2’ nci Dünya Savaşı’ndan sonra Kore, 38’inci paralelin kuzey ve güneyinde olmak üzere ikiye ayrılmıştı. Kuzey Kore’nin arkasında Sovyet Rusya ve Komünist Çin, Güney Kore’nin arkasında ABD vardı.
Kore Savaşı, 1950 yazında, Kuzey Kore’nin baskın şeklinde Güney Kore’ye saldırısıyla başladı. Savaşın başında Kuzey Kore Ordusu, Kore Yarımadası’nın güneydoğu ucundaki Pusan limanı/şehri etrafındaki küçük bir bölge dışında, Güney Kore’yi tamamen işgal etti.
ABD, bir yandan Japonya ve Pasifik’teki kuvvetlerini gecikmeksizin Pusan bölgesinde toplarken, bir yandan da Birleşmiş Milletleri göreve çağırdı. Yeterli yığınağı yapan ABD güçleri, karşı taarruza geçerek kuzeye doğru ilerledi. Bu sırada BM’ in çağrısına uyan devletlerin askeri güçleri de ABD’ye katıldılar ve böylece Birleşmiş Milletler Ordusu oluşturuldu.
BM Ordusu, Güney Kore’yi kurtardıktan sonra Kuzey Kore’ye girdi ve Çin- Kore hududu olan Yalu Nehri’ne ilerledi. BM çağrısına uyan Türk Tugayı da, savaşın bu safhasında Pusan Limanı’na çıktı ve kısa bir tertip ve düzenlenmeyi müteakip Kuzey’e intikal etti.
Türk Tugayı’nın Kuzey Kore’nin kuzeyine intikali tamamlanmasını müteakiben, bu sefer Komünist Çin ordularının tüm cephe boyunca baskın şeklinde taarruzları başladı. BM Orduları, bu darbe karşısında tutunamayarak, Kuzey Kore’yi terk etti. Dengeler tekrar değişmişti.
BM Ordusu, Güney Kore topraklarının bir bölümünü de terk ederek güç belâ ancak tutunabildi.
Kısa süre sonra, aldığı takviyelerle güçlenen BM Ordusu, yaptığı karşı taarruzla 38’inci Paralel’ e kadar olan bölgeyi tekrar ele geçirdi. Sonunda zaman zaman küçük çaplı çatışmalar yaşansa da, ateşkes görüşmeleri başladı ve sükûnet sağlanana kadar devam etti.
Türkiye, Kore Savaşı’na her sene değiştirilen toplam 10 Tugay gönderdi. Bunlardan sadece ilk üç Tugay savaştı. Daha sonraları Tugay seviyesi giderek küçültüldü, sembolik hale getirildi ve en sonunda sembolik olarak bırakılan bir Manga da, 27 Haziran 1971’de geri çekildi.
***
Türkiye'nin 1950'de Kore Savaşı'na katılması, Cumhuriyet tarihinin en çok tartışılan dış politika kararlarından biridir. Bu soruya farklı açılardan bakmak gerekir. Önce Türkiye neden Kore Savaşı'na girdi, konusu üzerine düşünelim.
25 Haziran 1950'de Kore Savaşı başladı. Kuzey Kore'nin Güney Kore'ye saldırmasının ardından Birleşmiş Milletler üye devletlerden asker desteği istedi. Türkiye, Temmuz 1950'de yaklaşık 4.500 kişilik bir tugayı Kore'ye gönderme kararı aldı.
Bunun birkaç nedeni vardı: O dönemde Türkiye, Sovyetler Birliği'nin baskısından ciddi şekilde endişe duyuyordu. Sovyetler, savaş sonrası dönemde Boğazlar üzerinde hak talep etmiş ve Türkiye'nin doğusundaki bazı bölgeler hakkında isteklerde bulunmuştu. Ankara, güçlü bir Batı ittifakına katılmayı güvenlik açısından hayati görüyordu. Türkiye, savaş öncesinde NATO'ya katılmak istemiş ancak kabul edilmemişti. Kore'ye asker göndererek Batı bloğuna bağlılığını göstermek istedi. Nitekim Türkiye ve Yunanistan 1952'de NATO'ya kabul edildi.
