Öncelikle böyle bir yazıyı kaleme almak zorunda kalmaktan dolayı gerçekten büyük bir üzüntü duyduğumu ifade etmek isterim. Geçtiğimiz haftalarda tarımın geldiği noktayı bir traktör örneği üzerinden anlatmıştım. Bu hafta ise benzer bir durumu, hayvancılık üzerinden değerlendirmek istiyorum.
Geçtiğimiz günlerde basına yansıyan bir haber dikkatimi çekti. Haberde, Et ve Süt Kurumu’nun iç piyasadaki arz sıkıntısını aşmak amacıyla İtalya’dan 1000 ton tereyağı ithal ettiği belirtiliyordu.
Bir an durup düşünmek gerekiyor…
Toprakları verimli, meraları geniş, hayvancılık geleneği köklü bir ülkenin, kendi insanına sunacağı tereyağını dahi dışarıdan temin etmek zorunda kalması, üzerinde hepimizin düşünmesi gereken bir durumdur. Bu sadece ekonomik bir veri değil, aynı zamanda üretim yapımızın geldiği noktayı gösteren önemli bir işarettir.
Eskiden köylerde sabah sağımından çıkan süt, akşam sofraya doğal ürün olarak ulaşırdı. Üretici emeğinin karşılığını alır, tüketici de güvenilir gıdaya erişirdi. Bugün ise üretici maliyetler karşısında zorlanırken, tüketici de yüksek fiyatlarla karşı karşıya kalıyor.
Burada asıl üzerinde durulması gereken konu; üretimin sürdürülebilirliği meselesidir. Yem maliyetlerinin artışı, küçük işletmelerin giderek azalması ve üreticinin yeterince desteklenememesi gibi birçok etken, hayvancılık sektörünü zorlayan unsurlar arasında yer alıyor. Bu durum zamanla üretimin azalmasına ve arz açığının ithalatla kapatılmasına neden oluyor.
Elbette ithalat, bazı dönemlerde bir denge aracı olarak kullanılabilir. Ancak uzun vadede kalıcı çözümün, üretimi güçlendirmekten geçtiği açıktır. Çünkü üretmeyen bir yapının sürdürülebilir olması mümkün değildir.
Tereyağı ithalatı, aslında daha geniş bir konunun parçasıdır. Bu mesele; gıda güvenliği, üretim planlaması ve kendi kendine yetebilme kapasitesi ile doğrudan ilgilidir. Bugün alınacak doğru ve dengeli kararlarla, üretimin yeniden canlandırılması mümkündür.
Bu noktada yapılması gereken; üreticiyi destekleyen, maliyetleri azaltan ve planlı üretimi teşvik eden adımların kararlılıkla uygulanmasıdır. Türkiye, sahip olduğu potansiyel ile bunu başarabilecek güce sahiptir.
Geçmişte kendi kendine yetebilen bir ülke olmak bir tesadüf değildi. Aynı şekilde yeniden o noktaya ulaşmak da mümkündür. Bunun için meseleye ortak akılla yaklaşmak ve üretimi merkeze alan bir anlayışı güçlendirmek gerekir.
Sonuç olarak; böylesine zengin kaynaklara sahip bir ülkenin temel bir üründe dışa bağımlı hale gelmesi, hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir durumdur.
Çünkü bu mesele sadece tereyağı değil, geleceğimiz meselesidir.