de sanat seni bırakıyor. Meslek seni bırakıyor. Artık diyor ki bay bay. Şartlar bunu gösteriyor. Bu iğneyle yüzükle ekmeğimizi her yerde çıkarırız. Yani ben Türkiye'nin neresine gidersem gideyim ekmeğimi çıkartırım.  Şu gördüğün yüzük bir de şu iğne. Bu ikisiyle  ekmeğimizi çıkarırız.

Peki mezura? 
Biz santimle uğraşıyoruz. Pantolon, sağ paçası, sol paçası, ikisi de ayrı ayrı ölçülecek. Birini uzun, birini kısa yaptın mı? bizim için olmaz. Mezura terzinin olmazsa olmazı. Ama öbür türlü iğne bizim her şeyimiz. Çünkü bizim pirimiz İdris peygamber. İdris peygamberin zamanında makine mi varmış? Mezura mı varmış? O da dikiyormuş. 


Yılın ahisi olarak ne söylemek istersiniz esnaf ve zanaatkarlara?
Esnaflara önce sağlık, huzur, mutluluk diliyorum. Sabırlı olmalarını diliyorum. Şu an hepimizin durumu ortada. Ama kimse umutsuzluğa kapılmasın. Biz bugünleri de her şeyi atlatacağız. Dünyanın her yerinde felaketler var. Daha düne kadar Libya'yı gördük. Yalova'da bunları yaşadık doksan dokuzda. Yeter ki Cenabı Allah sağlık, iyilik versin. Çünkü depremde benim evimde yıkıldı, çalıştım. Şimdi Allah'a çok şükür evim var. Demek ki oluyor ama ben çoluk çocuğum vefat etseydim, enkazda kalsaydım, ölseydim. Benim için hayat bitmişti. Hayat devam ediyor. İnsanlara sağlık, huzur, mutluluk diliyorum. Esnaflarda umutsuzluğa kapılmasın. Başarılar diliyorum.

Editör: Rümeysa Şahin