Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD), geçtiğimiz günlerde çiğ süt üretim maliyetlerini kamuoyuyla paylaştı. Açıklanan rakam, aslında uzun süredir sahada hissedilen ama yüksek sesle dile getirilmeyen bir gerçeği açıkça ortaya koydu.
Dernek verilerine göre, 1 litre çiğ süt üretim maliyeti 25,37 TL’ye ulaştı. Buna karşın Ulusal Süt Konseyi’nin 22 Ocak 2026 tarihinden geçerli kıldığı referans fiyat ise litre başına yalnızca 22,22 TL oldu. Buda demek oluyor ki; üretici sattığı her litre çiğ sütte 3 lira 15 kuruş zarar ediyor.
Süt üretimi, dışarıdan bakıldığında her gün tekrarlanan sıradan bir faaliyet gibi görülebilir. Oysa işin mutfağında yem fiyatları, enerji giderleri, işçilik maliyetleri ve finansman yükü var. Son bir yılda özellikle yem fiyatlarındaki artış, süt üreticisinin belini büktü. Ahırdaki hayvanın önüne konulan her kilo yem, artık daha pahalı. Elektrik faturası yüksek, mazot pahalı, işçilik gideri artmış durumda. Buna rağmen üretici ürününü maliyetinin altında satmak zorunda kalıyorsa, burada serbest piyasa dengesi değil, yapısal bir sorun var demektir. Bu durum sürdürülebilirlik açısından da büyük bir risk oluşturmakta.
Daha çarpıcı olan ise market raflarındaki tablo! Üretici zarar ederken, tüketici de ucuz süt içemiyor. Tarladan sofraya uzanan zincirde oluşan fiyat farkı, sistemin adil işlemediğini gösteriyor. Üretici kazanamıyor, tüketici uygun fiyata ulaşamıyor; kazanan ise zincirin ortasındaki maliyet şişkinliği oluyor. Bu dengesizlik, kısa vadede üreticinin nakit akışını zorlar; uzun vadede ise sektördeki üreticileri üretimden çekilme noktasına getirebilir.
Her zaman yaptığımız bir uyarı var. Durum böyle olursa süt üretimi yapılan inekler kesime gider. Çünkü hayvancılık, günü kurtararak yapılabilecek bir sektör değildir. Bir inek bugün kesildiğinde, onun yerine yenisini koymak yıllar alır. Zarar eden üretici bir süre sonra hayvanını kesime gönderirse, bunun bedelini birkaç ay sonra raflardaki eksiklik ve daha yüksek fiyat olarak hep birlikte öderiz.
Süt üretimi kırsal ekonominin omurgasıdır. Anadolu’da birçok aile geçimini birkaç sağmal hayvandan sağlıyor. Litre başına 3 lira zarar, küçük işletmeler için iflas anlamına gelir. Büyük işletmeler bir süre dayanabilir ama küçük üretici için bu tablo alarmdır. Eğer maliyet-fiyat dengesi sağlanmazsa, üretim azalır; üretim azalırsa ithalat kapısı aralanır. Oysa gıda güvenliğinin konuşulduğu bir çağda, kendi sütünü üretemeyen bir ülke olmayı kimse istemez.
Çözüm yalnızca referans fiyatı artırmak değildir; ancak maliyetin altında kalan bir fiyatla da üretimi sürdürmek mümkün değildir. Yem girdilerinde yerli üretimin artırılması, enerji maliyetlerinin düşürülmesi, destekleme mekanizmalarının güncellenmesi ve fiyat belirleme süreçlerinin daha şeffaf hale gelmesi gerekir. Üreticiye “sabret” demek kolaydır ama zarar eden işletmenin sabır süresi sınırlıdır.
Açıklanan 3 lira 15 kuruşluk zarar, aslında yarının süt krizinin habercisi olabilir. Tarım ve hayvancılıkta en pahalı politika, geç kalınmış politikadır. Eğer üretici kazanamazsa üretim durur; üretim durursa raflar boşalır; raflar boşalırsa fiyatlar daha da yükselir. Süt meselesi yalnızca bir sektör sorunu değil, ekonomik ve sosyal bir güvenlik meselesidir. Üreticinin ayakta kalması, tüketicinin de geleceğe güvenle bakabilmesi demektir.
Bu konu daha öncede benzer yazılar kaleme aldım. Ülkemizin geleceği noktasında önemli gördüğüm bu konuyu sektörün içinden biri olarak yeniden irdelemek istedim. Birçok alanda olduğu gibi bu konuda da geçici değil kalıcı çözümlere ihtiyaç var. Bir kez daha uyarmış olayım.