Her yıl ocak ayı sonunda mevcut veri tabanına göre ülkemizin nüfusu açıklanır. Bu rakamlara göre de çeşitli haberler ele alınır. Bende, bu hafta hayvancılık özelinde benzer bir konuyu ele almak, 2025 yılı sonu itibariyle Yalova’nın resmi verilere dayanarak büyükbaş hayvan sayılarını vermek ve 30 yıllık süreci değerlendirmek istedim.
Rakamlar bazen uzun nutuklardan daha güçlüdür. Yalova’da 1996 yılında yaklaşık 16.500 baş büyükbaş hayvan bulunuyordu. 2025 güncel verilerine göre bu sayı 13.597 başa gerilemiş durumda. Aradaki fark 2.903 baş. Oransal olarak yaklaşık %17,6’lık bir düşüş mevcut.
Bu paylaştığım rakamlar ve birazdan vereceğim rakamlar sadece bir istatistik değil; aynı zamanda Yalova kırsalının, üreticisinin ve tarımsal hafızasının 30 yıllık hikayesidir. Yazıyı o gözle okumanızı tavsiye ederim.
Yıllara göre baktığımızda karşımıza inişli çıkışlı dalgalı bir seyir tablosu çıkıyor. 5 yıllık periyodlar halinde rakamları değerlendirecek olursak; 2000 yılında toplam 14.800 baş olan büyükbaş sayısı, 2005’te 13.950’ye geriliyor. 2015’te kısmi toparlanmayla yeniden 14.200 seviyesine çıkıyor. 2020’de ise dikkat çekici bir artışla 17.300 başa ulaşıyor. Ancak bugün sert bir düşüşle 13.597 seviyesine gerilemiş durumda.
Demek ki sorun sadece “arttı–azaldı” meselesi değil. Sorun, sürdürülebilirlik. Sorun yanlış hayvancılık politikası.
Yalova merkezi ve diğer ilçeleri rakamsal olarak değerlendirdiğimiz de ise;
2000 yılında Merkez ilçede 4.200 baş hayvan varken bugün 3.200 seviyesinde.
Altınova 2000’de 3.800 baştan bugün 3.600’e gerilemiş durumda.
Çiftlikköy 2.600’den 2.500’e,
Termal 1.900’den 1.800’e,
Çınarcık değişmemiş 1.400 olarak sabit,
Armutlu ise 900’den 1.097’ye çıkmış görünse de genel tabloyu değiştirecek ölçekte değil.
Özellikle Merkez ilçedeki gerileme, şehirleşmenin tarımı nasıl sıkıştırdığını açıkça gösteriyor. Yalova büyürken hayvancılık alan kaybediyor.
Peki; 2020 yılında yakalanan zirve neden kalıcı olamadı? Gelin nedenini hep birlikte irdeleyelim. 2020’deki 17.300 başlık yükseliş tesadüf değildi. Pandemi döneminde gıda güvenliği tartışmaları, kırsala dönüş eğilimi ve bazı destek mekanizmaları üretimi artırmıştı. Ancak üreticiyi teşvik eden destekler gibi rakamlardaki artış da kalıcı olmadı. Mevcut desteklerin çekilmesiyle birlikte düşüş başladı.
Çünkü üretici için asıl belirleyici olan; yem maliyetleri, mazot fiyatları, elektrik giderleri, veteriner ve ilaç maliyetleri, finansmana erişim gibi kalemlerde istikrarlı bir politika üretilemedi. Bu kalemler üretilmediği sürece de sayılar geçici olarak yükselir, sonra yeniden düşer.
Hayvancılıkta yıllardır benzer bir döngü yaşanıyor. Fiyat artıyor → ithalat kapısı açılıyor → yerli üretici zarar ediyor → hayvan kesime gidiyor → birkaç yıl sonra arz açığı oluşuyor → yeniden destek açıklanıyor. Bu kısır döngü, Yalova gibi küçük ölçekli ama potansiyeli yüksek illerde daha yıkıcı sonuçlar doğuruyor.
Sorulması gereken sorular şunlar:
- Yem hammaddesinde dışa bağımlılık azaltılmadan hayvancılık sürdürülebilir mi?
- Küçük aile işletmeleri korunmadan üretim tabana yayılabilir mi?
- İthalat politikası yerli üreticiyi koruyacak şekilde planlanıyor mu?
- Destekler gerçekten üreticiye zamanında ve yeterli düzeyde ulaşıyor mu?
Bugün hangi üreticiye sektörün sorunu ne diye sorsanız alacağınız cevap; “Öngörülebilirlik yok” olacaktır. Hayvancılık uzun vadeli bir iştir. Bir buzağıdan verim almak yıllar alır. Ama politika kararları aylık değişiyorsa üretici risk alamaz, almıyor da.
Peki Yalova Ne Yapmalı?
Yalova’nın önemli avantajları var. İstanbul’a yakınız. Küçük ama organize edilebilir üretim alanlarına sahibiz. Süt ve et pazarına hızlı erişim sağlayabilecek bir konumdayız. Kooperatifleşmeye uygun bir yapıdayız. Ancak doğru planlama olmadan bu avantajlar heba oluyor.
Yapılması gerekenler açık. İl bazlı yem üretim planlaması yapılmalı. Küçük üreticiye düşük faizli, uzun vadeli kredi imkanı sağlanmalı. Kooperatif destekli alım garantisi modeli hayata geçirilmeli. Genç çiftçi programları gerçekçi bütçelerle güçlendirilmeli.
30 yıllık tabloyu değerlendirdiğimizde rakamlar bize şunu söylüyor; azalan sadece 2.903 baş hayvan değil. Azalan, kırsaldaki umut. Azalan, üretim cesareti. Azalan, gelecek planı yapabilme güveni.
Hayvancılık günü kurtarma politikalarıyla değil, 10–20 yıllık stratejilerle ayağa kalkar. Uzun vadeli planlama yapılmadığı sürece de bizler rakamlar düştü mü arttı mı sadece bunu konuşur gündemimize rakamları alırız.