Dönemin hükûmeti, Türkiye'nin siyasî ve ekonomik geleceğini Batı dünyasıyla bütünleşmede görüyordu. Kore'ye asker göndermek bu politikanın bir parçasıydı. İyi mi yaptı? Bu tamamen hangi ölçüte göre değerlendirdiğinize bağlıdır.
Bir görüşe göre, Kore Savaşı’ na katılması Türkiye’ nin Türkiye NATO üyeliğini kolaylaştırdı. Soğuk Savaş boyunca Sovyet tehdidine karşı güvenlik garantisi elde etti.
Bir diğer görüşe göre, Türkiye'nin Kore'de doğrudan ulusal çıkarı yoktu. Yaklaşık 721 Türk askeri hayatını kaybetti, binlercesi yaralandı. Karar TBMM'de savaş ilânı yapılmadan alınmıştı; bu nedenle demokratik meşruiyeti tartışıldı. Türkiye, büyük güçlerin mücadelesinde gereksiz risk aldı. Bu açıdan bakıldığında karar, Türk askerinin uzak bir coğrafyada başkalarının stratejik hesapları için savaşması olarak değerlendirilebilir.
Kişisel kanaatime göre, Türkiye bu savaşa katılmakla, esas olarak Amerika Birleşik Devletleri liderliğindeki Batı blokunun stratejisine hizmet etti. Kore'nin kaderi, Türkiye'nin doğrudan millî çıkarlarından uzaktı.
Bugün birçok tarihçi, Türkiye'nin Kore'ye asker göndermesindeki asıl motivasyonun "Kore'yi savunmak" değil, NATO üyeliğini hızlandırmak ve Sovyetler karşısında güvenlik sağlamak olduğu konusunda büyük ölçüde hemfikirdir. Ancak bunun gerekli olup olmadığı ve ödenen bedelin buna değip değmediği konusunda görüş birliği yoktur.
"Türkiye Kore'de kimin için savaştı?" sorusuna tek cümlelik bir cevap vermek gerekirse: Türkiye, fiilen Birleşmiş Milletler kuvvetleri ve ABD öncülüğündeki Batı bloğu yanında savaştı; fakat Türk karar vericiler bunu öncelikle Türkiye'nin güvenliğini ve NATO'ya giriş hedefini gerçekleştirmek için yaptıklarını düşünüyorlardı.
Kısacası, ATATÜRK’ ün; “ Arzumuz dışarıda bağımsızlık, içeride kayıtsız ve şartsız millî egemenliği korumaktan ibarettir. ...Bir milletin asıl kuvveti kendi hayatını ve varlığını savunmak içindir. Fakat kendi varlığını unutup da kuvvetini herhangi bir yabancı amaç için kullanmak kesinlikle doğru değildir.” sözleri unutuldu.
Genel bir değerlendirmede bulunmak gerekirse… Ekonomik ve siyasî yönden tam bağımsızlığı ilke edinmiş bir devlet, komşularıyla iyi ilişkiler içinde olur; tehdit değerlendirmeleri yaparak, sık sık bunları günceller; kendi silâh ve gereçleriyle donatarak “adeta dosta güven, düşmana korku veren” güçlü ve saygın bir ordu yaratır. Kendi kendine yeter. Bir süper gücün tehdidi olduğunda korkudan bir başka süper gücün harekât kontrolü ve güdümüne girmez. Üstelik ordusunu, himayesine girdiği süper gücün daha önce kullandığı miadını doldurmuş silâh ve gereçleriyle donatmaz.
Bir başka ülke, Türkiye’ den toprak talep ediyor diye bir başka süper gücü hamî/ koruyucu olarak kabul etmek mantığını kabullenemiyorum. Biz Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün liderliğinde emperyalist devletlere ve onların maşalarına karşı mücadele ederken, kimseden yardım dilenmemiştik.
Sırf sempati kazanıp, NATO’ ya alınmamız için Türk askerini Türk Millî amaçları dışında Kore’ ye göndermek, benim kişisel jeopolitik ve jeostratejik değerlendirmeme uymuyor.
Günümüz şartlarında da NATO’ya, kuruluş amaçlarına bakarak değil, ABD emperyalizmin amaç ve hedeflerini kavramaya çalışarak bakmak gerekir.