Ülkemizde yaşanan en önemli problemlerden bir tanesi işin ehli insanların olması gerektiği pozisyonlarda görev almamasıdır. Bir kurumun, bir şirketin ya da bir kamu yapısının gerçek gücü; binasının büyüklüğünde, bütçesinin yüksekliğinde ya da tabelasının gösterişinde değil, o yapının içinde görev alan insanların niteliğinde gizlidir. İşte bu noktada karşımıza tek ve tartışmasız bir kavram çıkar, o da liyakat.
Liyakat, en basit tanımıyla, bir görevin ehline verilmesidir. Bilgi, beceri, deneyim ve karakter uygunluğu olmadan verilen her görev, sadece o koltuğu değil, o koltuğun temsil ettiği bütün yapıyı zayıflatır. Çünkü yanlış insan, doğru sistemi bile bozar; doğru insan ise eksik sistemi bile ayağa kaldırır.
Günümüzde birçok alanda yaşanan verimsizliğin temel nedenlerinden biri, liyakatin ikinci plana atılmasıdır. Tanıdık ilişkileri, kısa vadeli çıkarlar, siyasi ya da sosyal yakınlıklar; çoğu zaman yetkinliğin önüne geçebiliyor. Oysa bir işi gerçekten bilen kişinin orada olması, sadece o görevi değil, çevresindeki tüm süreçleri olumlu etkiler. Doğru kararlar daha hızlı alınır, hatalar erken fark edilir, kaynaklar daha verimli kullanılır.
Liyakatin olduğu yerde güven oluşur. Çalışan, yöneticisine güvenir. Vatandaş, kuruma güvenir. Müşteri, markaya güvenir. Çünkü insanlar bilir ki o koltukta oturan kişi, oraya bir lütufla değil, hak ederek gelmiştir. Bu güven duygusu ise para ile satın alınamaz; sadece adil sistemlerle inşa edilir.
Liyakat aynı zamanda motivasyon üretir. Eğer bir kurumda çalışanlar, yükselmenin yolunun performanstan ve gelişimden geçtiğini görürse daha çok çabalar. Ama yükselmenin yolunun başka kapılardan geçtiğine inanırlarsa, en iyi çalışan bile zamanla yavaşlar. Kurumlar çoğu zaman kötü çalışan yüzünden değil, küstürülen iyi çalışan yüzünden geriler.
Unutulmaması gereken bir başka gerçek de şudur ki; liyakat sadece diplomadan ibaret değildir. Diplomayla desteklenen tecrübe, sahadaki beceri, problem çözme yeteneği, iletişim gücü ve etik duruş birlikte değerlendirilmelidir. Kağıt üzerindeki yeterlilik ile gerçek hayattaki yeterlilik her zaman aynı şey değildir. Bu yüzden doğru ölçüm ve doğru değerlendirme mekanizmaları şarttır.
Geleceği güçlü kurumlar kurmak istiyorsak, en pahalı yatırımı binalara değil, doğru insanlara yapmalıyız. Çünkü bir işi büyüten teknoloji değil, onu doğru kullanan akıldır. O aklın adı da liyakattir.