Takvimde sıradan bir gün gibi görünse de aslında hepimize çok önemli bir soruyu hatırlatan bir gün: Afet olduğunda ne yapacağız? Belki de soruyu biraz değiştirmek gerekiyor: Afet olmadan önce ne yapıyoruz?

Çünkü modern afet yönetiminin temel anlayışı artık “afet olduktan sonra müdahale etmek” değil, afet meydana gelmeden önce riskleri azaltmak üzerine kuruluyor.

Bir depremi önleyemeyiz. Sel yağışını durduramayız. Şiddetli fırtınayı engelleyemeyiz. Ancak bu olayların afete dönüşmesini, can ve mal kayıplarını büyütmesini önemli ölçüde azaltabiliriz.

İşte 13 Ekim'in asıl anlamı burada ortaya çıkıyor. Birleşmiş Milletler tarafından 1989 yılından bu yana anılan Dünya Afet Risklerini Azaltma Günü, toplumlarda afetlere ilişkin farkındalığı artırmayı ve riskleri azaltma kültürünü yaygınlaştırmayı amaçlıyor. 2015 yılında Japonya’ nın Sendaikentinde kabul edilen Sendai Afet Risklerinin Azaltılması Çerçevesi ise dünyaya önemli bir mesaj verdi: Afetlerle mücadele yalnızca afet sonrasında yapılacak kurtarma çalışmalarından ibaret değildir. Riskleri önceden görmek, azaltmak ve dayanıklı toplumlar oluşturmak gerekir.

2026'nın mesajı: Dayanıklılık evde başlar.

Bu yılın konusu ise hepimizi yakından ilgilendiriyor:“Resilience Starts at Home- Dayanıklılık Evde Başlar.”Birleşmiş Milletler Afet Risklerini Azaltma Ofisi'nin 2026 yılı için belirlediği bu tema, afetlere karşı mücadelenin en küçük toplumsal birimden, yani evden başlaması gerektiğine dikkat çekiyor. Çünkü evimiz yalnızca yaşadığımız yer değil; depremde, selde, yangında veya başka bir afette ilk korunmayı beklediğimiz yerdir.

Fakat burada önemli bir gerçek var: Güvenli ev yalnızca sağlam duvarlardan ibaret değildir. Güvenli ev; doğru zeminde, doğru mühendislik hizmetleriyle, mevzuata uygun biçimde yapılmış, düzenli olarak kontrol edilen ve içerisindeki insanların da afet konusunda bilinçli olduğu evdir. Dolayısıyla “dayanıklılık evde başlar” sözü, aslında çok daha büyük bir sorumluluğu ifade ediyor.

Bu sorumluluk; merkezi yönetimin, yerel yönetimlerin, teknik meslek kuruluşlarının, bilim insanlarının, müteahhitlerin, yapı sahiplerinin ve elbette vatandaşların ortak sorumluluğudur.

Yalova için 13 Ekim neden daha önemli? Bu soruyu özellikle Yalova'da sormamız gerekiyor. Çünkü Yalova, deprem gerçeğini geçmişte ağır biçimde yaşamış bir kenttir. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin üzerinden yıllar geçti. Fakat deprem gerçeği ortadan kalkmadı.

Tam tersine, geçen her yıl bize aynı şeyi hatırlatıyor: Depremi unutmak, deprem riskini ortadan kaldırmıyor. Yalova'nın bugün ihtiyacı olan şey deprem korkusunu büyütmek değil, deprem bilincini büyütmektir.

Bunun yolu da bilimsel verilere dayalı şehir planlamasından, güvenli yapılaşmadan, riskli yapıların tespitinden, kentsel dönüşümden, güçlü altyapıdan ve eğitimli bir toplumdan geçiyor.

Bu noktada Yalova'da son dönemde yürütülen İl Afet Risk Azaltma Plânı çalışmaları büyük önem taşıyor. 2027-2031 dönemini kapsayacak İRAP hazırlık çalışmaları kapsamında kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversite, sivil toplum kuruluşları ve diğer paydaşların bir araya gelmesi; afet risklerinin bilimsel veriler ışığında değerlendirilmesi ve somut hedeflerin belirlenmesi açısından önemli bir adımdır. Eylül 2026'da gerçekleştirilen çalıştayda yaklaşık 600 paydaşın katkı sunması da konunun ne kadar geniş bir kesimi ilgilendirdiğini göstermektedir.

Ancak burada çok önemli bir noktanın altını çizmek gerekiyor:

Plân yapmak kadar, plânın uygulanması da önemlidir.

Bir rapor raflarda durduğu sürece deprem riskini azaltmaz.

Riskli yapı belirlenmişse gereği yapılmalı…

Toplanma alanı belirlenmişse korunmalı…..

Altyapı riskliyse güçlendirilmeli…

Vatandaş eğitilecekse eğitim süreklilik kazanmalı…

Tatbikat yapılacaksa göstermelik değil, gerçek bir hazırlık anlayışıyla yapılmalı…

Kısacası afet risklerini azaltma çalışmalarının sonucu sahada görülmelidir.

Yalova'da görev makamlarına büyük sorumluluk düşüyor.

Yalova'da afet yönetiminin en üst koordinasyon makamı olan Yalova Valiliği, il genelindeki afet ve acil durum çalışmalarının koordinasyonunda temel sorumluluğa sahip.

İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) ise risk azaltma, hazırlık, müdahale ve iyileştirme çalışmalarının ilgili kurumlarla birlikte yürütülmesinde önemli bir görev üstleniyor. Kurumun görevleri arasında afet öncesinde zarar azaltma ve hazırlık, afet sırasında müdahale eğitimleri, afet sonrasında iyileştirme faaliyetler, gönüllülük çalışmalarının desteklenmesi, afet ve acil durum yönetim merkezinin işletilmesi ve gerekli hazırlıkların yapılması da bulunuyor.

Diğer taraftan Yalova Belediyesi açısından da afet risklerinin azaltılması artık yalnızca afet anında müdahale konusu değil, doğrudan şehir yönetiminin bir parçası.

Belediyenin stratejik planında kentsel risklerin belirlenmesi, etkin afet yönetiminin oluşturulması ve afet bilincinin geliştirilmesi hedefleniyor. Ayrıca afet toplanma ve geçici barınma alanlarının geliştirilmesi, risk haritalarının güncellenmesi, kentsel dönüşüm çalışmalarının yapılması, arama-kurtarma kapasitesinin geliştirilmesi ve vatandaşlara yönelik eğitimlerin artırılması gibi hedefler bulunuyor.

2026 Performans Programı'nda da Afet İşleri ve Risk Yönetimi Müdürlüğü bünyesinde afetlere yönelik risk azaltma ve hazırlık çalışmaları özel bir başlık olarak yer alıyor.

Bu tablo bize şunu söylüyor:

Yalova'da afet yönetimi konusunda kurumsal bir yapı var. Şimdi önemli olan, bu yapının bütün kurumları kapsayan, ölçülebilir ve sürekli bir çalışma düzenine dönüştürülmesidir.

Peki, vatandaş ne yapacak? Onu da gelecek yazımızda görelim.